Yaşasın Ölüm!

e-Posta Yazdır PDF

Ölümün yüzü soğuktur. Çünkü çoğu insan için ölüm hayatın sonudur, yokluktur, hiçliktir. Büyük bir bilinmez, derin bir karanlıktır.  İnsanoğlu kendisine korkunç gelen ve ağzının tadını kaçıran bu düşünceden kurtulmak için ölümü aklına getirmek istemez. Oysa ne kadar kaçarsa kaçsın, ne kadar bu düşünceyi unutmak isterse istesin ölüm gelip onu bulacaktır. Devekuşu misali tehlike anında kafasını kuma gömmek, gerçeği ortadan kaldırmayacaktır. 


“Her can ölümü tadacaktır.” Ankebut-57 ayet-i kerimesi, tabut üzerine konan yeşil örtüdeki bir aksesuar olmanın ötesinde, şu dünya hayatının en açık gerçeğini diri gönüllere haykırmaktadır. Belki bu yüzden Kuranda ölüm, yakîn (kesin gerçek) kelimesiyle ifade edilmektedir.


Dikkat çeken diğer bir husus ise ayetteki zaikatun  kelimesinin fiil şeklinde değil isim formatında kullanılıyor olmasıdır. Ehlince malumdur ki zaman, fiillerde söz konusudur. İsimlerde ise zaman yoktur. Buna göre mana; 

* Ölüm bize zamansız (ansızın) gelecektir,

* Ölümün zamanı yoktur, herkes ölecek yaştadır,

* Ölüm ileride olacak bir şey değildir. Onu sadece gelecekte aramak ve beklemek yersizdir. Zaten herkes her an ölmektedir. Nitekim insan vücudunda her daim bazı hücreler ölür, yerine yeni hücreler gelir. Bu şekilde insan hücreleri yenilenir ve hayat devam eder. Yani insan hayatının devamı bir şekilde eski hücrelerin ölüp yerlerine yenilerinin doğmasına, yani ölümle hayatın vücudumuzda dans etmesine bağlıdır! 


Kâinat da öyle değil mi? Her kış bir ölüm, her bahar ba’su ba’del mevt, ölümden sonra tekrar diriliştir. Güneşin batması ölüm ise, sabah yeniden doğması yeni bir diriliştir. Çekirdeğin toprağa düşmesi adeta bir ölüm gibi gözükür sana. Fakat o ölüm değil, toprağın rahminde yeni bir doğuma hazırlanmaktır.  O halde ey insan, neden ölümden korkuyorsun, çekiniyorsun? Neden toprağa girmeyi yokluk zannediyorsun? 


Oysa Kuran’ın; “Ölüden diriyi, diriden de ölüyü O çıkarıyor; yeryüzünü ölümünün ardından O canlandırıyor. İşte siz de (kabirlerinizden) böyle çıkarılacaksınız.” Rum-19. ikazı, anlayacak idrakler bekler dururken, dünya toprağına düşmüş varlık tohumlarımızın ahiret bahçesinde açmayacağını zannetmek ötelerden şüphe duymak neden, ey insan?


Ölümü yokluk zanneden kimse, ondan kurtulmak ve sözde ölümsüzlüğe ulaşmak için her çareye başvuruyor.  Buna rağmen ölümden kaçış mümkün olmuyor. Nitekim Allah Teâlâ bu gerçeği Kuranda şöyle haber verir: “Nerede olursanız olun ölüm size ulaşır; sarp ve sağlam kalelerde olsanız bile!” Nisa-78.


Her şeye rağmen insanoğlu ölmek istemiyor. Mâlüm, şeytan Hz. Âdemi kandırırken onu can evinden yakalamış ve şöyle demişti: “Ey Âdem! Sana ebedîlik ağacını ve yok olmayan bir saltanatı göstereyim mi?” Tahâ, 120. Âdem (a.s.) bu söze aldandı. Sonsuz yaşama arzusu yüzünden yasak meyveden yedi. Oysa bilmiyordu ki bu arzu, aslında onu sonsuz cennetinden uzaklaştıracaktı. Demek ki âdemoğlunun en zayıf noktası işte bu sonsuz yaşama isteğidir.  


Oysa uzun yaşamak zannedildiği gibi çokta iyi bir şey değildir. Şu dünyada yüz elli, iki yüz, dört yüz, beş yüz sene yaşadığımızı farz edelim. Muhtemelen böyle bir hayat sıkıcı ve çekilmez olurdu. Hasta olanların, sakat olanların, yaşlı olanların hatta hiçbir sıkıntısı olmayanların bile ilelebet yaşadığını düşünelim. Hayat bir işkence haline gelirdi. O halde öte dünyalara inanan, varlığın ölümle son bulmadığını kavrayan ve o güne hazırlık yapan için ölüm bir kurtuluştur, belki büyük bir nimettir. 


Ölümle yokluğa değil aksine ebediyete kanat çırparız. Bir daha ölmemek için ölürüz biz. Çünkü bu son ölümümüzden başka ölüm yoktur, diye inanırız. Kuran bu müjdeyi şöyle haber verir; “Birinci ölümümüz hariç, bir daha biz ölmeyecek ve bir daha azap görmeyecek değil miyiz? Şüphesiz bu, büyük kurtuluştur. Çalışanlar, böylesi bir kurtuluş için çalışsın.” Saffat,58-61. 


Nasıl Bir Ölüm İsteriz?


Ölüm zamanımızı ve ölüm şeklimizi biz belirleyemiyoruz. Tıpkı doğum zamanımızı ve şeklimizi belirleyemediğimiz gibi. Fakat ölüm şeklimizi tercih edebilseydik nasıl ve ne şekilde ölmek isterdik acaba?


Zalimler, kâfirler, fasıklar, münafıklar, günaha batmışlar, her türlü dünyevi iktidarına ve imkânına rağmen huzur bulamamışlar gibi yaşayıp ölmek var. Meselâ; Nemrut gibi, Firavun gibi, Ebu Cehil gibi, Stalin gibi..

Bir de ölüme hayat verenler..

Muhabbet ve merhamet Peygamberi Hz. Muhammed gibi. Sadakatin nasıl olması gerektiğini herkese öğretmiş Hz. Ebu Bekir gibi, adaleti dünyaya tanıtmış Hz. Ömer gibi, hayâ ve iffet numunesi Hz. Osman gibi, ilim ve cesaret sembolü Hz. Ali gibi.

Ebu Hanife gibi, İmam Gazali gibi, İmam Nevevî gibi, Abdulkadir Geylanî gibi, Mevlana Halid Bağdadi gibi, Ahmet Rufaî gibi, Fatih Sultan gibi, şeyh Şamil gibi, ben cellatlarımdan daha fazla yaşayacağım diyen Ömer Muhtar gibi, İskilipli atıf Hoca gibi. 


Fakat unutmamak gerekir ki Hz. Muhammed gibi vefat etmek için onun gibi yaşamak lazımdır. Ömer Muhtar, İskilipli Atıf Hoca, Râbia el Adviyye gibi ölmek için onlar gibi hayat sürmek gerekir. Peygamber Efendimizin, “nasıl yaşarsanız öyle öleceksiniz, nasıl ölürseniz öyle dirileceksiniz” ikazını kulağımıza küpe etmemiz gerekir.  


Bu bakımdan aslında nasıl öleceğimiz biraz da bizim elimizdedir. Yaşadığımız gibi öleceğiz. Allah’ın rızasına, Hz. Peygamberin sünnetine uygun bir hayat sürenler ona göre, sürmeyenler ona göre..   


Ölümü Anmak


Peygamberimiz; "Lezzetleri yok eden ölümü çok anın"1  buyurmaktadır. Ölümü anmanın ve ona hazırlanmanın insana kazandırdığı bir çok haslet vardır.  Bunun için ara sıra kabristanları ziyaret etmek faydalı olabilir. Nitekim Resulullah (s.a.s.) buyurdular ki:

“Ben sizi kabirleri ziyaretten men etmiştim. Artık onları ziyaret edebilirsiniz. Çünkü onlar size ahireti hatırlatır."2 Ahireti hatırlayan kişi hayatını düzene koyar ve kendini hazırlar. Yine Peygamberimiz bir hadislerinde buna işaret etmiştir: “Akıllı kişi, nefsine hâkim olan ve ölüm sonrası için çalışandır.”3


Ölümü daima hatırda tutmak ve adeta ölümle yaşamak insanı paranoyak yapmaz, aksine belli bir denge içinde ve sınırda olursa insanı terbiye eder.


1- Ölüm düşüncesi insana dünya hayatının fani olduğunu öğretir.


Modern zamanın insanı ölümü anmak ve ölümden konuşmak istemez. Çünkü o, bu dünyada ebedi kalmak istiyor. Oysa şu dünyanın fani olduğunu, geçici olduğunu ölüm kadar tesirli anlatan başka bir şey yoktur. 


2- Ölüm düşüncesi insana zamanın ve sahip olduğu nimetlerin kıymetini öğretir.


Ölümü hatırında tutan insan maddenin ve dünyanın esiri olmaz. Elindeki nimetlerden ve imkânlardan dolayı şımarmaz. Çünkü tüm bunları bir gün ardında bırakıp gideceğini bilir. 


3- Ölüm düşüncesi insanın nefsanî arzular peşinde koşmasını engeller. Ölüm düşüncesi insanı terbiye eder. Öleceğini bilen insan gurur, kibir, haset gibi insanı azdıran ve manevi dünyasını perişan eden duyguların esiri olmaz. Boynu bükük, gönlü kırık olur. Ölümü bilen kimse Yunus Emre’nin dediği gibi ne varlığa sevinir, ne yokluğa yerinir. 


4- Ölüm düşüncesi insanı yararlı davranışlar yapmaya sevk eder.


Kendisine verilen ömür sermayesinin kısıtlı olduğunu bilen kimse tek sermayesini har vurup harman savurmaz, onu tasarruflu kullanmaya çalışır. Güzel işler yapmaya, geride hayırlı eserler bırakmaya gayret eder.


5- Ölüm düşüncesi insanın hayata ibret gözüyle bakmasını sağlar.


Ölümü hatırda tutan insan bilir ki biz dünya’ya sahip olmaya değil, şahit olmaya geldik. 

O, tüm kâinata Allah’ın eseri gözüyle bakar. O’na göre kâinat kitabı bir ayna gibi her şeyiyle kendisine Rabbini anlatır.   


6- Ölüm düşüncesi insana hayatının muhasebesini yaptırır.


Ölümü hatırda tutan insan, kolay kolay zulüm işleyemez, haksızlık yapamaz. Belki bu yüzden Hz. Ömer özel bir adam tutar. O kişi her gün gelip Hz. Ömer’e “sen de öleceksin Yâ Ömer” diye hatırlatır. Muhasebe eden hesap gününe kendini hazırlar.


Evet, bu yüzden diyoruz ki; 

Yaşasın Ölüm.

......................................

1)Tirmizî,Sünen, Zühd  34/4 (IV;553)  

2)Tirmizî, Sünen, Cenaiz,  8/60 (III;370)

3)Tirmizi, Sünen, Kıyame, 35/25 (IV;638)