Üzümü Yemeden Önce

e-Posta Yazdır PDF

 

İslam terbiyesinde, insanın çocukluğunda ilk öğrendiği ilkelerden biri helal ve haram kavramıdır. Helal Allahın yapılmasını onayladığı, istediği, izin verdiği davranışlardır. Haram ise Allahın yapılmasına izin vermediği, yasakladığı fiillerdir. Helal olan işlerde insanın faydasına bir durum varken haramlar mutlaka biz bilelim veya bilmeyelim insanın veya toplumun aleyhinedir.
           
Helal ve haram Allahın insan hayatını disipline eden, onu düzenleyen bir otokontrol sistemi gibidir. Helal ve haram Allahın çizgileri ve sınırlarıdır. Bu sınırlara dikkat etmeyenler ve hayatını keyfemayeşa (dilediği gibi), sınırsız ve sorumsuz yaşayanlar, bunu özgürlük zannederek haddi aşarlar. Kendi sınırlarını, alanlarını geçip başkasının hududuna tecavüz ederler. Zaten dünyadaki tüm kavgalar, çekişmeler, kaoslar, zulümler bazı insanların kendi alanlarıyla, imkânlarıyla, dünyalıklarıyla, kendi elindekiyle yetinmeyip başkasının elindekine de sahip olmak istemesinden kaynaklanmaktadır. İnsan başkasının elindekini de her ne yolla olursa olsun elde etmek isteyince zulme, güce, haksızlığa başvurmaktan geri durmuyor. Bu hırs, insanlığa tarihten bu yana kan ve gözyaşından başka bir şey getirmiyor.
           
Nitekim Allah Teâlâ Tekasur suresinin ilk ayetinde “çok kazanma arzusu sizi helak etti” buyuruyor. Hakikaten son iki yüzyıldaki dünyada meydana gelen savaşlar ve acıları göz önüne aldığımızda bunların sebebinin başka milletlerin elindeki yer altı ve yer üstü zenginlikleri elde etmek ve onlara sahip olmak düşüncesinden başka bir şeyin olmadığını görüyoruz. Görüyoruz ve insanın Allah’ın terbiyesine, sınırlarına, uyarılarına ne kadar muhtaç olduğunu anlıyoruz.
           
Toplum ve devletlerin hayatında böyle olduğu gibi tek tek fertlerin hayatında da durum aynı. Bugün herkes toplumda meydana gelen sapkın olaylardan, cinayetlerden, hırsızlıklardan, arsızlıklardan şikâyet etmektedir. Üç kuruş için en yakınlarını canice öldürenleri, soygunculuğu marifet bilenleri medyadan duyuyoruz. Her geçen gün mal, can, namus ve nesil emniyetimizden endişe ediyoruz. Endişe ettiğimiz halde toplum olarak dini, dindarlığı, Allah korkusunu, nesillerimize din eğitimi vermeyi de ihmal ediyoruz. Bunu hafife alıyoruz ve belki yeterince önemsemiyoruz. Oysa fert ve toplumun huzuru yeni nesle Allah korkusunu ve helal – haram duygusunu vermekten geçer.
           
Hiç kuşkusuz, insan eğitiminin, ahlakının, karakterinin oluşmasında yediklerinin de büyük etkisi vardır. Sonuçta yediklerimiz sadece bedenimizi beslemiyor, ruhumuzu ve karakterimizi de meydana getiriyor. Bu manada Allah Teâlâ kuranda birçok ayette helal yiyeceklerden beslenmemiz konusunda bizi uyarıyor. Örneğin bir ayette; “Ey Peygamberler! Temiz olan şeylerden yiyin; güzel işler yapın. Ben sizin yaptıklarınızı hakkıyla bilmekteyim. ” buyuruyor.
           
Bu ayet yiyeceklerle davranışlarımızın arasında direk bir bağ olduğunu da açık bir şekilde ifade ediyor ve bizim dikkatimizi yediklerimize çeviriyor. İyi ve güzel davranışlar ancak helal ve temiz kazançlarla elde edilebilir. Haram ile beslenen vücutlardan Allahın rızasına uygun ameller meydana gelmez. O halde insan terbiyesi insan doğmadan önce annesinin yediklerine dikkat etmesiyle başlar. Anneler babalar helal rızıkla beslenmeli ki salih evlatlar dünyaya getirsinler. Doğan çocuklar erdemli, karakterli, şahsiyetli, imanlı, ihlâslı büyük insanlar, büyük âlimler, büyük fatihler olsunlar. İnsanlığa bu nesiller eliyle huzur gelsin, emniyet gelsin, barış gelsin.  
           
Bunun için de çok kazanmak değil, helalinden kazanmak ve helal rızık yemek diye bir ilkemiz, bir derdimiz, bir hedefimiz olmalıdır. Çocuklarımıza da bunu öğretmemiz gerekir. Bizim Türkçemizde “helal lokma yemek” ve “boğazından haram lokma geçmemek” diye iki güzel deyimimiz vardır. İslam terbiyesiyle yetişen insanımız, bu ikisine azami dikkat eder. Bilir ki helal lokma, güzel nesil demektir, ailede huzur demektir, çocuk için ahlak ve saygı demektir, memleket için vefa ve sadakat demektir. Vücuda giren haram lokma ise, ahlaksızlık, ihanet, terbiyesizlik olarak kendini belli eder. Haram lokma yiyen huzur bulamaz, kendine, ailesine ve çevresine huzur veremez. Haram lokma yiyen vatanına, milletine, değerlerine sadık kalamaz, ihanet eder. Haram lokma yiyen annesine, babasına, büyüklerine, âlimlere, fazıllara saygı gösteremez ve onlardan saygı görmez.
           
Haram tatlıdır derler. Şeytan onu insana güzel ve hoş gösterir. İnsan da nasıl olsa geliyor der ve geliş yolunu sormaz. “Üzümü ye, bağını sorma” yanlış anlayışı onu felakete sürükler. Bir müddet sonra bu haram insan vücuduna girip yerleşince insan bundan da rahatsızlık duymamaya başlar. Bu insan giderek haram bataklığına battıkça batar. Bir noktaya gelir ki Allah korusun insanın geri dönüşü de olmaz. Malı, evlatları, kazandıkları, huzuru kaybolur gider. Ancak büyük felaketler, acılar ve ızdıraplar, büyük şoklar insanın aklını başına getirebilir. Allah korusun.
           
Hazreti peygamberimizin tavsiyesine kulak vermeliyiz. "Meşru bir işten helal rızık kazanan kimse o işe devam etsin.” Aşırı hırsların kurbanı olmamalıyız. Üzümü yemeden önce bağını sormalıyız ki huzur bulalım. Unutmayalım ki haram lokma hiç kimseye mutluluk getirmemiştir. Toplumsal ve kişisel problemlerimizin çözümü öncelikle nefsimizi ve neslimizi helal rızık ile beslemekten geçiyor.
           
Allah hepimize helalinden yemeyi nasip etsin. Boğazımızdan haram lokma geçmekten bizi muhafaza etsin. Vesselam.