Guneymân, Eş’arîler ve Gerçekler

e-Posta Yazdır PDF

Bayram öncesi Medine İslam Üniversitesi Lisansüstü Bölümü sabık başkanı Abdullah el-Guneymân’ın Şerhu Kitâbi’t-Tevhîd‘inden naklen twitterdan yaptığım bir paylaşım, ecdadının kültürüne, akidesine –ne olduğunu bilmeden– ukalalık etmeyi Selefîlik zanneden bir kısım çevreleri rahatsız etti. Koro halinde yaygara durumuna geçip Guneymân’ın Eş’arîlerle ilgili cümlesini tahrif ettiğimi, aslında kendisinin Eş’arîlerle bir problemi olmadığını; hatta Eş’arîleri “ehl-i necat” saydığını; benim bilerek çarpıtmada bulunduğumu ileri sürdüler.


Guneymân’dan alıntıladığım cümle daha önce Sakkâf tarafından kendisine sorulmuşmuş; o da “vaktiyle Kuşeyrî ile Hanbelîler arasında geçen hadiseyi kasdettiğini” söylemişmiş. Dolayısıyla ben o cümleyi nakletmekle Guneymân’a kasdetmediği birşeyi izafe etmişmişim…


Ses kayıtları, yazılı metinler havada uçuştu. Guneymân’ı tebrie etmek için yarışa girdiler adeta. Düşündüm, bu ateşli gençlerin derdi “ihkak-ı hakk”sa gerçekten, birileri benim hakkımda böyle bir iddiada bulunsa bu gençler beni de müdafaa etmek için sıraya girerler mi acaba?!.. “Bir ihtiyat payı bırakalım; hoca böyle desteksiz-dayanaksız konuşmaz. Belki işin içinde bilmediğimiz bir şey vardır” demek yerine, “Selef akidesi”ne saldırmak için “görevlendirildiğimi” ima edenler oldu bu ülkenin çocukları arasında. Benim iftira ettiğimi kabule o kadar hazırlar ki, aşağıda yazacaklarımı görme ve sağlıklı değerlendirme şansı verecekler mi kendilerine, bilemiyorum. Allah affetsin… Kafasını dondurmayı tercih etmiş bulunan o gençlere bir şey anlatamayacağımın farkındayım. Burada yazacaklarım, onların düştüğü tuzağa henüz düşmemiş olanları hedefliyor…


Ne demişti Guneymân?


Guneymân’ın, Twitter’dan resmini paylaştığım sayfada yer alan ifadeyerinin tercümesi şöyle: “… Bugün İslam Alemi’nin ekseriyetini oluşturan Dört Mezhep tabileri Eş’arî’ye intisap etmiştir. Onlar sıfat nasslarını tevile dayanırlar ki o tevil bazan tahrife kadar gider, bazan da gerçekten uzak/zorlama bir tevildir. Dünya bu mezhebin kitaplarıyla doludur. Mensupları, Ehl-i Sünnet olduklarını iddia ve nasslara zahiri üzere iman edenleri teşbih ve tecsime nisbet ederler.


“Resulullah (s.a.v)’in varisi olan İslam ulemasının bu güçlü akımlara karşı, durumun gerektirdiği şekilde münazaralar yaparak, eser telif ederek hakkı aklî ve naklî bürhanlarla açıklaması kaçınılmazdır. Durum, bazen silah çekmeye kadar da varabilir…”

Söz bu! Guneymân gibi müşebbih/mücessimlerin ifrazatıyla Eş’arî/Mâturîdî düşmanlığını Selefîlik zanneden gençler Guneymân’ın aslında Eş’arî(lik) alerjisi olmadığını söylerken, ustaca yürütülen bir propagandanın kurbanı olduklarını itiraf ediyor farkında olmadan.


Bir zamanlar FETÖ lideri “Cebrail parti kursa oy vermem” demiş, tepki alınca da “Canım, bizim çaycı Cebrail’i kasdettim” demişti. Guneymân’ın Sakkf’a cevabı tam da bu kabil. O cevap, beynini kiraya verdiği için okuduğunu anlamayan ya da işine geldiği gibi anlamayı tercih eden bir kısım nadanları tatmin etmiş olabilir. Ama mızrak çuvala sığmıyor işte!


Eş’arîler hakkındaki bu ifadesi kendisine sorulduğunda –yukarıda da değindiğim gibi– geçmişte vuku bulmuş bir olaya atıf yaptığını söylemiş. Peki bu açıklama durumu kurtarır mı? Her şeyden önce onun yukarıdaki ifadelerinin, geçmişte vuku bulmuş bir olaya atıf olduğunu söylemek gramatik olarak mümkün değil. Zira nahiv kaidesi olarak “kad” edatı muzari fiilin başına geldiğinde, genellikle anlattığı olayın geniş zaman içinde –az veya çok– vuku bulacağını anlatır. Başka kullanımları da vardır. Ancak bu kalıp hiçbir şekilde mazide “olmuş bitmiş” bir olay hakkında kullanılmaz.

Guneymân ve Eş’arîlik

Guneymân’ın Sakkf’a yaptığı izahın inandırıcılıktan uzak olması sadece bu sebepten değil. Eserlerinde Eş’arîlik’ten ve Mâturîdîlik’ten bahsettiği hemen her yerde onlardan Ehl-i Sünnet olarak değil, “dalâlet/sapıklık” nitelemesiyle bahseden ve Ehl-i Sünnet tabirini Müşebbihe/Mücessime’ye tahsis eden Guneymân’dan aldığım aşağıdaki iktibaslar meseleyi daha net biçimde ortaya koyuyor:


“Soru: Eş’arîler Ehl-i Sünnet’ten sayılır mı? Ebu’l-Hasen el-Eş’arî, akidesinden tevbe ettiği halde (kendisini ona nisbet edenler hakkında) “Eş’arîler” kelimesini kullanmak doğru mudur?


“Cevap: Eş’arîler Ehl-i Sünnet’ten değildir. Aksine onlar bid’at ehlidir. Eş’arî’ye intisap doğru değildir. İnsanın Eş’arî’ye intisap etmesi caiz değildir…”


“… Onların söylediği gerçekte hakikati tersyüz etmektir. Bunu da, nasslar tarafından kökünden sökülüp atılan Eş’ariyye akidesini kurtarmak için yapıyorlar. Onlardan birçoğu yapabilse, Allah’ı ve Resulü’nü de reddeder. Ancak Allah Teala’nın da buyurduğu gibi:“Hayır! Biz hakkı batılın tepesine fırlatırız da beynini parçalar. Bir de bakarsın mahvolup gitmiş. Allah hakkındaki (batıl) yakıştırmalarınızdan ötürü yazıklar olsun size.” (21/el-Enbiyâ, 18)3)


“Sıfatları inkâr eden kimsenin günah, cürüm ve küfrü, sadece isimleri inkâr edeninkinden daha büyüktür. Ehl-i bid’at sıfatlara iman etmez; bilakis onları inkâr eder. Hatta bu veba, bu hastalık maalesef müslümanların ekserisine sirayet etmiştir. Buradaki “müslümanlar” kelimesiyle ilim talebesini kast ediyorum. (…) Kast edilen, fıtratları talim ile değişmiş bulunan, hocalarından sıfatlara karşı kâfir ve inkârcı olmayı öğrenmiş bulunanlardır. Sıfatlara karşı küfür çeşit çeşittir. Mutlak inkâr ve bilerek redd onun bir çeşididir. Nassları (doğrudan) inkâr etmeyip, inkâra götürecek şekilde tevil etmek şeklinde dolambaçlı yollar (izleyenler) de onun bir çeşidi(ni temsil etmekte)dir. İşte bunlar Eş’arîler’dir!..“


“… Hal böyleyken onlardan (Eş’arîler’den, E.S) birçoğunun sesini yükselterek ittifak ve anlaşmaya davet ettiğini görürsünüz. Yeryüzünde hakka inananlar bulunduğu sürece böyle birşey kesinlikle olmayacak! Zira hidayet ile dalalet, hak ile batıl arasında ittifak olmaz!..”


Evet, Guneymân’ın tıyneti bu. Böyle bir adamın Ehl-i Sünnet Eş’arî/Mâturîdî akidesine ve o akidenin müntesiplerine, el-Berbehârî’den, el-Hallâl’den, el-Herevî’den… ve “Eş’arîler Müslüman değildir, (hatta) Ehl-i Kitap da değildir” diyen diğer tecsimci/teşbihçi akide atalarından farklı bakmasını beklemek elbette saflık olurdu.


Bu ifadeler kitaplarında durduğu ve Guneymân bu görüşlerinden rücu ettiğini açıkça deklare etmediği sürece “Eş’arî düşmanı” yaftasını boynunda taşımaya devam edecek! Durum buyken kimse çıkıp bu adamın, sıkıştığında kamuoyu önünde “durumu kurtarmak” için “idare-i kelam” kabilinden sarf ettiği sözleri “delil” diye karşıma getirmesin!


Zira eğer o ifadeler “delil”se, burada naklettiğim cümlelerle yan yana değerlendirilmesi kaçınılmazdır. Bu durumda ortaya çıkacak olansa, sahibini muhataplık makamından düşüren “tenakuz”dan başkası olmayacaktır!


Son söz

Bu coğrafyaya dışarıdan taşınan diğer ithal din tasavvurları gibi, teşbih/tecsim akidesi de bozuk ve zararlı olduğu için, diğerleriyle olduğu gibi onunla da ilmî zeminde mücadeleye Allah Teala izin verdiği sürece devam edeceğim. “Yapacak başka iş kalmadı mı?” diyerek, bu mankurtlaştırıcı ideolojiyi değil de benim çabamı garipseyenlere tavsiyem, 14 asırdır bu Ümmet’in neye nasıl iman ettiğini ve birlik-beraberliğini hangi zeminde tesis ve idame ettiğini iyice araştırmalarıdır…