Misyonerlikten Müslümanlığa

e-Posta Yazdır PDF

   Aziz John Luther yeni açılan kilisede görev almak üzere İstanbul’un varoş bir semtine yerleşmiştir. Burada Hristiyanlığı yayacak, kendisine anlatanları oda iyi bir Hristiyan yetiştirmek için başkalarına anlatacaktı…

   İyi bir peder ve oldukça iyi bir Hristiyan olan John, mahalleye yerleştiği gün çalışmalarına başlar. Yaşayacağı zorlukları önceden tahmin ettiğinden bir müslümanın yaşayışı ve dini kitabı hakkındaki hemen her bilgiyi öğrenmiş, hatta Kuranı kerimin mealini bile çok kez deyim yerindeyse hatim etmiştir. Tabi sadece açık bulma amaçlı. Kendisine göre yanlış olan ayetlerin altını çizmiş ve üzerlerinde çalışmıştır. Karşısındaki bir müslümanı etkileyecek ve kafasını karıştıracak tüm donanıma sahiptir artık. Şimdi sıra sadece mahalle halkıyla bütünleşmede ve ilgilerini çekecek faaliyetlerde bulunarak halkı kiliseye çekmekte. Buda Peder John için hiçte zor değildir. Kilisenin açılışını büyük bir ziyafetle vermeyi planlayan Peder John bunu duyurmak için mahallede dolaşmaya başlar. Hemen yan sokağa gittiğinde orada oynayan çocuklara bakarak
   Merhaba çocuklar. Ben yeni açılan kilisemizin pederi John. Nasılsınız? Der. Çocuklar pek oralı olmadan sadece bakarlar. Ancak içlerinden bir tanesi Peder John’a bakarak

   -Kıyafetin çok komik. Diyerek gülmeye başlar. Peder içinden “küstah müslüman çocuğu” diye geçirsede çocuğa tebessümle bakarak

   -Demek kıyafetimi komik buldun. Adın ne senin?
   -Evet, hemde çok komik. Adım Muhammet.

   -Memnun oldum küçük adam. Kilisede peder olduğumdan kıyafetim böyle. Muhammet bak ne diyeceğim: ben mahallenizde çok yeniyim yani hiçbir yeri bilmiyor ve hiç kimseyi tanımıyorum. Bana mahallenizi gezdirir misin?

   Muhammet küçük ellerini çenesine koyarak biraz düşünür.

Peder John:
   -Lütfen Muhammet hem benim hiç arkadaşım yok.
   Muhammet gülen gözleriyle Pederin kıyafetine bakar :
   -Tamam ama benimle dolaşırken bunu giyme olur mu?

Peder önce bir kahkaha atar ve
   -Hadi küçük arkadaşım şimdi beni gezdir bakalım. Der.

   Muhammet ve Peder mahallede tur atmaya başlarlar. Pederin küçük dostu yol boyunca hiç susmaz sürekli kendini, ailesini, okulunu hatta mahallenin esnaflarını bile küçük yüreğiyle anlatır. Henüz on yaşında olan küçük bir çocuğun mahallesi hakkındaki düşüncelerini büyük bir ilgiyle dinler Peder John. Anlattıklarından keyif aldığını göstermek için arada küçük dostuna sohbetle ilgili sorularda sorar peder. Yürüyüşleri bitmiş kilisenin önüne gelmişlerdi.

   -İçeri gelmek ister misin?
   -Hayır, şimdi dedem çağırır. Der.
   -Peki, ohalde yarın sabah gelirimsin?

   Muhammet Pedere gülen kısık gözleriyle bakarak kafasını sallar ve koşarak gider.

   Peder küçük dostuna kiliseyi sevdirmek ve Hristiyanlığı öğretmek için onla yakından ilgilenmeye karar vermiştir. Zaten Muhammet’i kiliseye alıştırabilirse diğer küçük arkadaşlarını da alıştırmak kolay olacaktı. Sabah Muhammet yanına geldiğinde ona kilisede küçük işler verecek, kilisede bulunan her resmin ve her nesnenin anlamlarını ve değerlerini bir bir anlatacaktı.

   Peder John, küçük dostu için güzel bir sofra hazırlayarak Muhammet’in gelmesini bekler. Muhammet geldiğinde beraber sofraya otururlar. Peder uzun uzun küçük dostunu izler ve

   -Muhammet yüce İsa’nın kim olduğunu biliyor musun? Der
   -Elbette. Hz. İsa’yı kim tanımaz.
   Bu cevap pederin çok hoşuna gitmiştir. Merakla
   -Peki sana kim anlattı Yüce İsa’yı, nerden biliyorsun? Der
   -Dedem anlattı. Hem sadece Hz. İsa’yı değil; putları deviren Hz. İbrahim’i, tüm sihirbazları şaşırtarak elindeki asayı ejderhaya çeviren Hz. Musa’yı… Hepsini hepsini anlattı bana dedem. Der.

   Peder Muhammet’in bu kadar bilgili olmasına biraz şaşırarak kilisede bulunan Hz. İsa’yı ve Hz. Meryem’i temsil eden minyatürleri göstererek :

   -Bak bu yüce İsa ve işte buda Meryem Ana. Der
   Peder Muhammet’e daha birçok minyatürler ve resimler gösterir. Tüm resimlerin ve kilisede bulunan her nesnenin açıklamasını yapar.

   Muhammet ise pederin konuşmalarından oldukça sıkılmış olacakki elinde bulunan bozuk paralarla oynamaya başlar. Bir ara Muhammet ezanın okunduğunu duyar ve heyecan dolu sesle

   İşte! İşte dedem çağırıyor ben gidiyorum peder görüşürüz. Der
   -Dur bir dakika nereye gidiyorsun?
   -Dedem çağırıyor gelirim yine.
Peder etrafına bakınarak
   -Kimse yok ki burada nereye? Der.
   Muhammet koşarak kiliseden ayrılır. Peder ne olduğunu bile anlamamıştır.  Bir süre pencerede sokağın tenhalığında koşarak kaybolan Muhammet’i izleyen peder kendi kendine “küçük dostum Muhammet, küçük dostum Muhammet” der.

   Muhammet her gün pederin yanına gidiyor birlikte vakit geçiriyorlardı. Kilisenin bir ibadethane olması ve dostu John’unda bir hristiyan din adamı olması onunla arasındaki sevginin güçlenmesine engel değildi. Peder ile Muhammet arasında farklı bir bağ oluşmuştu. Hatta bu küçük çocuk pederin zihninde daha önce hiç sorulmaya cesaret edilmemiş sorular uyandırmıştı.

   Pederin anlattığı her dini kıssaya farklı açıklamalarla karşılık veren Muhammet yaşından çok daha olgun bir tecrübeyle pederin sorduğu her soruyu kıvrak zekâsıyla yanıtlıyordu. Yine bir gün beraber otururlarken peder Muhammet’e bakarak :

   Muhammet dinin hakkında bu kadar çok bilgiyi kim öğretti sana? Der
   Muhammet biraz utangaç biraz gurur veren bir ses tonuyla :
   -Dedemden. Der.
   Peder John Muhammet’e yaklaşıp simsiyah saçlarını okşayarak

   -Muhammet senin deden nereden öğrenmiş bu kadar çok bilgiyi? Ya ona öğretenler yanlış öğretmişse sende yanlış öğrenmişsen?  Der. Aslında bu soruyu sormasındaki amaç Muhammet’in kafasını karıştırarak öğrendiklerinin yanlış olabileceğini ona göstermekti. Din adına derlenmiş tüm bilgilerin asıl kaynağının İncil olduğunu göstermek istiyordu kendince Muhammet’e.

   Benim dedem imam. Der. Ancak kafasına da takılmıştır gerçekten bu soru “sahiden dedem nereden öğrendi acaba bu bilgileri” diye düşünür. Peder Muhammet’in önüne eğdiği başını hafifçe kendisine doğru çevirerek

   -Bak istersen ben sana bu bildiklerinin asıllarını en başından anlatabilirim. Der. Ancak Muhammet yerinden hızla kalkarak :
   -Şimdi gitmem gerek Peder.
   -Dur lütfen konuşuyoruz.
   -Görüşürüz ben gidiyorum.

   Muhammet biran önce dedesin yanına giderek ona bu bilgileri nerden öğrendiğini sormak istemiştir. Koşarak eve giden Muhammet dedesinin yanına geldiğinde yanaklarından öperek kafasına takılan soruyu sormuştur:

   -Dede hani bana peygamberlerin hayatlarını, Hz. Muhammed’i anlatıyorsunya onları sen nerden öğrendin? Yani bu anlattıklarının hepsi de gerçekten doğrumu? Der.

   İmam olan Hamza Bey torununun bu sorusundan kafasının karıştığını ve tabi kimin karıştırdığını da anlamıştır. Muhammet’e sevgi dolu gülen gözleriyle bakarak:

   Âlemlerin rabbi olan Allahın kelamından. Yani biz düşünen müslümanlar için indirmiş olduğu mukaddes kitabımızdan. Der

   Bu kitapta gerçekten sadece hep doğru bilgiler var değilmi dede. Der. Hamza Bey Torununa onu tatmin edecek açıklamayı yapar. Pedere verilmek üzere de küçük bir not yazarak bu notu ertesi gün pederin yanına gittiğinde ona vermesini söyler.

   Muhammet dedesinin söylediğini yapar pederin yanına gittiğinde küçük elleriyle pantolonunun cebinden çıkardığı notu pedere uzatarak:

   -Peder bunu dedem sana vermemi söyledi.
   -Hoş geldin küçük arkadaşım. Ver bakalım neymiş o. Der.

   Peder küçük notu büyük bir merakla açarak okur. Böyle bir karşılık beklemiyordu. Şaşırmıştı Muhammet’e yapmak istediği şeyi şimdi o kendi zihninde yaşıyordu. Okuduğu notu masanın üzerine bırakarak kendini sendeledi ve “saçmalık” dedi. Ama hiç şüphe yok ki etkilenmişti gelen nottan.
Hamza Bey notta:
   “ bildiklerimin doğruluğundan şüphe etmişsiniz. Oysa ben bunları; eşi ve benzeri olmayan, doğmamış ve doğurmamış olan, kendisinden başka bir ilahın bulunduğuna dair bir delil ve bir işaret bulunmayan ve üstelik bütün delillerinde onun varlık ve birliğine işaret ettiği yüce Allah’ın bizzat kendisinin tüm insanlığa gönderdiği Kuran-ı Kerim den okuyarak öğrendim. Muhafızlığını bizzat kâinat yokken de var olan ve kâinat yok olsada daima var olacak olan ve her bir varlığın varlığını devam ettirmesi kendisine bağlı bulunan yüce Allah’ın yaptığı günümüze kadar da hiçbir tahrife uğramamış olan kurandan öğrendim…

   Ya siz?
   Ya siz bildiklerinizin doğruluğundan ne kadar eminsiniz?” Yazmıştı.

   Bu not Peder John’un zihninini oldukça meşgul etmiş günlerce şuana kadar öğrendiği tüm bilgileri sorgulamaya başlamıştır. Bir yandan saçmalık olarak düşünsede bir yandan da “yazdıkları doğru bile olsa atalarımın dinine nasıl hıyanet edebilirim?” diye düşünür. Sonunda dayanamaz ve İmam Hamza Beyin yanına gitmeye karar verir. Saatin uygun bir saat olmadığına aldırış etmeden Hamza Beylere gitmek üzere ayrılır. Herkesin kendisine ve inancına yabancı olduğu bu mahallede şimdi oda kendinden uzaklaşıyor kendine yabancılaşıyordu. Gecenin karanlığında biraz yürüdükten sonra İmam Hamza Beyin kapısının önüne gelmişti. Daha ne söyleyeceğine ne diyeceğine bile karar vermeden kapıyı çalar. Kapıyı açan Hamza Bey şaşkın ama gülen bir yüzle

   -Hoş geldiniz lütfen içeri buyurun. Diyerek davetsiz bu konuğu içeride ağırlar. Peder söze nerden başlayacağını bilmeden yolunu kaybetmiş kılavuzunu arayan bir yolcu gibi İmamın gülen yüzüne mahcup bir şekilde bakarak

   -Teşekkür ederim hoş bulduk. Der ve lafı fazla dolandırmadan geliş maksadını açıklar.

   -Bakın Hamza Bey ben ömrümün neredeyse yarısını inancım üzerine kurdum. Olması gereken bir Hrıstiyanın yaşadığı gibi yaşadım. Ancak siz… Ancak sizin yazdığınız o not benim zihnimi oldukça karıştırdı. Hayır, yanlış anlaşılma olmasın kesinlikle tüm varlığımla yaşamımın sonuna kadar ebetteki dinime bağlı kalacağım ancak…

   Peder daha fazla konuşamaz zaten asıl anlatmak istediğinide bir türlü anlatamamıştır. Hamza Bey konuğuna bakarak:

   -Peder John, isterseniz sizi bu gece misafir edelim sohbetimize kaldığımız yerden sabah devam edelim. Der.

   -Hayır. Hayır, sabahı bekleyemem. Bakın gecenin bu saatinde sizi rahatsız etmemin sebebi zihnimde dönüp dolaşan sorular ve bunlara bir açıklık gelmediği takdirde zaten uyumam mümkün olmayacak. Lütfen lütfen bana yardım edin. Der. Hamza Bey Pederin şuana kadar inandığı her şeyin derinden sarsıldığını fark etmiş. Pederin kendine itiraf edemediği her şeyi o pederin uykusuzluktan kızarmış gözlerine bakarak:

   -Peder tek gerçek şu ki Hıristiyanlık; peygamberlerle gösterdiği doğru yoldan sapanları çok iyi bilen ve bunlara yine doğru yolu göstermeye gücü yeten Allah tarafından tüm insanlığa indirilmiş bir dindir. Ancak geçerliliğini islamiyetle yitirmiştir. Çeşitli tahribatlara uğramış ve asıl mesajını yitirmiştir. Bir düşünsene Peder islamiyete ve islamiyetten önceki dinlere inmiş kitaplar bir taneyken sizin din kitabınız birden fazla. Üstelik şuanda kullanılan dört inciliniz var ama birinde yazılan bir diğerini onaylamıyor. Bu ne çelişki? Der.

   Peder İmamın anlattıklarını haklılığını onaylarcasına her bir cümlesini kafasını sallayarak dinler. Hamza Bey o gece ne kadar ısrar ettiysede Pederi kalmaya ikna edemez. Her şey için teşekkür eden peder John.Günlerden sonra ilk kez bu gece rahat uyuyacağım neden bilmiyorum ama bu gece hiçbir soruya takılmadan sabaha kadar deliksiz uyuyacağım. Der.

   Oradan ayrılmadan Küçük dostu Muhammet’in odasına girer, yatağına doğru eğilerek ellerini avuçlarının arasına alır “küçük dostum Muhammet, küçük dostum Muhammet seni hiçbir zaman unutmayacağım …”diyerek küçük dostunu öper saçlarını okşar, kokusunu içine çeker ve “belki günün birinde yine karşılaşırız küçük dostum” der. Pederin veda eder gibi torununu sevmesine bir anlam veremeyen İmam Hamza sabah olduğunda Pederden bir haber alamayınca Pederin gittiğini anlamıştır.

   Pederden uzun bir süre haber alınamaz. Nereye gittiği ya da neden gittiği hakkında kimse bir fikre sahip değildir. Aradan uzun yıllar geçmiştir. Muhammet dedesiyle birlikte hac görevini yapmak için kutsal topraklara giderken, uçakda hac kafilesinde yıllardır özlemini duyduğu eski dostu pederle karşılaşır. Muhammet pedere sarılarak

   -Peder işte buradasın buldum sonunda seni! Der.
   Peder Muhammet’e ve İmam Hamza’ya bakarak
   -Hayır küçük dostum “peder” değil Muhammet! Artık aynı zamanda adaşız. Der.