Hz. Peygamber (sav)’in Namazı

e-Posta Yazdır PDF

Bir şeyi Efendimiz (s.a.v)’in yaptığı gibi yapmak bir müslümanın en büyük idealidir. O’na “ulaşmak” mümkün olmasa da “yakın” olmanın göstergesidir bu çünkü. Bu hassasiyetin, Sünnet’in bağlayıcılığı bağlamında da elbette ayrı bir önemi vardır.


Hayatı Efendimiz (s.a.v)’in yaşadığı gibi yaşama çerçevesi içinde ibadetlerimize de hakim olması gereken bu anlayış doğrultusunda günümüzde “Resulullah (s.a.v.)’in Namazı” gibi başlıklarla kaleme alınmış çalışmalar bulunduğu malum.


Bu tarz çalışmaların, Efendimiz (s.a.v)’in örnekliğini ortaya koyma işlevi dışında, zihin çeldirici bir fonksiyonu da oluyor. Yazarı arzu etmese de, zihinlerimizin hal-i hazırı itibariyle biraz da kendiliğinden meydana gelen bir durum bu.


Esasen İbnu’l-Kayyım’ın Zâdu’l-Meâd’i gibi, Efendimiz (s.a.v)’i bütün veçheleriyle ortaya koyma amacındaki çalışmalarda yapılan da budur. Keza el-Kastallânî’nin el-Mevâhibu’l-Ledünniyye’si de bu özellikte bir eserdir.


Hatta daha eskiye gidecek olursak, İmam el-Buhârî’nin Sahîh’inin de aynı gayeyle tasnif edildiğini söylemek gerçeğin ifadesi olacaktır. Bilindiği gibi bu eserin (Sahîh-i Buhârî’nin) tam adı, “el-Câmi’u’l-Müsnedu’l-Muhtasar min Umûri Resûlillâh (s.a.v) ve Sünenihî ve Eyyâmih”dir. Türkçe’ye “Resulullah (s.a.v)’in Uygulamaları Sünnetleri ve Günlük Hayatı Konusunda Müsned Rivayetlerden Oluşan Muhtasar Cami”1) olarak aktarabileceğimiz bu eser, adından da anlaşılacağı gibi Sünnet ve Sireti müsned rivayetlere dayanarak muhtasar bir şekilde ve bir bütün olarak ortaya koymak amacıyla oluşturulmuştur.


Ancak burada dikkat edilmesi gereken bir nokta var: Ne İmam el-Buhârî bu eserine ilgili bütün sahih rivayetleri aldığını iddia etmiştir, ne de ondan sonraki ulema onun b eserine –ve aynı tarzdaki diğer eserlere– bu gözle bakmıştır. Dolayısıyla İmam el-Buhârî’nin bu eserine almakla zımnen “Efendimiz’in tutumu/uygulaması böyleydi” dediği rivayetler arasında tarih boyunca kabulle karşılananlar olduğu gibi, reddedilenler de olmuştur.


Bunda şaşılacak bir durum yoktur. Zira Efendimiz (s.a.v)’in Sünnet-i Seniyye’sinin herhangi bir konuda tekdüze tezahür ettiğini söylemek her zaman mümkün değildir. Fıkhî mezheplerin varlığını kaçınılmaz kılan hususlardan birisi de budur. Efendimiz (s.a.v)’in bir konuda farklı uygulamalar yaptığı vaki olduğu gibi, O’nun uygulamalarını bize nakleden rivayetlerin birbiriyle ilişkisinin nasıl kurulacağı noktasındaki metodolojik/Usulî ihtilaflar dolayısıyla da Sünnet’i farklı okuma biçimleri vakıası inkâr edilemez bir ralite olarak karşımızda durmaktadır.


Bütün bunların ortaya koyduğu gerçek şudur: Herhangi bir konuda, özellikle de ahkâm hadisleri bağlamında, ilgili rivayetlerden sadece bir kısmını esas kabul ederek, “Efendimiz (s.a.v)’in tutumu böyleydi, Sünnet’e uygun olan sadece budur” gibi iddialı cümleler kurmak ve eserler kaleme almak tartışmalı bir tavrın ifadesidir. Dolayısıyla “Resulullah’ın Namazı” adı altında ya da benzeri isimlerle kaleme alınmış eserlere aldanarak, bu eserlerde anlatılanlar dışındaki uygulamaların Sünnet’e aykırı olduğunu düşünmek doğru değildir.

Her rivayetin, her İmam nezdindeki kıymeti aynı olmayabilir. Rivayeti nakleden ravilerden, rivayetin metninin durumuna, Kur’an ve amelî sünnetle ilişkisine kadar bir dizi etken, herhangi bir konudaki mütearız (ilk bakışta birbirine aykırı gibi görünen) rivayetler arasında nasıl tercih yapılacağı tartışmasını etkilemektedir. İhtilâfu’l-Hadîs ya da Muhtelifu’l-Hadîs dediğimiz sahanın temel iştigal alanı budur ve bu ilimden habersiz bir şekilde hadisler arasında keyfemâyeşa tercihler yapıp “hadisle amel” görüntüsü altında zihin bulandırmak tasvip edilecek bir davranış değildir.