Kadınların evi ne olacak?

e-Posta Yazdır PDF

Genel kanaat, kadınların evlerine pek düşkün olduklarıdır. Evlerinin en ince ayrıntılarına kadar ilgilenir, temizler, bakar hatta koklar diye bilinirler. Ellerinde bir bez parçası ile sabahtan akşama kadar bir köşeden diğerine koşuşturdukları söylenir. Böyle olup olmadığı ya da her kadının böyle yapıp yapmadığı şüphesiz bilinemez. Sadece genel görüntünün bu olduğunu söyleyebiliriz. Veya kadınlar ve ev kelimesi birleştiğinde akla gelen bu olagelmiştir.


Kadınların bu ev düşkünlüğü, yakın bir gelecekte özlenecektir herhâlde. Artık kadınlar, mü'min olanları da evlerine vakit ayıramamaktadırlar. Erkekler gibi onlar da evlerine akşam yatmak için dönen bir kadın nesli önümüzdedir. Bu varsayıma itiraz edenler olabilir. Kadınların genel gidişatından anlaşılan budur. Genç kızlarımız, gerekli gereksiz bir okuma havasına kapılmış gitmişlerdir. Neredeyse genç bir kızın üniversite okuması, onun hayat şartlarından biri gibi algılanacaktır. Bu üniversitelerde okuyan kızlarımızın, ahlâk ve din açısından verdikleri tavizleri bir anlığına yok sayalım. Kendisini çok iyi korumuştur, melekler onu himaye etmiştir diyelim. Yıllarca emek verildikten sonra elde edilmiş diplomalar ne yapılacaktır, cevaplanması gereken soru budur. Büyük bir oranda bu diplomalı kızlar, akşam evlerine yatmaya gelen iş güç sahibi hanımlar olarak hayatlarını sürdüreceklerdir. Önümüzdeki hayat tarzının böyle olması artık kaçınılmazdır. Meseleye kızların okuması ve okumaması açısından bakmamız yeterli değildir. Diyelim ki, kızlarımız için mükemmel bir koruma alanı oluşturuldu ve Şeriat'ımız açısından sakıncasız ortamlar oluşturuldu, kızlarımız da oralarda şu veya bu branşta eğitim gördüler. Neticede bir, okumuş kızlar nesli yetişti. Bu kızlarımızın karşılaşacağı sorunlar neden düşünülmüyor:


Kızlarımızın okumalarına karşı olmak gibi peşin bir fikir sahibi değiliz elbette. Ne okuduklarını, okumalarının ne getirip götüreceğini tartışmak isteriz.


Bir kere, ortada bir ilim merakı iddiası gülünç kalır. Merak vardır ama bu ilme değil çevreye ve özentiye meraktır. Bir kadının altından kalkamayacağı meslek dallarında okuyan kızlarımızın durumunu başka türlü izah etmekte zorlanıyoruz.


Kızlarımızın ilim merakının iki türlü faturası olacaktır. Birincisi, kızların kendilerinin ödeyeceği faturadır. Bu din ahkâmından verilen tavizler şeklinde gerçekleşecektir. İkinci fatura da mü'min toplumun ödeyeceği faturadır. Bu fatura, evinde anne olacak, eş olacak kadın bulma zorluğu şeklinde önümüze çıkacaktır. Okumuş, diplomalı ama kadın olmayı beceremeyen kaprisli, kompleksli kadınlardan oluşan bir aile dünyamız olacaktır yakın zamanda. Çok şey bilen, bildikleri arasında eşlik olmayan, eşini dışarıdaki dünyaya iten kadın tipleridir bunlar. Ne yazık ki, mevcut Avrupa kültürünün iki asırdan beri içinde bocaladığı ve şimdi kurtulmak için arayışlar içine girdiği maceradır bu. Onlar kurtulmak için çırpınırken biz dalmak için çırpınıyor olduk. Şu dünyada anne kadar değerli bir şey var mıdır ki, onu kaybetmemize değecek bir süreci benimseyelim.


Ailelerin bu husustaki genel siyaseti şudur: 'Bizim kız' aslında iyi niyetle okuyacak, sonra da mükemmel bir hanımefendi olacak. O ailenin kızı zaten meleklerin gözetiminde üniversite anfilerinde bulunacağı için her adımına bir umre sevabı yazılacağından sonucu garantilidir de. Şeytan ne ilginç tuzaklarla bizi kuşatıyor? Bir de anne, kendisi 'okuyamadığı için' evinde veya yakın çevresinde itilmiş biri ise o annenin kızına bakışı zaten bir kurtarıcı, onu düzeltici mantığı taşıdığı için zemin çok daha kolay oluşmaktadır.


Kızlarımızın okuma arzularının yeniden ele alınması gerekmektedir. Aksi takdirde yakın gelecekte, anne arayışı olan, eş bulmanın mucize olarak görüldüğü bir topluma dönüşebiliriz. Bunun mesulü de, bu nesli okuma adı altında evinden çıkaran nesil olur. Tartışmaya mahal yoktur; biz evcil bir ümmetiz. Evlerini mescitleştirmek gibi bir maksat güden ümmetimizin temel karakteri budur. Bu karakterin bozulmasının bedeli ağır olacaktır.


KADIN TACİRLER


Kadınları evlerinden çıkaran nedenlerden biri de ticarettir. Zengin olmanın ötesinde bir hırs kadınları ticarete sevk etmektedir. Bunu alışveriş merkezlerinde izlememiz mümkündür. Kadın ve ticaret birleşimi için iki hakikati teslim etmemizde bir sakınca yoktur:


a-) Hayatın ortaya çıkaracağı zorunlu şartlar nedeniyle kadın da ticarete, iş hayatına atılabilir. Temel ihtiyaçlar, aile için olağanüstü zorunlu şartlar buna mecbur edebilir. Bizim ele aldığımız durum bu değildir. Biz kadının, ticareti ve evi dışındaki iş anlayışını tabileştirmesini ele alıyoruz. Sabah mesaisine eşi ile beraber çıkan, işi olduğu için doğumunu yıllarca erteleyen ya da kazara doğurduğunu birilerine emanet eden kadındaki garipliği tescil etmek istiyoruz.


b-) Dinimiz, kadının ticaret yapmasını, iş kadını olmasını yasaklamamıştır. Ticaret ve iş, en az erkek kadar kadın için de mubahtır. Kadın da fabrika işletebilir. Çiftlikler kurabilir. Belli bir yerde yöneticilik de yapabilir. Bunların yasak olduğunu belirten tek bir nas yoktur. Kadının fakir olması, eşinin elindekine mahkûm olması emredilmemiştir. Eşinden çok daha zengin kadın görüntüsü her şeyden önce Peygamber aleyhisselamın ailesinde vardır. Burada bir sakınca yok zaten. Sakıncalı durum, kadının kadınlığından, anneliğinden taviz vererek elde edeceği zenginliğin ve iş hayatının bize uyup uymamasındadır.


Kadının çalışması Şeriat kuralları açısından MUBAHTIR. Mubah ise bildiğimiz gibi günah olmayan, sevap da olmayan şeylere denmektedir. Bunun adı serbestliktir. Yani kadın çalışmada, kazanmada ve zenginlikte bir serbestlik içindedir. Dinin kuralı budur.


Müslüman kadının, erkeklerle bir arada olmaması, kadınlığını hakkıyla icra etmesi, annelik misyonunun altında ezilmemesi ise Allah'ın emridir. Bu emre FARZ dendiğini biliyoruz. Bir mubahla bir farzın karşı karşıya getirilmesi durumunda farzın önünde mubahın olmayacağını yani mubaha dayanarak farzı yok sayamayacağımızı anlamamız gerekmektedir. Meselenin can alıcı noktası budur. Kadını, doğurmaktan ve eşini başkalarına bakmaktan alıkoyacak asıl görevden alıkoyan hiçbir şeyin değeri yoktur! Vurgulama yaparak bu ilkeyi teheccüt namazı ile Perşembe Orucu ile örneklendirebiliriz. Kadının, kadınlığına yavaşlama getirebilecek bir teheccüt, bir Perşembe Orucu bile yoktur. Hâlbuki teheccüt muazzam bir nafile ibadettir. Perşembe/Pazartesi Oruçları muazzam bir nafiledir. Bu muazzam ibadetler, eşlik görevi ki, o farzdır ile çeliştiğinde devreden çıkmaktadırlar. Demek ki mesele, kadının çalışması veya çalışmaması meselesi değildir. Ne alıyor ne veriyor meselesidir. Evdeki kimliğinden taviz vererek zengin olan kadının, kazandığından ya da oluşturduğu yeni kimliğinden dinine hizmet etme, sadakalar verme, kuyular açtırma iddiası boşaltılan yeri dolduracak nitelikte asla olamaz. Kişisel kazancın ötesine geçmeyen bu görüntü, ümmet adına ortaya çıkan boşluğu hiçbir zaman dolduramayacaktır. Kadından boşalan yeri melekler bile dolduramazlar. Bunu anlamayanlar, İslam'ı farklı kılan temel değerleri anlamamış sayabilirler kendilerini.


Bu ümmetten olmayanların yıllarca bize püskürttükleri, 'siz kadınlarınızı şöyle ettiniz böyle ettiniz' töhmetlerine inanarak, güya kendilerince İslam'a daha uygun şekiller çizmeleri kendilerini avutabilir. Yarın bu ümmetin insanları olarak yaşayacak nesiller, bugünkü nesli muhakeme ederken, kadınlarını iş ortamına sürükleyen ve böylece bir neslin değer kaybına sebep olanlar olarak bizi yorumlayacaklardır. Tıpkı bizim, bir önceki neslin sadabat eğlenceleri ile uçurumu başlatanlarını kınadığımız gibi olacaktır bu.


Çarşılarda gördüğümüz, elinde cep telefonu ile dolaşan ve manken gibi görkemli görüntüsü olan kızlarımız hatta hanımlarımızın hesabını bu anlayış üzerinden yapmaya çalışalım. Bir de 'nereye gidiyoruz?' sorusu sormaya çalışalım kendimize.


KANUN


Kadınla alakalı temel kanun maddesi şudur:

"Gereksiz yere ve olur olmaz şekilde evlerinizden dışarı çıkmayınız ve önceki cahiliye döneminde olduğu gibi (çekiciliğinizi göstermek için) açılıp saçılmayınız." (Ahzab suresi, 33)


Bu ayete muhatap olanlar Peygamber aleyhisselamın hanımlarıdır elbette. Ama onların muhatap olduğu şey bizim neyimiz olur diye bir soru sorulur mu acaba?


Bu ümmetin ana karakteri olan hususlarda vereceği tavizler, insanlık için çıkarılmış en hayırlı ümmet olma özelliğini yitirmesine neden olacağına göre bizi biz yapan şeyleri nasıl ihmal edebiliriz?


Evinin sultanı kadınlarla, evine de uğrayabilen kadınlar farklı kimlikleri temsil etmektedirler. Bizim ümmetimizin kadınları evlerinde Rablerine kulluk için uğraşan kadınlardır. Onlar, bütün ihtişamlı sevap vaatlerine rağmen mescitlere bile davet edilmemişlerdir. Cuma'dan bile muaf tutulmuşlardır. Evlerindeki sultanlıkları zedelenmesin diye. Eşlerinin sultanları, ümmetinin umutları olarak kalsınlar diye.