Kalp Temizliği

e-Posta Yazdır PDF

İslamiyette temizlik esastır. Öyleki ibadet edilecek yerin bile temiz olması gerekir. Pis ve arınmamış bir vücutla ibadet makbul olmaz.

  Peki ya temizlenmemiş bir kalple?
   İslamiyet, ibadet edilecek yerin dahi temiz olmasını esas kılmışken temiz olmayan bir kalple ibadet nasıl mümkün olur? Öyleki her şeyden beri olan hakkın huzuruna kul nasıl içi haset ve arınmamış bir kalple çıkabilirki?

   O halde kul önce maddi temizliğin yanı sıra manevi temizliğinde yapmalı ve tüm kötülüklerden münezzeh olan Rahman’ın huzuruna öyle çıkmalıdır. Allah’ın sevgisini taşıyacak ve her an ona ibadette bulunup her an zikrini yapan bir kalpte nefret, haset, riya, tamah, hırs gibi sıfatlara yer olmamalı. Kul bütün bir sevgiyle Hakkın huzuruna çıkmadan önce kalbini tüm kötülüklerden temizlemeli. Kalpleri güzel ahlakla güzel niyetlerle süslemeli. Şüphesiz İslâm Dini, beden ve elbise temizliğini emrettiği gibi, kalp ve gönül temizliğini de emretmiştir. Hatta yüce dinimiz kalp ve gönül temizliğini daha da önemser ve tavsiye eder.
   Manevi temizlik, dünyevi ilişkiler boyutunda insanın insanlara karşı kötülük, kin ve haset gibi olumsuz duygulara kalbinde yer vermemesi, aksine iyilik ve hoşgörüyü ilke edinmesi anlamına geldiği gibi, tasavvufi manada, kalbin kibirden ve günahtan arınması anlamına gelir ki her iki manada da kalbin temizlenmesi gerçek bir temizliktir.

   İslam dini genel anlamda temizliği bir bütün olarak tavsiye ederken özelde özellikle manevi yani kalp temizliğini ön plana çıkarmıştır.

   Nitekim Kur’an-ı Kerim bunu şöyle ifade etmektedir.
   “Allah’ın huzuruna temiz (selim) bir kalple çıkmaktan başka hiçbir şeyin faydası yoktur.”  (Şuarâ 26/89)

   Manevi temizliğin zirvesi, kalbin özünün Allah’dan başka her şeyden temizlenmesidir.

   Bediüzzaman Hazretleri, İkinci Lem’ada; Hazret-i Eyyub Aleyhisselâmın yara bere içinde epey müddet kaldıktan sonra, yaralarından meydana gelen kurtların kalbine ve diline iliştiği zaman, Cenâb-ı Hakk’a niyazda bulunarak o vaziyetinden kurtulduğunu anlatırken; bizlere dönerek, “Hazret-i Eyyub Aleyhisselâmın zahiri yara hastalıklarının mukabili, bizim Bâtıni ve ruhî ve kalbî hastalıklarımız vardır. İç dışa, dış içe bir çevrilsek, Hazret-i Eyyub’dan daha ziyade yaralı ve hastalıklı görüneceğiz. Çünkü işlediğimiz her bir günah, kafamıza giren her bir şüphe, kalp ve ruhumuza yaralar açar… Bizim manevî yaralarımız (günahlar) pek uzun olan hayat-ı ebediyemizi tehdit ediyor… Günahlardan gelen yaralar ve yaralardan hâsıl olan vesveseler, şüpheler mahall-i iman olan batın-ı kalbe ilişip imanı zedeler…

   Evet, günah kalbe işleyip, siyahlandıra siyahlandıra, ta nur-i imanı çıkarıncaya kadar katılaştırıyor. Her bir günah içinde küfre gidecek bir yol var. O günah, istiğfar ile çabuk imha edilmezse, kurt değil, belki küçük bir manevî yılan olarak kalbi ısırıyor” (Lem’alar, s. 21) ikazını yapıyor. Günümüzün yoğun günah atmosferine dikkatleri çekiyor. Bu günah sağanağını bertaraf etmenin bir yolunun ve çaresinin de istiğfar yani Cenâb-ı Hak’tan af dilemek, tövbe etmek ve pişmanlığımızı sunmak olduğunun altını çiziyor. Bir nevi manevî temizlik cihazı olan istiğfarı, her an devrede tutarak, her taraftan hücum eden günahlara karşı kullanıp; günahlarımızın birikmesine meydan vermeden, onları hemen imha etmemiz gerektiğini belirtiyor. Hidayet rehberimiz Peygamber efendimizde her bir günahın kalpte bir kara leke oluşturduğuna ve bu lekelerinde yalnızca tövbe ile giderildiğini belirtmiştir.

   İnsanın kalbi temiz olduğu zaman, bütün vücut kötülüklerden muhafaza olur. Nitekim hikmet ehli bir zat şöyle demiştir: “Ben kalbimi on gece şeytandan korudum. Kalbim de beni yirmi sene bunlardan korudu.”