Yahudileştirme Çalışmaları Gölgesinde Kudüs’ün Geleceği

e-Posta Yazdır PDF


“Jerusalem”in Siyonist işgal devletinin başkenti olarak hayali, Siyonist projenin ideolojisine ilk ortaya çıkışından itibaren eşlik ediyordu. “Jerusalem”, “Rabbin gözetimindeki” arı Yahudi devleti hayalinin romantik bir şekilde canlandırılmış haliydi ve en başından beri Siyonist projeye öncülük ediyordu. Siyonist aklında “Jerusalem” hayali kısaca kentin simgelerinin, kültürünün, dilinin ve sakinlerinin Yahudileştirilmesi anlamına gelmektedir. 

Doğu Kudüs’ün planlı bir şekilde Yahudileştirilmesi çalışmalarının başlamasının üzerinden 42 yıl geçti. Yahudileştirme projesinin çeşitli cephelerde gerçekleştirdiği ilerlemelere rağmen, Altın Kubbe ve Kudüs’ün dağlarından birini tamamen kaplayan geniş mescid manzaraya hakim durumdadır. Kudüs’ün minareleri ve kiliselerinin burçları hep birlikte hâlâ bu kentin ufkunu doldurmaktadır. Roma döneminden İslami döneme uzanan soylu yapıları hâlâ kentin baskın dokusunu oluşturmaktadır. Heykel Dağı’nda ayin henüz gerçekleşmemiş ve Yahudiler hâlâ devletleri kurulmadan önce aldıkları ve ayin yaptıkları aynı yerde ayin yapmaktadırlar. Bir yandan kent halkına uygulanan tüm baskılara, diğer yandan da dışarıdan göçmenler getirilip kentte kalmaları için teşvik edilmelerine rağmen kentte hâlâ mutlak çoğunluğu elde etmekten çok uzaktırlar. Siyonistleri ürküten bu gerçekler, 2002 yılından itibaren Kudüs’ü kesin olarak işgal devletinin bölünmez Yahudi başkenti haline getirecek hummalı bir çalışmanın başlamasına neden oldu. 2006 yılındaki ikinci Lübnan Savaşı ve 2008-2009’daki Gazze Savaşı’nın ardından oluşan güç dengesinin giderek bozulduğu hissi, Kudüs’ün geleceğini kesin bir şekilde belirleme konusunu her renkten Siyonist siyasetçilerin nezdinde birinci öncelik haline getirdi. Kudüs davasının Arapların, İslam ülkelerinin ve hatta Filistinlilerin gündeminde müzmin bir şekilde gerilemesine karşılık, “Jerusalem”i son şekliyle yaratma fikri, Siyonistlerin öncelikler listesinin ilk sırasına oturdu. 

Çatışma alanları... Kudüs mü, “Jerusalem” mi? Kudüs davası kazılar, arazilere el koyma, kentin simgelerini değiştirme ve kimliğini yok etme, Yahudi yerleşkeleri, ırkçı ayrım duvarı, Kudüs’te daimi ikameyi sağlayan ve “hüviyet” olarak bilinen kartların geri alınması, ağır vergiler, ulusal sigorta, “yaşam merkezi” kanunu ve benzeri birçok ayrıntının dehlizinde kaybolup gitmesine rağmen, kent üzerindeki çatışma, kentin kimliğini iki temel alanda belirleme yönünde ilerlemektedir: Kentin dini ve kültürel kimliğini belirleme ve kent sakinlerinin kimliğini belirleme. 

A) Dini ve kültürel alandaki çatışma İşgalci bu alanda kentin Arap ve İslami kimliğini dini, kültürel ve mimari yönlerden Yahudi kimliğiyle değiştirmeye çabalamaktadır. İşgalci, bütün bunları gerçekleştirebilmek için dört yoldan çalışmaktadır: 

Birinci yol: İslami ve Hıristiyan kutsal mekanları içeren Eski Belde’ye paralel kutsal bir Yahudi kenti inşa etmek. Bu kutsal kent, Eski Belde’yle aynı merkeze, Mescid-i Aksâ’ya ortak olacaktır. İşgalci bu projeye “Öncelikle Kudüs” ya da “Kutsal Havzayı Geliştirme Projesi” ismini vermektedir.

İkinci yol: Radikal Yahudi gruplarının arka arkaya baskınlarıyla ve mescidin surları üzerinde, altında ve çevresinde havralar inşa ederek Mescidi Aksâ ve çevresinde kalıcı ve doğrudan bir Yahudi varlığı oluşturmak. 

Üçüncü yol: Mescid-i Aksâ çevresindeki Filistinlilerin mahallelerini boşaltmak ve Filistinlilerin Mescid-i Aksâ’ya ve Eski Belde’ye ulaşmalarını sınırlandırmak. 

Dördüncü yol: Kudüs kentinin Yahudi kenti olduğu propagandasını yapmak. Bunun için kentteki İslami eserleri görmezden gelen seyahat turları organize etmek, Yahudilerin dini ve milli bayramlarında kutlamalar ve şenlikler düzenlemek. 

B) Demografi alanında çatışma 1967 yılında Kudüs kentinin tamamını işgal ettiğinden bu yana işgalciye hep demografi kaygısı hakim olmuştur. Bu nedenle işgalci, o tarihten bu yana devletin başkenti sıfatıyla kentte belirli bir demografik Yahudi çoğunluğu sağlamaya çalışmıştır. Bu nedenle 1973 yılında Filistinlilerin kentteki oranını % 22 ile sınırlandıran bir kanun çıkarmıştır. Fakat bu hedefi hiçbir zaman gerçekleştirememiştir. Bugün, Kudüs’te yaşayan Filistinlilerin oranı % 35’e ulaşmaktadır ve bizzat işgalcinin kendi tahminlerine göre 2020 yılında % 40’a ulaşması beklenmektedir. Bu nedenle, kentte demografik dengeyi sağlama konusu işgalcinin önceliklerinin en başında gelmektedir; belediyenin planlarına ve özellikle de 2020 yılı Kudüs’ü ve Heykel planına yön vermektedir. 

İşgalci bugün Kudüs’te demografik dengeyi sağlamak için dört yoldan çalışmaktadır. Birinci yol: Yahudi yerleşkelerini yoğunlaştırmak. Bugün Kudüs’ün duvarın içinde kalan ve 289 kilometre kareye ulaşan yeni alanında 69 Yahudi yerleşkesi vardır ve 270 bin Yahudi yerleşimcinin yaşadığı bu yerleşkeler 163 kilometre karelik bir alanı işgal etmektedir. İkinci yol: Kudüs kentinin yerleşim merkezi olarak reklam edilmesi. Kudüs, Yahudi sakinlerini kovan bir kent sayılır. 1980–2005 yılları arasında kentten tersine göç 105 bin Yahudi yerleşimciye ulaşmıştır. İşgal hükümeti bu durumla mücadele için 7 Ağustos 2007’de Yahudileri Kudüs kentine taşınmaya ve Kudüs’te yaşamaya teşvik edecek 200 milyar dolarlık bir projeye onay vermiştir. Üçüncü yol: Ayrım duvarı. Ayrım duvarının Kudüs’teki ilk hedefi, mümkün olan en geniş alanı kentin belediye sınırları içine katmak ve yine mümkün olduğunca çok Kudüslüyü kentten kovmaktır. Kudüs halkı bu plana anında karşı koymaya kalktılar ve büyük sayılarda duvarın içinde kalan mahallelere taşındılarsa da, duvarın %90’ının tamamlanmasıyla 154 binden fazla Kudüslü Filistinli kentlerinden soyutlanmıştır ve Filistinlilerin ellerinden 163 kilometre kare toprak daha alınmıştır. Dördüncü yol: Kentin Filistinli sakinlerinin zorla göç ettirilmesi. Bu yolun demografik dengeyi sağlamaya etkileri sınırlı sayılır. Çünkü uygulaması çok zordur ve siyasi sorunlara yol açar. İşgalci geçmişte nadiren bu yola başvurmuştur. Fakat bugün, kendisi için durumlar daha da kötüye gitmeden demografik dengeyi sağlama çabası çerçevesinde bu yolu siyaset olarak benimseme eğilimindedir. İşgalci, Kudüslü Filistinlileri kentten iki temel metodu kullanarak göç ettiriyor: Birincisi; kalıcı oturum kimliklerini geri almak. “Mavi kart” olarak adlandırılan bu kimliklerden 1967 ile 2006 yılları arasında 6396 kimlik geri alınmıştır. İkinci üslup ise; toplu göç ettirmedir. İşgalci, 2008 ve 2009 yıllarında beş mahallede 174 emlakı kapsayacak şekilde bu metodu yeniden aktif hale getirmiştir. Bu mahalleler şunlardır: El-Bustan, El-Abbasiyye, Şeyh Cerrah, Et-Tûr, Eski Belde’nin kuzey mahallesi.

BİRBİRİYLE ÇATIŞAN PROJELER... YAHUDİLEŞTİRMEYE KARŞI SABİTLEŞTİRME 

Bugün Kudüs’te iki proje arasında çatışma yaşanıyor. Birincisi; kenti söküp almak ve dini, kültürel ve demografik kimliğini yeniden şekillendirmek isteyen Yahudileştirme projesi. İkincisi ise, kentin kimliğini korumak için çalışan sabitleştirme projesi. 

A) Yahudileştirme projesi: Bu proje, Kudüs kentini işgal devletinin “birleşik ve ebedi Yahudi başkenti” haline getirmeyi hedeflemektedir ve bunun  için şu yollara başvurmaktadır: 

1) Kentteki demografik dengeyi korumak. Yani işgal devletinin 1973 yılında kentin toplam nüfusunun % 70’i olarak belirlediği kentteki Yahudi çoğunluğunu muhafaza etmek. 

2) Kentin kimliğini; dini, kültürel ve imar yapısını Yahudileştirmek. Bunların başında da, Mescidi Aksâ, Eski Belde ve çevresinin Yahudileştirilmesi gelmektedir. 

Bu projenin gücü, uzmanların deneyimlerine ve kanuni desteğe ek olarak siyasi ve maddi desteğe de sahip olmasında gizlidir. Siyasi alanda, bu proje üzerinde işgal devletinde yerel bir icma vardır. Proje, Amerika tarafından da memnuniyetle karşılanmaktadır veya en azından projenin uygulanmasına ses çıkartılmamaktadır. Sadece evlerin yıkılması ve Mescid-i Aksâ’ya baskın gibi bazı istisna uygulamalar Avrupalılar ve Amerikalılar tarafından kınanmaktadır. Maddi alanda ise bu projeye resmi olarak büyük bir destek vardır. Sadece Kudüs’teki işgal belediyesi bu projeye yıllık 1,019 milyar dolar bütçe ayırmaktadır. Yahudi toplumu ve diaspora Yahudileri ise, bu projeye yıllık 180 milyon dolardan az olmayan yardımda bulunmaktadır. Tecrübe alanında da, uzmanlar ve çalışma ekipleri aracılığıyla projeye gerekli her türlü teknik ve lojistik destek sağlanmaktadır. Aynı şekilde proje, işgal hükümetinin ve uzman birimlerinin sağladığı kanuni desteğe de sahiptir. 

B) Sabitleştirme projesi: Buna biz mecazi olarak “proje” diyoruz. Çünkü çoğunlukla kent halkının plansız ve kişisel tepkisinden kaynaklanmaktadır. Bu proje, kentin Arap ve İslami kimliğini sabitleştirmeyi ve özgürlüğüne kavuşana kadar mevcut durumu korumayı hedeflemektedir. Bunun için de şu yollara başvurmaktadır: 

1) Kentte kalıp yaşamayı sürdürebilmeleri ve zorla göç politikasına karşı koyabilmeleri için Kudüslü Filistinlileri desteklemek ve nüfus artış oranlarını korumak. 

2) Kutsal mekanları koruyarak ve onarımını yaparak, Kudüs’teki ve özellikle de Eski Belde’de ve çevresindeki binaları ve emlâkı koruyarak kentin dini ve kültürel kimliğini muhafaza etmek. Bu projenin birkaç zayıf noktası vardır, bunlar siyasi ve maddi destek eksikliğinde kendini göstermektedir. Siyasi alanda, Filistin Kurtuluş Örgütü ve pratikte Filistin Ulusal Yönetimi, Filistinlileri temsil etme ve haklarını savunma yetkisine sahip olduğu için Filistin halkının asıl adresidir. Fakat Faysal El-Hüseyni’nin vefat etmesinden ve 2001 yılında Doğu Evi’nin kapatılmasından bu yana, Filistin Yönetimi Kudüs dosyasını ihmal etmektedir. Filistinli grupların Kudüs dosyasına yaklaşımları da çok daha iyi durumda değildir. Filistinli gruplar Kudüs’ten taviz verilmesini reddetse ve Kudüs’ü politikalarının sabitelerinden biri saysa da, kenti hâlâ ana başlık olarak ele almaktadır ve kentte etkili bir varlığı yoktur. Kudüs’teki İslami vakıfların ve kutsal mekanların vasisi Ürdün’e gelince, o da olaya dış politikası çerçevesinden bakmaktadır. Kendisini gücü ve imkanları sınırlı, çatışmadan kaçınan ve baskıya uğramak istemeyen bir ülke olarak görmektedir. Maddi alanda ise, sabitleştirme projesi maddi destekten neredeyse tamamen yoksundur. Kudüs kentinden sorumlu olan Filistin Yönetimi, bütün kesimlerde desteğini durdurmuştur. Filistin Yönetimi yeni liderleri döneminde Kudüs dosyasını gereksiz bir yük olarak görmektedir. Filistinli gruplara gelince, onların da Kudüs’e maddi destekleri oldukça sınırlıdır ve kentin öncelikleri arasında değildir. Bu durum, Kudüslü Filistinlilerin yıllar boyu maruz kaldıkları aralıksız baskılar nedeniyle kişisel imkanlarının da gitgide gerilemesine denk gelmektedir. Bütün bunlara dışarının ilgisizliği de eklenmektedir. 

Öyle ki, Kudüs’te bu projeye sahip çıkanlar, işgalciye karşı mücadelelerinde kendi hallerine terk edildiklerini hissetmektedirler. Bu zor şartlar, sabitleştirme projesinin yararına çalışan güç noktalarının varlığına engel değil dir. Örneğin bu projenin sahiplerinin görevi, var olan mevcut durumu korumak ve güçlendirmektir. Yeni durumlar yaratmak ve pratikte köklü değişiklikler yapmak zorunda değildirler. Ayrıca Kudüslü Filistinliler, kentte kalmaları için ödemeleri gereken bedelin farkındadırlar ve onlar bu uğurda zor hayat şartlarına katlanmaya hazırdırlar. Bu da onların işgalden bu yana %3’ten az olmayan nüfus artış oranını korumalarını sağlamıştır ve gelecek yirmi yılda da yaklaşık aynı oranı korumaları beklenmektedir. 

MUHTEMEL SENARYOLAR

Birinci senaryo: Kentin kimliğini belirlemede Yahudileştirme projesinin başarıya ulaşması. Bu senaryonun başarılı olabilmesi için, işgalcinin Mescid- i Aksâ’yı ikiye bölmeyi ve Yahudilerin de Müslümanlarla birlikte orada ibadet etmeye hakkı olduğu ilkesini kabul ettirmeyi başarması gerekir. Mescid-i Aksâ çevresinde büyük havralar açmayı, turistik ziyaret yerleri olarak açmayı planladığı tünelleri tamamlamayı, Silvan Mahallesi’nin büyük bölümünde “Davud” kentini inşa edebilmek için Eski Belde’nin yakın çevresinde oturanları zorla göç ettirmeyi, sonuçları bugünden kestirilemeyecek yeni demografik bir yapı üreterek ve Kudüs çevresindeki Yahudi yerleşkelerini kent sınırlarına dahil ederek kentin belediye sınırlarını yeniden çizmeyi başarması gerekir.

Burada, şunu vurgulamamız önemlidir: Siyonistlerin bugün yaptıkları hazırlıklar ve icraatlar ışığında, Mescid-i Aksâ’nın bölünmesi çok yakın bir adım haline gelmiştir. 11 Haziran 2009 günü sabahı “kapalı güvenlik bölgesi” gerekçesiyle Mescidi Aksâ’nın güney sahasını kapatma tatbikatı yapılmıştır. Kudüs’teki gelişmeleri yakından takip edenler, tatbikat ile uygulama arasındaki farkın – özellikle de mevcut hükümet ve belediye yönetimi döneminde- büyük olmadığını bilirler. 

İkinci senaryo: İşgalcinin birinci senaryonun gereklerini yerine getirmede çok büyük sorunlar yaşaması ve bu nedenle birinci senaryonun başarısız olması, uygulamasının gecikmesi veya işgalciyi alternatif senaryo arayışına girmeye sevk etmesi. Bu senaryo, Kudüslü Filistinlilerin direnişinin programlı bir şekilde desteklenmesini gerektirmektedir. Kudüs dahilinde işgalciyi rahatsız edecek etkin bir halk hareketi ve dışarıda da, işgalcinin Kudüs’e yönelik planlarının hesap ettiğinden ve hazırlandığından daha büyük ve daha pahalıya mal olacağını gösterecek siyasi tavır ve halk hareketi gerektirmektedir. Böylece işgalci kentin kimliği üzerinde belirleyici olmasını –kesinlikle- engelleyecek daha az radikal alternatifler benimsemek zorunda kalacaktır. 

Bu senaryo, Kudüs’e destek olması gereken tarafların davranışında köklü bir değişiklik gerektirmektedir. Bu dönüşüm mümkündür; fakat çok zamana, çabaya ve paraya ihtiyaç vardır. Filistin’de, Arap ülkelerinde ve İslam Dünyası’nda karar mercilerinin anlayışında değişime ihtiyaç vardır. Bunun şu anda gerçekleşmesi için uzatma süresinde olabiliriz. 

Üçüncü senaryo: Kudüslü Filistinlilerin kentin hüviyetini kendi lehlerine kesin olarak belirlemeyi başarmaları. Bu, işgalcinin çatışma cephelerinin hepsinde herhangi bir ilerleme sağlamasını engellemeyi ve demografi alanında ilerlemeyi sürdürmeyi gerektirmektedir. Bununla birlikte, yapılaşma ve kentin kültürel kimliği alanında kalıcı icraatlar yapılmalıdır. İşgal altında ve mevcut siyasi şartlarda bu senaryonun gerçekleşmesi imkansız gibidir. 

Bu değerlendirmeler ışığında, birinci senaryo da göz ardı edilmemekle birlikte, ikinci senaryo gerçekleşmeye en yakın senaryo olarak görülmektedir. Mevcut şartlar istenilen düzeyde olmasa da, pratikte yaşanan bir durum olarak kalacaktır. Kudüs Savaşı bugün büyük oranda zamana karşı mücadeledir. İşgalcinin sabretmeye ve on yıllar sonrası için plan yapmaya vakti kalmamıştır. Bilakis, önümüzdeki birkaç yıla sonucu kesin olarak belirleyecek dönem gözüyle bakmaktadır. Bu birkaç yılda kentin kimliğini belirleyebilirse, hayatta kalabileceği duygusunu güçlendirecektir. Birkaç yıl içinde bu sonuca ulaşamazsa, kentin kimliğini belirlemede ümitsizliğe kapılacak ve bu ümitsizliği kökleşecektir. Bunun da ayakta kalma ve varlığını sürdürmeye güveni noktasında pratik yansımaları olacaktır. “Jerusalem” olmadan “İsrail” olabilir mi?!. 

Öneriler

Arap ve İslam ülkeleri halklarına Kudüs’ün konumunu ve İsrail işgalinin Kudüs’e yönelik tehditlerini anlatmak ve Kudüs’e yapılanlara karşı daha etkin tepki verilmesini sağlamak. Böylece işgalci, kutsal mekanlara doğrudan saldırısının kendisine altından kalkamayacağı bir bedel ödeteceğini anlamalıdır. Sivil toplum kuruluşlarının rolünü etkinleştirmek ve Kudüslü Filistinlilere daha çok yardımda bulunmak. Böylece onlar, kentlerinde kalabilmek için işgalcinin icraatlarına karşı koyabilirler. Bu arada, kentin kimliğini ve geleceğini tayin etmede insan faktörünün belirleyici olduğunu unutmamak gerekir.

Resmi (Filistinli, Arap ve İslami) otoritelere Kudüs ve Kudüs halkı karşısında üzerlerine düşen sorumlulukları hatırlatmak ve binalar, araziler ve kent sakinleri alanlarında sabitleştirme projesine destek vermelerini sağlamak. Kudüs kenti ve Kudüs halkına karşı düşmanca uygulamaları nedeniyle “İsrail” ve üst düzey Siyonist yetkililer aleyhine davalar açmak. Ramallah ve Gazze arasındaki bölünmüşlüğü –en azından Kudüs ve Kudüslü Filistinliler konusunda- mutlaka aşmak gerekmektedir. Çünkü her iki taraf da, Filistin devletinin başkenti olarak Kudüs’ten vazgeçmeyeceğini ilan etmektedir. Filistin Yönetimi Başkanlığı açık bir siyasi tavır ortaya koymalı ve Filistin devletinin başkenti olarak Kudüs’ün konumuna ve kimliğine zarar verecek her türlü adımı reddetmelidir. Kudüs’ün konumunu tehdit eden her türlü anlaşmayı reddedeceğini açıkça ilan etmelidir. Zeytune Araştırma Merkezi, Uluslararası Kudüs Müessesesi İcra Müdürü Üstad Ziyad El- Hasen’e bu değerlendirmeye temel teşkil eden metni kaleme aldığı için şükranlarını sunar. (Filistin Enformasyon Merkezi)