Lanetliler!

e-Posta Yazdır PDF

“İsrailoğullarından kâfir olanlar, Davud ve Meryem oğlu İsa diliyle lânetlenmişlerdir. Bunun sebebi, söz dinlememeleri ve sınırı aşmalarıdır.”1

                                  

Bildiğiniz gibi ayetlerin ilk muhatapları İsrailoğullarıdır. Allah, İsrailoğullarından bir kısmına böyle lanet ettiğini söylüyor. Bu bağlamda öncelikle şu haberi, sonra da Tevrat’tan alınmış cümleleri beraber okuyalım.

                                  

“Savaşın hemen başında toplanan İsrail Hahamlar Şurası, sivillerin katledilmesinin önünü açan bir fetva verdi. Tevrat’ın savaş sırasında kadınların ve çocukların öldürülmesini öngördüğünü belirterek İsrail ordusundan Filistin ve Lübnan’da sivillere yönelik saldırılarını arttırmasını istedi.”2

                                  

Tevrat’tan bazı pasajlar;      

                                  

"Ele geçen her adamın gövdesi, delik deşik edilecek ve tutulan her adam kılıçla düşecek. Yavruları da karıları da kirletilecek. (...) Ve yayları gençleri yere çalacak ve rahmin semeresine acımayacaklar; gözleri çocukları esirgemeyecek."

                                  

"Atalarının fesadından ötürü, onun oğullarını boğazlayacak yer hazırlayın da ayağa kalkmasınlar ve diyarı kendilerine mülk edinmesinler ve dünya yüzünü şehirlerle doldurmasınlar."4

                                  

"Milletlerin zenginliği sana gelecek. (...) Ve ecnebiler senin duvarlarını yapacaklar ve kralları sana hizmet edecekler... Ve kapıların daima açık duracak; milletlerin servetini ve sürgün getirilen krallarını sana getirsinler diye gece gündüz kapanmayacaklar. Çünkü sana kulluk etmeyen millet ve ülke yok olacak ve o milletler tamamen harap olacak. (...) Ve seni sıkıştıranların oğulları sana eğilerek gelecekler ve seni hor görenlerin hepsi senin ayaklarının tabanında yere kapanacaklar ve sana: Rabbin şehri, İsrail Kudüs’ünün Sion'u diyecekler. (...) Ve milletlerin sütünü emeceksin ve kralların memelerini emeceksin.5

                                  

(...)"milletlerin servetini yiyeceksiniz ve onların izzeti size geçecek."6

                                  

"Ve Allah'ın Rabbin sana teslim edeceği bütün kavimleri bitireceksin; gözün onlara acımayacak. (...) Ve Allah'ın Rab, onları senin önünde ele verecek ve onları helâk edinceye kadar büyük kırgınla kıracak. Ve onların krallarını senin eline verecek, adlarını göklerin altından yok edeceksin; sen onları yok edinceye kadar kimse senin önünde duramayacak.7

                                  

"(Rab dedi:) Sen benim topuzum ve cenk silâhlarımsın. Ve seninle milletleri kıracağım ve seninle ülkeler helâk edeceğim (...) ve seninle erkeği ve kadını kıracağım ve seninle kocamış adamı ve genci kıracağım ve seninle genç adamı ve ere varmamış kızı kıracağım ve seninle çobanı ve sürüsünü kıracağım ve seninle çiftçiyi ve çiftini kıracağım ve seninle valileri ve kaymakamları kıracağım."8

                                  

"Mülklerini alacağınız milletlerin yüksek dağlar üzerinde ve tepeler üzerinde ve her yeşil ağaç altında ilâhlarına ibadet ettikleri bütün yerleri mutlaka harap edeceksiniz."9

                                  

Bizim kahrolarak izlediğimiz manzaraları onların neden büyük bir azim ve ibadet aşkıyla yaptıklarını sanırım yukarıdaki satırları okuyunca daha iyi anlamışızdır. Kendilerini Tanrı adına masum canı almaya adamış, bunu emreden bir kitaba iman etmiş bir insandan ancak bu beklenir doğrusu.

                                  

Bu, terörü din haline getirmektir. İsrail’in yaptığı ‘devlet terörü’dür, bu doğru.  Daha doğru olanı ise şudur, İsrail, ‘terör’(ün) devleti’dir.

                                  

Dünyada her zaman ve devirde savaşlar olagelmiştir ve galiba olmaya devam edecektir. Fakat başta İslam’ın olmak üzere her toplumun kendine göre bir savaş hukuku ve ahlak anlayışı vardır. İslam’a göre savaşta, yaşlılar, çocuklar, kadınlar, yaralılar, esirler, din adamları, ibadet haneler, hastaneler, okullar (genel ifadeyle savaşın içinde olmayan siviller) hatta hayvanlar, ağaçlar ve ekinler masumdur. Görülüyor ki Tevrat’a ve ona iman edenlere göre böyle bir ayrım yoktur. Olayı vahşete dönüştüren de bu anlayıştır.

                                  

Bu anlayışa nasıl gelindiğine değinmek yerinde olur kanaatindeyim. İshak’ın oğlu, Yakup peygamberdir. Yakup’un diğer adı da İsrail’dir. Sonraları bu soydan gelenlere İsrailoğulları denir. Yani İsrailoğulları (Yahudiler) ile İsmail oğulları (Araplar) amcaoğludur.

                                  

İshak’tan sonra bütün peygamberler; Yakup, Yusuf, Mûsa, Harun, Dâvut, Süleyman, Zekeryâ, Yahya, İsa aleyhisselam’ın hepsi, İsrailoğullarındandır. Bu durum onlarda Allah tarafından imtiyazlı ve onun has (hatta tek) kulları oldukları gibi yanlış bir anlayışın doğmasına sebep olmuştur. Oysa Allahın bir kavme peygamber göndermesi, bir başka açıdan onların ıslah edilmeye ne kadar muhtaç olduklarını da göstermektedir. Aksine onlar üstün /imtiyazlı /efendi /soylu ırk düşüncesi ile bir taraftan kendi soylarını Allah katında üstün görünce diğer taraftan da diğer ırkların kendilerinden aşağı ve efendilere (kendilerine) hizmetle görevli varlıklar olduğuna inandılar. İşte Siyonizm, bu anlayışın siyasi tezahürüdür.

                                  

Musevi asıllı Şair-yazar Roni Margulies’in şu tespitini tam bu noktada zikretmek yerinde olur: “İsrail’in yöneticileri, ister sağcı ister solcu olsun, bilinçli Siyonistlerdir”10Bu inancın temellerini Tevrat’ta görmek mümkündür. Bunun nasıl bir şey olduğunu anlamak için yukarıda zikrettiğimiz Tevrat ayetlerine dikkatli bir şekilde bakmak ve ortadoğuda işlenen vahşeti görmek yeterlidir.

                                  

Burada İsrailoğullarının tarihini anlatmayacağız tabii. Üzerinde duracağımız husus, “İsrailoğulları geçmişte ne yapmış ki, merhameti sonsuz olan Allahın gazabına ve lanetine maruz kalmıştır?” sorusuna cevap bulmaktır. Bu cevabı, onların genlerinde aramak haksızlık olur. Mısırda Kıptîlerin yöneticiliğinde baskı altında köle ve ikinci sınıf insan olarak yaşamlarını sürdüren İsrailoğulları Allahın rahmeti olarak Musa peygamberin önderliğinde Kızıl denizi geçip özgürlüğe kavuştular ve Allah’ın birçok nimetine nail oldular.

                                  

Daha sonra ortaya koydukları tutum ve tavırları, şükreden mütevazı bir kul tavrı olmadı. Şımarık, nankör, uslanmaz, haddini bilmez bir tavır sergilediler. Bu, onların karakteri haline geldi.

                                  

Sonucu Kur’an’dan okuyalım:

                                  

“İçinizden cumartesi günü azgınlık edip de, bu yüzden kendilerine: “Aşağılık maymunlar olun” dediklerimizi elbette bilmektesiniz. ”11

                                  

“Allah katında bundan daha kötü bir karşılığın bulunduğunu size haber vereyim mi? de, Allah kime lanet ve gazab ederse, kimlerden maymunlar, domuzlar ve şeytana kullar kılarsa, işte onlar yeri en kötü ve doğru yoldan en çok sapmış olanlardır. ”12

                                  

“Kibirlenip de kendilerine yasak edilen şeylerden vazgeçmeyince onlara: “Aşağılık maymunlar olun”, dedik. ”13

                                  

Her şeye rağmen Allahın ayrıcalıklı has kulları olduklarına inandılar. “Allah bizi cehennemde yakmaz. Biz onun has kullarıyız” dediler. İşlerine gelmediklerinde peygamberleri öldürdüler, dini ve dini emirleri para karşılığında değiştirdiler. Ve daha niceleri..14O hale geldi ki son tahlilde ortadaki dinin Musa’nın anlattığı dinle bir ilgisi hemen hemen kalmadı. Dinin bu son haline, değiştirilmiş, tahrif edilmiş haline Yahudilik dendi.

                                  

Yahudileşmek, dini, menfaatlerine kurban etmenin, onu sulandırmanın, Allaha karşı lakayt olmanın bir diğer adı oldu.  Elbette İsrailoğullarına ait bir kavram olmaktan çıktı. Allahın dinine karşı kim aynı tavrı sergilerse-Müslümanlar dâhil- Yahudileşiyor, yani laneti hak ediyor demektir.

                                  

Şunu da belirtelim ki, biz atalarının yaptıklarından torunlarını sorumlu tutacak değiliz.  Ancak bu gün Filistin ve Lübnan’da olanlar gösteriyor ki, modern zamanın Yahudileri de atalarının izinden gitmektedirler.  Oysa Allah onlardan söz almıştı.

                                  

“(Ey İsrailoğulları!) Birbirinizin kanını dökmeyeceğinize, birbirinizi yurtlarınızdan çıkarmayacağınıza dair sizden söz almıştık. …. Yoksa siz Kitab'ın bir kısmına inanıp bir kısmını inkâr mı ediyorsunuz? Sizden öyle davrananların cezası dünya hayatında ancak rüsvaylık; kıyamet gününde ise en şiddetli azaba itilmektir. Allah sizin yapmakta olduklarınızdan asla gafil değildir.”15

                                  

Bunun yanında insaf ehli, vicdan sahibi Musevi’ler yok değildir. Onlar ortaya konan bu vahşete katılmadıklarını, bunu kınadıklarını, kendi hükümetlerini protesto ederek gösteriyorlar. Ne var ki hâkim güç Siyonist Yahudilerin elindedir. Onlar da dünyayı ateşe vermeye devam ediyorlar. Ancak, ayette de belirtildiği üzere zulüm öyle bir ateştir ki sonunda gelir sahibini yakar.16Nitekim Peygamberimiz kıyamet alametlerini haber verirken şöyle buyurur; “Sizler Yahudilerle savaşacaksınız. Siz onların üstüne saldırdığınızda taşlar konuşur ve ey Müslüman,  bu arkamdaki Yahudi’dir, onu öldür der.17

                                  

Galiba, ortadoğuda sonuç buna doğru gitmektedir ve bu da dünyanın kıyametidir vesselam!

...........................................

1)5/Maide, 78 2)Gerçek hayat, 28 Temmuz 2006, Sayı: 301  

3)İşeya, 13/15,16,18, s.682-683  4)İşeya, 14/21,22, s. 683

5)İşeya, 60/5,10,11,12,14,16,17, s.718-719   6)İşeya, 61/5,6, s.719

7)Tensiye, 7/16, 23, 24 s. 185   8)Yeremya 50/20-23 s.777   9)Tensiye 12/2 s. 189

10)Gerçek Hayat, 28 Temmuz 2006, sayı; 301, sh. 22  11)2/Bakara; 65  12)5/Maide; 60   13)7/Araf; 166  14)Bkz. 2/Bakara, 40-83. Yahudi mantığı ile ilgili daha fazla bilgi almak isteyen Bakara suresini –özellikle bu günlerde – tamamen okumalıdır.  15)2/Bakara,84-85  16)“Bir de sakın zulmedenlere meyletmeyin, sempati duymayın. Yoksa size ateş dokunur. Aslında sizin Allah’tan başka yardımcınız yoktur. Sonra O’ndan da yardım görmezsiniz.”[11/Hud,13]

17)Buhari; 3398, Tecrid-i Sarih; 1232