Ömrünü Ramazan Eylemek

e-Posta Yazdır PDF

Kulluk nedir ve nasıl yapılır, sorusunun kısa ve basit cevabı;  “kötülüklerden uzaklaşmak ve iyiliklere yaklaşmaktır” denebilir. İnsanoğlunun yaratılış gayesi, dünya imtihanının sırrı da budur. 


İlk insan Âdem (as)’ın yasak meyve ile imtihanının hikmeti de, kötülüklerle mücadele ile geçecek imtihanı konusunda onu uyarmaktır. Yasak meyveden yediğinde fark ettiği şey, meleklerin aksine kendisinin Allah’ın iradesinin dışında davranabildiği yani günah ve isyan edebildiğidir. İnsan özünde hem kötülüğü hem de iyiliği aynı anda barındıran bir varlıktır. İnsan, kötülüklere direnebildiği ve iyilik yapabildiği ölçüde iyi bir kuldur.  Zaten din, tüm kuralları ve kurumlarıyla bunun için vardır.


İslam Dininin “ibadet” olarak belirttiği ve Müslümandan istediği her davranış, insanı terbiye etmeye yöneliktir. Tüm ibadetlerin amacı da, insanı, özünde var olan kötü duygularının esiri olmaktan kurtarmak, onu iyiliklere teşvik etmektir. Günah ve isyanı hayatımızdan tamamen çıkarmamız mümkün değil. Sadece kötü duygularımızı kontrol altında tutarak ve ruhumuzu terbiye ederek onu asgariye indirebiliriz. Bu vesileyle ancak insan gerçek anlamda özgürleşebilir. Çünkü hırs, tamah, haset, kibir, zulüm gibi hasletler bizzat sahibini esir eder. Yardım severlik, cömertlik, güler yüzlü olmak, başkalarını düşünmek, infak etmek gibi özellikler de insanı özgür kılar.


Ramazan ayı tüm bu hasletleri kazanmak, insan olduğumuzu yeniden hissetmek ve iyi yönde değişim yaşamak için güzel fırsatlar sunar bizlere. Biz müslümanlar, üç ayların başlaması ile artan, ramazan ayı ile zirveye ulaşan manevi bir programa kendi isteğimizle dâhil oluruz. Ramazan ayı denince aklımıza sadece oruç gelir. Oysa bu ay içinde büyük bir manevi terbiye programı uygulanır. Teravihler sayesinde daha fazla namaz kılar, mukabeleler ve hatimler sayesinde daha fazla Kuran okur, zekât ve sadakalar sayesinde daha fazla infak eder, konu komşuya, fakir fukaraya iftar yemekleri verdiğimiz için daha fazla ikram ederiz. Aile içinde, otobüste, çarşıda, pazarda, iş yerinde muhatap olduğumuz olumsuzluklara daha fazla sabrederiz.  Bu atmosfer içinde müslümanlar tabii ki günahtan, isyandan daha fazla sakınır. Hatta içki, kumar, zina, hırsızlık gibi büyük günahlara batmış bazı kimselerimiz bile bu günahtan uzak durmaya çalışır. Suç oranları bu ayda azalır. Böyle olunca da ramazan ayında herkesin açıkça hissedeceği ölçüde kalplerde bir huzur, bir mutluluk hâsıl olur. Ramazanın asıl bereketi budur.


Bayram, bu manevi programı hakkıyla tamamlayabilmiş olanların bayramıdır ve doğal olarak onların hakkıdır. Nitekim Peygamber efendimiz, bu manevi hal ile ramazanı yaşayanları şöyle müjdelemektedir: "Kim, faziletine inanarak ve karşılığını Allah'tan bekleyerek ramazan orucunu tutarsa, geçmiş günahları bağışlanır."1


Din, coşkudur, heyecandır, duygudur. Yoksa kuru bir bilgi ve kurallar yığını değildir. Kendi manevi dünyamızda ve ailemizde dini bu coşku ile yaşayamazsak kuru dini bilgimiz ve heyecandan yoksun ibadetlerimiz -Allah korusun- bizim için külfet ve yük olmaya başlar. Şeytanın vesvesesi o noktada etkili olur ve ibadetleri, manevi dünyamızı ihmal etmeye ve önemsememeye başlarız. Müminler için af ve mağfiret sevincini ifade eden bayramlar şeker bayramına dönüşür. Bayramlar sadece tatil olmaları vesilesiyle bizim dünyamızda kıymet bulur. İşte o zaman manevi uçuruma doğru yuvarlanıyoruz demektir. Bu yüzden ramazandaki ibadet programımızda o coşkuyu, o heyecanı körükleyecek, Allah’a kalbi yakınlığımızı arttıracak etkinliklere de yer vermeliyiz.


Bu vesileyle imkânlar ölçüsünde manevi rehberlerimizi ziyaret edebilir, ülkemizin neredeyse her şehrinde var olan manevi önderlerden daha fazla istifade edebilir, çevremizdeki talebelerle beraber bazen onların evlerinde, bazen onları evimize davet ederek beraber iftarlarımızı açabiliriz. Bölgemizdeki başta sahabe kabirleri olmak üzere Allah dostlarının, İslam’a hizmeti geçmiş büyük şahsiyetlerin kabirlerini ziyaret etmek, onlara Fatihalar okumak bizim manevi dünyamızı da zenginleştirecektir. Bazen teravihleri mahalle camimizde değil de büyük tarihi camilerde kılmak ruhumuza güç verecektir.  Ateş ne kadar güçlü olursa olsun zamanla kuvvetini kaybeder ve sönmeye yüz tutar. Ateşi canlandırmak için ara sıra ona odun atmak icap eder. İşte ramazandaki tüm bu faaliyetler iman ateşimizi körükleyecek, bizim ruh dünyamızı güçlendirecektir.


İnsanımızın ramazan ayı gelince manevi hayatına daha fazla önem vermesi sevindirici bir durumdur. Fakat diğer taraftan sanki din sadece ramazanda yaşanması gerekiyormuş gibi bir algı vardır maalesef. Yukarıdaki hadis-i şerife bakıp hiç kimse “on bir ay istediğimiz gibi yaşarız. Nasıl olsa ramazanda geçmiş günahlarımız af oluyor” kolaycılığına düşmemelidir. Bu konuda Hz. Yûsufa kötülük düşünen kardeşlerinin sözlerini Kuran bize şöyle hikâye eder; “Yûsuf’u öldürün veya onu bir yere atın ki babanız sadece size yönelsin. Ondan sonra (tövbe edip) salih kimseler olursunuz.”2  Tövbeyi, Allah’ın bağışlamasını yine Allaha karşı bir kalkan olarak kullanan bu çarpık anlayış Kuran diliyle açıkça yerilmiştir.


Hazreti Peygamberimiz; “Din samimiyettir”3  buyurmuştur. Ramazanda elde ettiğimiz bu samimi, içten, temiz duygularımız ramazan sonrasında da devam etmelidir. Allah Teâlâ Kuran-ı Kerimde; “Ölüm sana gelinceye kadar Rabbine ibadet et”4  buyurmaktadır. Ölümün insana ne zaman ve hangi hal üzere geleceği belli değil. Her an ölüme hazırlıklı olmak zorundayız. Olmak zorundayız çünkü Peygamberimiz aleyhisselam; “Kişi öldüğü hal üzere diriltilir” buyurmuştur. Malûm “dünya ahiretin tarlası.” Burada ektiklerimiz orada meyve verecek. Unun için sadece bir ayımızı değil, ömrümüzü ramazan eyleme gayretinde olmalıyız. Unutmayalım ki, “Dünyasını ramazan eyleyenin ahireti bayram olur” sözü boşuna değildir. 

.....................................................

1)Buhârî, Îmân 28, Savm 6

2)Yusuf,12/9

3)Müslim, Îmân 95.

4)Hicr, 15/99