Dinin Sembolleri, Sembollerin Dini

e-Posta Yazdır PDF

Dini hayatın üç önemli unsuru vardır: İnanç, ibadet ve ahlak. Bunların üçü de dini hayat için olmazsa olmazdır, vazgeçilemezdir. Bunlardan özellikle ibadetler bir takım ritüeller ve sembollerden oluşur. Bu açıdan diyebiliriz ki din biraz da sembollerdir.

Hristiyanlar için haç, Yahudiler için Süleyman mabedi, Hindular için inek ve Ganj nehri, Budistler için Buda heykeli birer dini semboldür. Her sembol değerini ifade ettiği anlamdan alır. Bir Hristiyan Haça demir parçası olarak bakmaz, ona göre haç insanlığın kurtuluşu için İsa’nın çektiği acıları ifade eder. Bir Yahudi’ye göre Süleyman mabedi basit bir taş yığını değildir. Yahudilerin saltanatını ve dünya hâkimiyetini anlatır. Bazen bu anlam kaybolur ve sembollerin kendisi dinin yerini tutar. Hatta semboller din haline gelebilir. Semboller din haline geldiğinde ise gerçek dinin aslından bir şey kalmamış olur. Din başkalaşır, dönüşür ve yeni bir hal alır. Bu, bir inanç sistemi için büyük bir tehlikedir. Sembollerde manaya sadakat esastır. Çünkü manasından koparılmış sembol, ruhu çıkmış ceset gibidir, yani ölüdür, değersizdir aslında. Hiçbir anlamı yoktur.

Diğer dinler gibi İslam’ın da sembolleri ve nişanları vardır. Özellikle Hac ibadeti dini semboller açısından yoğunluk arz eder. Nitekim bir ayette; “Şüphe yok ki, Safa ile Merve Allah'ın koyduğu nişanlardandır” [Bakara, 158] buyrulur.

Yeni bir Hac mevsiminde bu sembollerden bazısını hatırlamak yerinde olur:

İslam’ın sembolleri    

Kâbe ve mescit-i haram: Kâbe ibadet için yeryüzünde inşa edilmiş ilk mabet. Allah’ın evi. Görünüşte mimari bir özelliği yok. Olanca sadeliği içinde ihtişamı barındırıyor. Kâbe etrafında yedi defa dönüş bir tavaf sayılıyor. Tavaf çok farklı bir ibadet. Namaz gibi abdestli yapılması gerekiyor. Namazdan en önemli farkı tavaf esnasında konuşulabiliyor olması. Yedi rakamı sonsuzluk anlamına geliyor. Kâbe etrafında yedi kez dönüş, hayat devam ettiği müddetçe sonsuza dek merkezinde Allah olan, Allah’ın değerleri olan bir hayatı yaşamaya dair verilmiş sözü ifade ediyor. Tavaf aynı zamanda kâinatın temel hareketi ile aynı duyguyu paylaşmak demek. Çünkü maddenin en küçük parçası olan atomdan güneş sistemine varıncaya dek her şey bu hareketi yapıyor. Bir çekirdeğin etrafında sağdan sola doğru devamlı dönüyorlar. Bu dönüş durursa hayat da durur. Tavaf işte kâinatın bu hareketine, bu tesbihine, bu zikrine katılmak demektir.

Mescit-i haram ise dünyadaki tüm mescitlerin ana merkezi, kalbi. Peygamberimiz bir hadisinden öğrendiğimize göre burada kılınan bir rekât namaz başka yerlerde kılınan yüz bin rekât namazın sevabına denk. Yine peygamberimiz ibadet niyetiyle sadece üç mescide yolculuk yapılabileceğini belirtiyorlar; mescit-i haram, mescit-i nebi ve mescit-i aksa.

Hacer’ul- esved: Bu siyah taşın cennetten geldiğine dair görüşler var. Bu siyah taş adeta cenneti arayan insanlara Kabe’nin köşesinden göz kırparak “ey insan, cenneti istiyorsan ve cenneti özlüyorsan işte tavaf alanı. Allah’ın evinin çevresinden ve onun sınırlarından uzaklaşmadan yürümelisin. Hayatın onun çevresinde dönmeli ve onun etrafında şekillenmeli” der gibidir.  Tavafa bu kara taşa el sürülerek, ona el sallayarak, ona selam vererek başlanmaktadır. Tavafın startı onunla başlamaktadır. Hacer’ul esved tavaf ibadetinin besmelesidir. Besmelesiz ibadet olmayacağı gibi siyah taşa selam vermeden de tavaf başlamamalıdır.  Gümüş muhafaza içindeki bu siyah göz sanki ilahi bir kamera gibi ziyarete gelenleri kaydetmektedir. 

Makam-ı İbrahim: Hazreti İbrahim oğlu İsmail ile beraber Kâbe’yi inşa ederken bu taşı merdiven gibi kullandığı, taşın üstüne basarak Kâbe’nin yüksek duvarlarını ördüğü aktarılmaktadır. Hazreti İbrahim’in ayak izleri bu taşın üstünde halen mevcuttur. Haccın önemli bir sembolü olan bu taş ile ilgili olarak Kur’an-ı kerimde şöyle buyurulmaktadır:  “Hani, biz Kâbe’yi insanlara toplantı ve güven yeri kılmıştık. Siz de Makam-ı İbrahim’den kendinize bir namaz yeri edinin.” [Bakara, 125]

Safa ve Merve: Hac, İbrahim ailesi olmak demek. Tavaf ile Hazreti İbrahim ve Hazreti İsmail olmaya çalışan müslüman safa ve merve tepeleri arasında sa’y ederek (hızlıca gidip gelerek) Hazreti Hacer’in bağlılığını, sabrını ve teslimiyetini yaşar, yaşamak ister. Tavaf dairesel bir hareket iken sa’y düz bir harekettir. Bu iki tepe arasında yedi kez gidip geliş sonsuza dek hakkın ve hakikatin peşinde koşuşturmayı, o yolda olmayı, o yolda ölmeyi ifade eder. Hayatta ne aradığını bilmek, istikametlerini ona göre belirlemek ve o hedef için gayret (sa’y) etmek önemlidir.

Zemzem: Zemzem Allah yolunda büyük fedakârlıklar sergileyen, çalışıp çabalayan insana Allah’ın ikramıdır. Yaklaşık otuz beş metrelik bu kuyunun suyu milyonlarca hacının su ihtiyacını karşılar. Litrelercesi de hac dönüşü ziyarete gelenlere ikram edilmek üzere dünyanın dört bir yanına taşınır. Kuyunun suyu ne artar ne eksilir. Bereketlidir. İçinde bakteri barındırmaz. Çünkü o uzak yollardan Allah’ın evini ziyarete gelenlere ev sahibinin ilk hediyesidir. Allah’ın ikramı olduğu için satılması da caiz değildir.  Kütüb-i sitte’de geçen bir hadis’e göre Peygamber Efendimiz "Zemzem suyu ne maksatla içilirse o maksatla faydalıdır" buyurmuştur. Bu bakımdan şifadır.

İhram ve Arafat vakfesi: İhram belli bir çevrede yasaklanmış bir takım fiillerin sınırına girmektir. Erkekler için ihram elbisesi dikişsiz, modelsiz, cepsiz, rütbesiz, konforsuz alta ve üste örtülen iki parça beyaz kumaştan ibarettir. Bu görünüşüyle ihram adeta kefen gibidir. İhram giymek kefeni canlıyken giymektir. İhram elbiseleriyle Arafat ovasında toplanan milyonlarca müslüman iki şeyi hatırlar ve hatırlatır. Birincisi insanoğlunun dünya serüveni Arafat tepesinde başlamıştı. Âdem ve Havva cennetten kovulup Dünya’ya indirilince bir zaman sonra bu tepede buluştular. Dolayısıyla; “Ey insan! sen dünyaya ait değilsin. Dünyaya sahip değilsin. Burada kalıcı değilsin. Ev sahibi gibi davranma, sen misafirsin. Hiçbir şeye ebedi bağlanma. Sahip olduklarının asıl sahibi sen değilsin. Geldiğin cenneti özlüyorsan ve oraya tekrar kavuşmak istiyorsan kulluğunu hatırla. Rabbini tanı, aczini itiraf et.” Beyaz örtüler içindeki Arafat buluşmasının ikinci anlamı ise “Ey insan!  Doğduğun zaman beyaz bir kundağa konulduğun gibi öldüğünde de beyaz bir örtüye bürüneceksin. Ama toprak altında yok olup gitmeyeceksin. Anne karnında yok olup Dünya’ya doğduğun gibi dünyadan göçünce de ahirete doğacaksın. Bu elbisenle tekrar dirileceksin. Hesapsız yaşama. Büyük mahkemeye ve o büyük buluşmaya kendini hazırla.” 

Müzdelife: Hayat bir mücadele. Cennete kavuşmak için bu mücadeleyi kazanmalısın. Nefsinle, arzularınla, şeytanla, duygu ve düşüncelerinle, hırsların ve emellerinle yapacağın bu çetin savaş usulsüz, metotsuz, birikimsiz, azimsiz, plansız olmaz. Müzdelife ovasında dur, düşün, plan yap, hazırlık yap. Yedili gruplar halinde yetmiş taş topla.  Yine yedi rakamı. Evet, çünkü bu savaş sonsuza dek sürecek. Şeytanla barış olmaz. Hazırlığını ona göre yap. Vizyonunu ona göre belirle.

Tek başına hareket etmek yok. Bekle. Yatsı namazında olduğu gibi cemaatle sabah namazını kıl. Mücadelede beraber olduğun arkadaşlarını tanı, onlarla omuz omuza ver.

Cemerât: Cemerat şeytan taşlama mahalli. Şeytanın İbrahim ailesine musallat olduğu, onları yanıltmaya çalıştığı ve üçü tarafından da kovulduğu yer.  O günün anısına üç sembol: Büyük, orta ve küçük şeytan. Orada şeytan yok, yüksek bir taş duvar var. Fakat hayır o sade bir duvar değil belki de Allah’ın yolundan seni alıkoymaya çalışan nefsindir, dünya heveslerindir, vazgeçemediğin arzularındır, tembelliğindir, üşengeçliğindir, aşksızlığındır, amaçsızlığındır… hepsini taşlamalısın. “Allahu ekber. Rağmen li’ş şeytani ve hizbih, şeytana ve ekibine rağmen Allah’ın büyüklüğünü kabul ediyor, onun önünde eğiliyor ve beni onun yolundan alıkoyacak her şeyi ben de hayatımdan kovuyorum ve kovacağım” diyerek şeytanlarını taşla.

Şeytanla mücadele şeytan taşlamaktan ibaret değildir. O yalnızca bir semboldür. Bir niyet izharıdır.

Kurban: Hazreti İbrahim önce nefsini sonra da neslini Allah için kurban etmekle imtihan olundu. O, her iki imtihanı da kazandı. Allah’ın dostu (halilullah) oldu. Çünkü Kuran-ı kerimde Allah teala “iyi kul” olmanın ön şartı olarak bunu bizden istiyor. “Sevdiğiniz şeylerden Allah yolunda harcamadıkça iyiliğe asla erişemezsiniz. Her ne harcarsanız Allah onu bilir.” [Al-i İmran, 92] Açık düşmana taş atmak, hücum etmek kolaydır. Zor olan nefsine karşı mücadele etmektir. Bu mücadelenin en bariz vasfı ve imtihanı ise Allah için canından ve cananından vazgeçebilmektir. İşte kurban “nefsimi de neslimi de Allah için vakfedebilirim” sözünü vermektir. Yoksa Allah’ın bizim kestiğimiz hayvanın etine ihtiyacı yoktur. “Onların ne etleri ne de kanları Allah'a ulaşır; fakat O'na sadece sizin takvânız ulaşır.” [Hac, 37]

Artık ihramdan çıkılabilir. Hac tamam olmuştur. Fakat hac bir son, bir bitiş değildir belki tüm bu sembollerle ifade ettiğimiz niyetlerimiz doğrultusunda geride kalan hayatımızı yeniden düzenlememiz için yeni bir başlangıçtır. Sadece bu niyetimizden dolayı kabul olmuş hac neticesinde Allah bizim geçmiş tüm günahlarımızı bağışlar. Çünkü Allah’ın sembollerini, nişanlarını hayatımızın en büyük değeri yapmak Allah’a karşı sorumluluk bilincimizin (takvamızın) en büyük işaretleridir.

Peygamber, cami, imam, Kâbe, örtü, sakal, tesbih, Kur’an, kurban, oruç… gibi dini sembolize eden değerleri hafife almak, onlara saygısızlık yapmak ise fâsıklıktır, münafıklıktır, yerine göre kişiyi dinden çıkarır Allah korusun. Kişinin dindarlığının ölçüsü ise Allah’ın şiarına hürmet ile ölçülür.

 “Her kim de Allah’ın nişanelerini yüceltirse, şüphesiz ki bu kalplerin takvasındandır.” [Hac, 32]