Yoksa Kıyamet Koptu mu?

e-Posta Yazdır PDF

Gelecekle ilgili haberler her zaman cazibelidir. Geçmişe dair olaylardan ziyade geleceğe dair bilgilere o bilgiler kesin olmasa da - daha fazla ilgi duyarız. Geleceği öğrenmek isteriz. Çünkü bilgi güçtür. Geleceği bilen ona hükmedebilir, onu yönetebilir, onu pazarlayabilir, ondan kazanabilir. İnsanların kâhinlere, büyücülere, burçlara, cincilere, bilim kurguya bu kadar rağbet etmesinin önemli bir sebebi de bu olsa gerek.

   Gelecekle ilgili olarak insanların en çok merak ettiği ölümün ne zaman olacağı ve kıyametin ne zaman kopacağıdır. Bu bilgi insanın normalde bir işine yaramaz. Kıyametin ne zaman kopacağını bilseniz bu size ne kazandırır dertten kederden gayri?  Ama yukarıda sayılan sebepler dolayısıyla insanoğlu illede geleceği öğrenmek ister.

   Nitekim buna dair sorular birçok defa Hz. Peygamberimize de sorulmuştur.  Kuranda şöyle buyrulur (Ey Muhammed): “İnsanlar sana kıyametin zamanını soruyorlar. De ki: Onun bilgisi Allah katındadır. Ne bilirsin, belki de zamanı yakındır.”1 Bazı hadislerde belirtildiğine göre peygamber efendimiz kendisine kıyamet’in ne zaman kopacağı ile ilgili sorulara farklı zamanlarda farklı cevaplar vermiştir. Bazen soran kişiye; - “Kıyamet için ne hazırladın?” Başka birine – “Kişi öldüğünde kıyameti kopmuştur.”diyerek kıyamet’in zamanını öğrenmeye çalışmak yerine ona hazırlık yapmaya çalışmanın önemine dikkat çekmiştir. Öyle ya hiçbir hazırlık yoksa kıyametin zamanını bilmenin ne faydası var? Ne zaman gelirse gelsin bu kimse için fark etmeyecektir.

   Kur'ân-ı Kerîm'e bakıldığında ayetlerde kıyametin mutlaka vuku bulacağına kuvvetli vurgu yapılır. Onun kopuş zamanı yaklaşmış ve alâmetleri ortaya çıkmıştır. “Göklerin ve yerin gaybı Allah'a aittir. Kıyametin kopması ise, göz açıp kapama gibi veya daha az bir zamandan ibarettir. Şüphesiz Allah, her şeye kadirdir.”2 Yine ayetlerde ortak vurgu kıyametin ansızın gerçekleşecek olmasıdır.

   Kıyamet’in vaktinin ısrarlı sorulara rağmen gizlenmesine rağmen onunla ilgili ferdi ve toplumsal bazı işaretler verilmiştir.

İşte kıyametin işaretlerinden bazıları:

   1) İlim ortadan kalkıp cehalet yerleşecek,

   2) Sarhoşluk veren içkiler yaygınlaşacak,

   3) Zina açıktan işlenir hale gelecek,

   4) Kur'an'ın önemi unutulacak,

   5) Namaz kılınmayacak,

   6) Emanete riayet edilmeyecek,

   7) Faiz helâl sayılacak,

   8) Seviyesiz ve şahsiyetsiz kişiler yönetici olacak,

   9) Adam öldürme olayları ve fitneler fazlalaşacak,

   10)Yeryüzünde Allah veya lâ ilahe illallah diyen bir kimse kalmayacak,

   11) Ebeveyne isyan edilip beyler hanımların emrine girecek,

   12) Toplumlar geçmişlerine lanet okuyacak,

   13) Akşam mümin olarak yatan kişi sabah kâfir olarak kalkacak,

   14) Yöneticiler insanlara zulmedecek,

   15) Şerrinden korkulan kimselere itibar edilecek,

   16) Ticareti dürüst olmayan gruplar ele geçire¬cek,

   17) Mescitler süslenmekle birlikte ibadete önem verilmeyecek,
   18) İnsanlar sosyal konumlarıyla ön plana çıkarılacak,

   19) Erkekler kadınlara benzemeye çalışacak,

   20) Açıklık yayılacak, hayâsızlık çoğalacak,

   21) Cihad ve irşad faaliyetleri terkedilecek,

   22) Sadece din dışı ilimler öğrenilecek,
   23) Kader inkâr edilecek ve yıldız falına inanılacak,

   24) Çobanlar zenginleşerek bina yapmakta yarışacak,

   25) Zekât verilecek kimse bulunamayacak kadar servet çoğalacak,

   26) Ani ölümler çoğalacak,

   27) Cahil ve sahte zâhidler, sûfîler türeyecek,

   28) Akrabalık bağlan kesilecek,

   29) Yalancılar tasdik edilip doğru konuşanlara itibar edilmeyecek,

   30) Kitapların sayısı artacak fakat ilim azalacak,3

Kıyametin adı; Sosyal bozulma ve ahlaki çöküş

   Hadis-i şeriflerde bir çok kıyamet alametinden bahsedilir. Yukarıda verilen hususlar onlardan bir kısmıdır. Buradaki konulara dikkatle baktığımızda hadislerde sosyal bozuluş ve ahlâkî çöküşe vurgu yapıldığı, dinî-içtimaî hadiselere ve bazı tabiat olaylarına ilişkin oldukça ayrıntılı bilgilere yer verildiği görülür. Hz. Peygamberimiz kıyametinin vaktine dair hiçbir bilgi vermezken nübüvvet dürbünüyle geleceğe bakıyor ve adeta bir film gibi geleceği seyrederek ferdi ve toplumsal tehlikeler konusunda ümmetin karşılaşacağı manevi uçurumlar hakkında onları uyarıyor.

   “Bu alametlerin hepsi zaten günümüzde var. Rüşvet, adam kayırma, cehalet, namazı, cihadı, Allah için yaşamayı terk etmek, içki, faiz ve zinanın yaygınlaşması ve bu gibi ağır günahların açıktan yapılmaları, ticarette dürüstlüğün ve güvenirliliğin, yöneticilerde adalet ve merhametin kalmaması, hayâsızlığın artması, ani zenginliklerin ve ani ölümlerin çoğalması, sofu gözükenlerin samimiyetsiz olmaları, doğrulara itibarın kalmaması, kitap, cd, radyo televizyon, internet gibi bilgi edinme imkânının artmasına rağmen bilginin, alanında uzman bilgili, âlim insanların azalması, hayatın koşuşturması içinde insanların birbirlerine, sevdiklerine, akrabalarına hatta kendilerine zaman ayıramamaları, sıla-i rahmin (akraba ziyaretlerinin, Allah için ziyaretleşmenin) azalması gibi hususlar zaten günümüzde fazlasıyla gerçekleşmiştir” dediğinizi duyar gibiyim. İşte tamda bu sebeple şu soruyu soruyorum kendime: Bizler ileriki bir tarihte kıyametin kopmasını/kopacağını bekler dururken yoksa kıyamet(imiz)koptu da haberimiz mi yok?

   Bütün bu hadislerde / haberlerde kıyametin adı net olarak ortaya konmuştur: Sosyal bozulma ve ahlaki çöküş. O halde hadisleri şöyle anlamalıyız. Hangi toplum ve hangi fert, Allah yolundan ayrılır, namazı, cihadı, Allah için yaşamayı, peygamber yolundan yürümeyi terk eder ve günah çukuruna düşerse o toplumun ve o kişinin kıyameti kopmuştur.

   O toplumda tüm yüce değerler alt üst olmuş, tüm ölçüler kaybolmuş,  manevi değerler ölmüş ise kıyamet kopmuş demektir. Zaten kıyamet “dünyanın ölümü” anlamına gelmiyor mu? İnsani ve manevi değerleri ölmüş bir toplumun yaşadığını söylemek orada insan olarak yaşamak mümkün mü?


Ne yapalım?
   Öncelikle Allah yolundan ayrılmanın ve peygamber yolunu terk etmenin insanı helake götüren büyük bir kıyamet olduğunun farkına varmalı. Sonra şu sese kulak verelim Hz. Câbir (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) hutbe verdi mi gözleri kızarır, sesi yükselirdi. Sanki bir orduya "Düşmanınız akşama veya sabaha size baskın yapacak!'' diye tehlikeyi haber veren komutan gibi (fevkâlade ciddi bir eda ile):

   "Ben size, kıyamet şu iki parmak kadar yakınlaşmış olduğu bir zaman da peygamber gönderildim'' dedi ve şehadet parmağı ile orta parmağını birbirine yaklaştırarak gösterdi. Sözlerine şöyle devam etti:


   "Bilesiniz, sözlerin en hayırlısı Allah’ın kitabıdır. En güzel yol da Muhammed'in yoludur. İşlerin en şerlisi de sonradan ihdâs edilenlerdir. Her bid'at dalâlettir."4

   Hz. Peygamberimiz bir taraftan ümmetine tehlikeyi haber verirken diğer taraftan da son derece basit bir şekilde kurtuluş çaresini göstermektedir: Allah’ın kitabı olan Kur’anı rehber bilmek, onun hayata tatbiki olan Hz. Peygamberimizin yolundan bir adım olsun ayrılmamak, dine sonradan sokulmuş yanlış inanç ve uygulamalardan (bidatlerden) uzak durmak.

   Kıyametin ardından ba’sü ba’del mevt (ölümden sonra yeniden diriliş) gelecektir. O halde bizler Hz. Peygamberimizin uyarısına kulak verip kendi nefsimiz, neslimiz ve ait olduğumuz toplumun ba’su ba’del mevti olacak, onları bu kıyamet ahvalinden kurtaracak işler yapmamız gerekir. Günümüzde cemaat cemaat, dernek dernek, vakıf vakıf, fert fert hepimiz bir İtfaiye eri gibi çalışmalıyız.

   Herkes hatta yanan mekanın sahibi bile-yangından kaçmaya çalışırken itfaiyeciler kendi mülkleri, yakınları olmamasına rağmen nasılda yangını söndürmek için yangına su taşıyorlar. Alevde yanan bir can olsa nasılda alevler içine dalıyorlar. Bir bahçıvan gibi olmalıyız. İman tohumunu ekmek ve o tohumdan onlar, yüzler, binler hasad etmek için uygun bir toprak bakmalı, uygun bir yürek, uygun bir zihin kollamalı. Sabırla, karış karış, gün gün o toprakla yoğrulmalı zamanı gelince ekmeli, ayrık otları gibi zararlı akımlardan, inançlardan, fikirlerden, günahlardan onu ayıklamalı. Sonra Allaha tevekkül ederek neticeyi ondan beklemeli. Ya verir ya vermez.  Yangından kurtardığımız başta nefsimiz ve neslimiz olmak üzere her can bizim cennetimiz olacaktır. Bahçemizde yetiştirdiğimiz her gül cennetimizde de açacaktır.

   Değilse oturup kıyamet zamanını beklediğimiz müddetçe olacak olan Hz. Peygamberimizin haber verdiği akıbettir:

   “Allah’ın salih kulları birbiri ardından ahirete göçer; geride arpa ve hurma döküntüleri gibi değersiz kimseler kalır. Allah Teala da onlara hiçbir değer vermez.”5

   Can derdine düşmeden yangınların üzerine giden itfaiyecilere, çorak arazileri gül bahçesine çevirmek için sabırla gayret eden bahçıvanlara selam olsun.
......................................................
1)Ahzab, 63, A'raf-187.
2)Nahl, 77.
3)Diyanet İslam Ans. Kıyamet Alametleri mad.
4)Müslim, Cuma, 43
5)Buhari, Rikak, 9