“İslam’ı Nasıl Yok Edelim?”

e-Posta Yazdır PDF

Yıllar önce okuduğum bir kitabın adı tam olarak buydu.Halen kütüphanemde mevcut bu kitap,1 1700’lü yıllarda Osmanlı ülkesinde görevli bir İngiliz ajanın hatıralarını anlatıyor. Bu ajan İngiliz sömürge bakanlığında aynı isimde bir kitap olduğunu söylüyor ve oradaki bazı tavsiyeleri kitabında naklediyor.


            Kitapta anlatılanları burada özetleyecek değilim ama başlıklardan bir kaçını zikretmek günümüz İslam coğrafyasını anlamak açısından faydalı olur kanaatindeyim. Kitapta müslümanların güçlenmemesi, onların kolay yönetilmesi için İngiliz hükümetine ajanlar tarafından tavsiye edilen adımlardan çok az bir kısmı özetle şunlar:

 

       1.    Müslümanlar arasındaki ihtilafı, fitne ve kargaşayı körüklemek,

        2.    Müslümanlar arsındaki cehalet ve bilgisizliği yaygınlaştırmak,

        3.    Tembelliği teşvik etmek,

        4.    Ekonomik geriliğin, işsizlik ve yoksulluğun yayılmasını sağlamak,

        5.    İslam memleketlerinin yöneticilerini halklarını içki, kumar fuhuş gibi kötülüklere sürüklemek,

        6.    Müslümanların ırkçı ve milliyetçi duygularını kamçılamak,

        7.    Din âlimleri ile halk arasında karşılıklı saygı ve dostane ilişkileri bozmak,

        8.    Kâfirler ile savaş ve cihadın vacip olduğu fikrini sarsıntıya uğratmak,

        9.    Müslümanlar arasında ‘dinden maksadın sadece İslam olmadığı’ inancını yaymak,

        10.    Müslümanları ibadetlerden alıkoymak ve ibadetlerde şüphe uyandırmak,

        11.    İslam’ı kışkırtıcı (terörist) bir din olarak tanıtmak.  Bunun kanıtı olarak İslam ülkelerindeki karışıklıkları göstermek,

        12.    Müslüman kadınların tesettürden vaz geçmesi için olağan üstü çaba sarf etmek,

        13.    İmamlara ve cemaate yönelik çeşitli ithamlar yayarak cemaatle namazı azaltmak, halkın din adamlarına teveccühünü kırmak,

        14.    Müslümanların zihinlerine özgür düşünce adı altında sorgulayıcı bir din anlayışını yerleştirmek,

        15.    İslam öğretilerinin evrensel olduğunu reddetmek, İslam’ın aslında yerel olduğunu vurgulamak,

        16.    Kuran’ın asıl ve gerçek olduğu konusunda şüpheler uyandırmak, vs.


            Üç yüz sene önce planlanan ve izahı uzun bu ve benzeri stratejiler meyve vermiş olacak ki İslam dünyası son yüz yıl içinde çok acılar gördü ve hala görmektedir. Neticede Osmanlı parçalandı, İslam birliği bozuldu. Başta Filistin olmak üzere tüm İslam coğrafyası ondan sonra hiç durulmadı. 


            Afrika’nın halkı müslüman devletlerinde ise baskı ve zulmün verdiği bir sessizlik hâkimdi.  Fas, Tunus, Cezayir, Libya, Mısır, Sudan.. Hepsi Batıya karşı kuzu, halkına karşı kurt yöneticilerle idare edildi. Afganistan, Çeçenistan, Pakistan, Irak, İran, Arabistan, Yemen malum.


            Neredeyse tüm İslam coğrafyası sadece baskı, zulüm, kan ve gözyaşıyla anılır oldu. Bu baskılar neticesinde bazı ülkelerde gizli kapaklı örgütler ortaya çıktı. Bunlar kendilerince hak aramaya başladılar. Bazılarının yaptığı gerçekten terördü. Bazılarının haklı mücadelesi de terör olarak adlandırıldı. Neticede İslam ve müslümanlar, terör, anarşi, intihar eylemleri ile anılır oldu. Batı, bilerek bu kötü imajı besledi. Batıda hatta kendi ülkemizde yapılan filmlerde müslümanlar uçak kaçıran, adam öldüren, kadınlara karşı hoş görüşüz, medeniyetten uzak, güvenilmez insanlar olarak lanse edildi.


            İnsanlar İslam’dan ve Müslümandan korkar hale geldiler. İnsanlar korktukları, emin olmadıkları, şüphe duydukları bir düşünceyi, bir inancı benimsemezler. Dolayısıyla bu kötü imaj batıda İslam’ın yayılmasının önüne geçtiği gibi siyasi olarak batılı devletlerin müslüman halklar üzerine yapacakları operasyonların gerekçesi olarak sunuldu.


            Batı bunu yaparken kendini gayet medeni, gayet insancıl olarak sundu. Oysa batının insancıllığı sadece kendineydi. Geçmişteki haçlı seferleri bir yana, bu yüzyılın başında İslam dünyasını sömürmek için yaptığı işgallerde Afrika’da, Hindistan’da, Ortadoğu’da, Anadolu toprağında yaptıkları zulüm ve işkenceler, daha dün Avrupa’nın ortasında Bosna’da yaptıkları insanlık dışı muameleler unutulmuş değildir. Nasıl unutulsun ki hala Afganistan’da, Irakta ve şimdi Libya’da binlerce sivil insan batılı devletlerin operasyonlarıyla öldürülmekte ve birçokları kadın erkek demeden hapishanelerde işkenceden geçirilmektedir.   Bu sivil insanları öldüren batılı güçlerin yaptıkları tek açıklama var; yanlışlıkla oldu!??


Evet, batı bu konuda masum değildir. Fakat müslümanların gördüğü zulüm ve işkencelerin, müslüman coğrafya üzerindeki kan ve gözyaşının tek müsebbibi de sadece onlar değildir. Bu zülüm onların yerli işbirlikçileri eliyle de acımasızca sürdürülmüştür ve sürdürülmektedir.


            Şimdilerde tüm Ortadoğu’da ve kuzey Afrika’da halkların yönetime karşı isyanıyla beraber gelişen bir isyan, bir değişim ve umut, bir halk hareketi vardır. Birden bire ortaya çıkan ve sadece müslüman ülkelerde gelişen bu değişim rüzgârının sadece masum halk hareketi mi yoksa dış destekli mi olup olmadığı şimdilik ikinci plandadır.

Bizim açımızdan temel soru şudur;
            İslam coğrafyasında zulüm ve gözyaşı ne zaman ve nasıl bitecek?

            Meseleyi siyasi yönden değerlendirmek mümkün. Ancak biz müslümanlar olarak evvelemirde Kuran ve hadis penceresinden olaylara bakıp ilahi reçeteleri araştırmak, fert ve toplum olarak üzerimize düşen vazifeler varsa onları yerine getirmekle mükellefiz.

        1.Bir ve beraber olmak
            Düşmanlar güçlü değil, fakat biz zayıfız. Zayıflığımızın temelinde ise ihtilafları büyütmek, bir ve beraber olmamak var. Onlar güçlerini bizim aramızdaki ihtilaflardan almaktadırlar. Oysa Allah Teâlâ; “Hep birlikte Allah'ın ipine (İslâm'a) sımsıkı yapışın; parçalanmayın”2buyurmaktadır.


            Birleşmek tüm dünya Müslümanlarının aynı işle uğraşması anlamına gelmez. Nasıl ki bir camiyi ayakta tutan sütunlar vardır. Birleşmek adına bu sütünları bir araya getirirseniz cami yıkılır. Önemli olan direklerin farklı yerlerde, farklı ebatlarda olmalarına rağmen hepsinin aynı kubbeye omuz vermeleridir.

        2.Değişime kendimizden başlamak en doğru yerden başlamaktır
            Bir kişi, bir parti, bir gurup gelecek her şey düzelecek diye beklemek yanlıştır ve kolaycılıktır. Bu anlayış Kur’an’a da aykırıdır. Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır: “Şüphesiz ki, bir kavim kendi durumunu değiştirmedikçe Allah onların durumunu değiştirmez.”3

        3.Günah ve isyanı terk etmek
            İbnu Abbâs radıyallahu anhüma anlatıyor: "Bir kavimde gulûl (denen devlet malından hırsızlık) zuhur ederse, Allah o kavmin kalplerine korku atar. Bir kavim içinde zina yayılırsa orada ölümler artar. Bir kavim, ölçü ve tartılarda (hile yaparak) miktarı azaltırsa Allah ondan rızkı keser. Bir kavmin (mahkemelerinde) haksız yere hükümler verilirse, o kavimde mutlaka kan yaygınlaşır. Bir kavm ahdinden dönüp gadre yer verirse, Allah onlara mutlaka düşmanlarını musallat eder."4

        4.Kişisel günahlarımıza tövbe ettiğimiz gibi toplumsal günahlarımıza ve hatalarımıza da tövbe etmemiz gerekir.
            Kur’an; “Ey müminler! Hep birden Allah'a tövbe ediniz ki kurtuluşa eresiniz”5  buyurmaktadır. Bunun için kendimizin iyi olması yetmez, toplumun dönüşmesi içinde çaba sarf etmek,  gayret etmek, vakıflar dernekler cemiyetler kurarak, varsa kurulmuş cemiyetlere destek olarak iyi niyetimizi belli etmek zorundayız.

        5.Kardeşlik duygusunu pekiştirmek
            Aramızdaki sanal sınırlara aldırmadan, Suriyeli, Türkiyeli, İranlı, Pakistanlı, Sudanlı demeden hepimizin kardeş olduğunu bilerek hareket etmemiz, ırk, mezhep, meşreb, terikat, cemaat taassubuna düşmememiz gerekir. Müslüman kardeşimizde gördüğümüz hata başkasının değil bizim hatamız olduğunu bilmeliyiz. Kur’an’ın; “Müminler ancak kardeştirler. Öyleyse kardeşlerinizin arasını düzeltin ve Allah'tan korkun ki esirgenesiniz”6   ikazının hepimize vazifeler yüklediğini unutmamamız gerekir. Çünkü dikkat edilirse ayet ihtilaf durumunda üçüncü şahısları ihtilafın çözümde sorumluluk üstlenmeye çağırmaktadır.

        6.Müslümanlara karşı sevgi ve muhabbet beslemek ve bunu daima canlı tutmak
            Müslüman kardeşlerimize karşı tavrımız Kur’an’ın; “Muhammed, Allah’ın Resûlüdür. Onunla beraber olanlar, inkârcılara karşı çetin, birbirlerine karşı da merhametlidirler”7  ikazındaki gibi merhamet ve hoş görü temelli olmalıdır. Bu gün ayet-i kerimenin tersine bazı müslümanların kendi inancını paylaşmayan Hristiyan, Yahudi veya inançsız bir Uzakdoğuluya gösterdiği müsamaha ve hoşgörüyü kendi mezhebinden, kendi meşrebinden değil diye bir müslümana göstermemesi acı bir durumdur.

        7.Zalimden yana tavır koymamak
            Zalimler, kendilerine arka çıkan, onları destekleyenler veya yapılanlara sessiz kalanlar olmadıkça zulümlerini sürdüremezler. Bedeli ne olursa olsun konumumuz ne olursa olsun ‘zalime karşı, mazlumdan yana’ tavır almak sadece mazlumu değil bizim izzetimizi ve geleceğimizi de ilgilendirir. Başkasına yapılan haksızlığa karşı çıkmayanlar kendilerine haksızlık yapıldığında onları savunacak kimse de bulamazlar.

            Nitekim Kur’an-ı Kerim; “Zulmedenlere meyletmeyin. Yoksa size de ateş dokunur. Sizin Allah’tan başka dostlarınız yoktur. Sonra size yardım da edilmez”8buyurulmaktadır. Evet, zulüm er ya da geç, bumerang gibi döner kendine yardım edenleri vurur. Zalimlerin ilk fırsatta kendi yakınlarını cezalandırdığı çok görülmüştür.

        8.Dünya için çalışmak fakat dünyayı ve dünyalığı dini gayretin önüne geçirmemek
            Dünya hırsı, çok kazanma arzusu, bazen dini hizmetleri ihmal etmemize sebep olabilir. Böyle olunca çevremizdeki kötülüklere duyarsız olabiliriz. Buda bizi toplumsal felaketlere sürükler. Kötülükler çoğalır ve izzetimiz kaybolur. "Resûlullah (s.a.s.) buyurdular ki: "Hile yoluyla faizli alış-verişte bulunur, sığırların peşine düşer ziraate razı olur ve cihadı da terk ederseniz, Allah size öyle bir zillet verir ki, dininize tekrar dönmedikçe o zilleti kaldırmaz."9

            Sonuç olarak; İslam’ı yok etme çabaları sürse de muvaffak olamayacaklar. Çünkü onun sahibi Allah’tır. Kur’an’da;“Onlar ağızlarıyla Allah'ın nûrunu söndürmek istiyorlar. Hâlbuki kâfirler istemeseler de Allah nûrunu tamamlayacaktır”10buyurulmaktadır. Ne var ki Müslümanların izzet içinde yaşamaları da kendi çabalarına bağlıdır. O çaba, Hazret-i Peygamberimizin ifade ettiği gibi tekrar fert ve toplum olarak hep birlikte dine dönme, çözümü dinde arama çabasıdır.
...................................................................
1)İslamı Nasıl Yok Edelim, Bir İngiliz Ajanının Hatıraları (Hâtırât-ı Hampher), Nehir Yay. Çev. Nevzat Göktaş
2)Ali İmran, 103.
3)Rad, 11, Enfal, 53
4)Muvatta, Cihâd 26, (2, 460).
5)Nur, 31
6)Hucurât, 10
7)Fetih, 29
8)Hûd, 113
9)Ebu Dâvud, Büyû' 56, (3462).
10)Saf, 8