Hıristiyan Dünyasına Açık Mektup

e-Posta Yazdır PDF

Bildiğiniz gibi biz Müslümanlar Hz. İsa’nın misyonuna gönülden bağlı insanlarız. Allah’tan gelen tüm olumlu mesajları hiçe sayan katı kalpli bir topluma O’nun tekrar sevgiyi, merhameti, paylaşmayı ve îsârı hatırlattığına inanıyoruz.

   Bütün manevi değerlerin ortadan kalktığı, mevcut manevi değerlerin de maddeye ve maddeciliğe tahvil ve kurban edildiği bir toplumda O, erdemin, doğruluğun, iyiliğin, yardım severliğin ve bütün güzelliklerin haykıran sesi, hisseden yüreği olmuştur. Tarih boyunca çirkef bir toplumda erdem adına yükselen her sese karşı gelindiği gibi, O’nun sesi de zalimler ve mevcut statükodan beslenenler tarafından bastırılmak istenmiştir. Herod,1 belki bunlardan bir tanesi ve hatta en başta geleni idi.

   Bir Noel öncesinde, Avusturya’da çıkan The Age gazetesinin yorumunu burada aktarmak istiyorum: “Dünya üçüncü bin yılının başında hala tuzukurular ve çulsuzlar diye ikiye bölünmüş durumda, ta bu bin yılların en başında olduğu gibi. Geçen iki bin yıl içinde, tıpkı Herod gibi davranmaya amade bir sürü Hıristiyan hükümdar olageldi. Asıl soru, Herod’un nerede bulunacağı değildir. Bu, işin kolay kısmıdır. Asıl mesele, Mesih’in nerede bulunacağıdır. Bizi rahatsız edecek, huzurumuzu kaçıracak ama İncil’in cevabı şudur: Zulme uğrayanların ve fakirlerin arasında.”

   Hazreti İsa’nın bu misyonuna rağmen Müslüman milletlere ve siyaseten zayıf düş(ürül)müş ülkelere “Haçlı Savaşları” adı altında İsa adına savaş açmış ve sömürmeyi, katletmeyi, yok etmeyi dini bir görev bilmiş eski  yeni Hıristiyan devlet başkanları ile Hazreti İsa’nın doğum günü 25 Aralık’ı ibadetten ziyade eğlence ve alışveriş ile karşılayan Hıristiyan halkların İsa anlayışlarında bir terslik olsa gerektir. Hâlâ Noel etkinliklerine milyar dolarlar harcandığı düşünülürse, bu kutlamaların daha çok kimin işine yaradığı anlaşılmış olmaktadır.

   Dünyanın yeraltı ve yer üstü kaynaklarına el koymak adına dünyayı ateşe veren, mazlum halkları ve çocukları katleden Hıristiyan devlet başkanları yani çağdaş Herod’lar ve dünya gelirinin dörtte üçünü yiyen, insanlar açlıktan ölürken köpek mamalarına ve Noel kutlamalarına milyar dolarlar harcayabilen Hıristiyan dünyası, Hazreti İsa ile Herod arasında hangisine yakın durmaktadır? Hıristiyan dünyasının bunu kendisine sorması Hz. İsa bağlıları için de iyi olacaktır sanırım. Hazreti İsa’nın gerçek mesajı, yüzyıllardır dünyanın kanını emen, başta kara kıta Afrika olmak üzere tüm dünyayı açlığa mahkûm eden sömürgeci zihniyetin öncü kuvveti olmamalıdır.
İsa’dan sonra 325 yılında düzenlenen İznik Konsilin’de İsevîlere kan kusturan Bizans İmparatorluğunun kralı II. Konstantin Hıristiyanlığı kabul etmişti. Pagan kültürünün hâkim olduğu bu coğrafyada Hıristiyanlık bu tarihten sonra imparatorluğun resmi dini haline gelmişti. İznik Konsilinde bir çok İncil arasından Matta, Markos, Luka ve Yuhanna’nın kaleme aldığı dört İncil seçilmiş, diğer İnciller yasaklanmıştı.

   Acaba bu, Hıristiyanlar ve hırıstiyanlık açısından sevinilecek bir durum muydu? Bizans mı Hıristiyan olmuştu yoksa Hıristiyanlık mı Bizanslaşmıştı? Hazreti İsa’nın öğretileri içerisinde yer almayan teslis (üçleme, tanrının üç unsurdan oluştuğu; Baba, oğul, kutsal ruh) İsa’nın tanrı oluşu, asli günah, puta tapıcılık (İsa’nın ve azizlerin heykeline tapma), çam ağacının kutsal kabul edilmesi, kutsal günün pazar (Sunday; güneş günü) olması, Noel2 gibi bir çok inanç, güneşe tapan putperest Bizans’ın yeni dini kendine benzetmesi değil miydi?
   Maalesef İsa’nın evrensel ilahi mesajı Bizans müdahalesinden günümüze kan kaybetmeye devam etmektedir. Bu kan kaybı o hale gelmiştir ki, Hıristiyan dünyasını hem de İsevilik adına Herodlaştırmış ve hayat anlayışına kurban etmiştir.

   Yılbaşı kutlamaları masum birer adet ve gelenekten ibaret görülmemelidir. Bu kutlamalardaki ritüeller İslam ile bağı olmadığı gibi her ne kadar Hıristiyanlık ile özdeş görülse de aslında gerçek Hıristiyanlıkla da ilgisi bulunmamaktadır. Bunlar olsa olsa eski pagan inançların kalıntılarından ibarettir. Masum birer gelenek gibi görülen ve hoş görüyle bakılan bu gibi dinsel öğeler zamanla gerçek dini yaşantıyı unutturup kendisi din yerine geçmektedir. Nitekim Hazreti Peygamberimiz Muhammet Mustafa Aleyhisselam’ın “Kim bir topluluğa benzerse o da onlardan olmuştur” hadis-i şerifi tam da bu gerçeği ifade etmektedir. Hazreti Ali’nin dediği gibi “İnandığı gibi yaşamayanlar, yaşadığı gibi inanmaya başlarlar”

   Sözün burasında Türkiye’de misyonerlik faaliyeti yapan bir şahsın bana gönderdiği özel mektupta yılbaşı kutlamaları ve bu konuda bizim konumumuz ile ilgili şu değerlendirmelerini de bu vesileyle Müslüman Türk halkının dikkatine arz etmek istiyorum:

   “Bizler İsa Mesih bağlıları olarak 25 Aralıkta Noel’i kutluyoruz… Ama iş dönüp dolaşıp her işte olduğu gibi taklitçilerine gelince işin rengi ve amacı yüzde yüz değişiyor. Yılbaşı bahane eğlenmek şahane, oluyor. En başta bu çorbada tuzu bile olmayan kimlik bunalımı çeken Müslüman Türk halkı dâhil, o sizin sözünü ettiğiniz amacından sapmış Hıristiyanlık dünyası, bu yılbaşını her türlü rezaletin içinde savurganlığın sınırsızlığıyla yıkılasıya kadar içip içip kutluyor. Sahte Hıristiyan’la sahte Müslüman’ın ortak noktası işte budur.”
   Fazla söze ne hâcet!
...........................................
1)1Hz. İsa’nın yaşadığı dönemde ona eza ve cefa eden Romalı hükümdar.
2)Noel; Eski Grekçe ve Latincede “yeni güneş, ilk gün, ayın yeni günü” gibi anlamlara gelir. Kelime, zamanla Paganlarda yeni yılın başlangıcında yapılan şenliklere ad olarak kullanılmıştır. Romalılar da, büyük bir şahsın gelişini selamlamak, doğum haberi vermek gibi mutlu bir olayı anlatırken “Noel Noel! diye seslenirlerdi. Hıristiyanlık sonrası dönemde, pagan/putperestlikten kalma bir çok âdeti Hıristiyanlaştıran Kilise Babalarının yeni yorumları ile Noel, zamanla içerik değiştirerek İsa’nın doğum gününe ad olmuş ve bu anlamda insanlığı ezeli günahtan kurtarmak üzere Tanrı Oğlu İsa’nın yeryüzünde cisimleşerek onun doğuşunun hatırasına kutlanan bir bayram haline dönüşüvermiştir.