İNŞAALLAH Derse Yakaran İnşa Eder YARADAN

e-Posta Yazdır PDF


“Geldim ya resullulah geldim. Garip bir kuş gibi huzuruna geldim.
Dünyanın yalancılığından kaçıp huzuruna geldim. Al benide ey
resulll albenide. Garibim yetimim senin gibi ey resul ne annem
var başımı okşayan ne bir yarenim var al benide ey resullulah”
diyordu… O kadar çok dilemişti ki Rabbinden kutsal topraklara
gitmeyi. Rabbi duasını kabul etmişti. Kırk yaşındaydı. Tek
duası En sevgiliye gidebilmekti. Rabbi onun hiç beklemediği bir
anda en umarsız en yalnız anında ve en büyük imtihanında duasına
icap etmişti. Yalnızdı, o kadar yalnızdı ki yanında ne kızı
vardı nede eşi. Hiçbiri anlamıyorlardı, Sema Hanımın kayboluşunu
yalnızlığını göremiyorlardı. Ancak her şeyi gören Allah, bir
karıncanın  bile yürürken çıkardığı sesi işiten Allah onun
yalnızlığını da biliyordu duasını da duyuyordu. En ağır imtihanlarda
bile “Allah’ım Resulüm Üstadım ben kendimi size bıraktım, Sen ki
her şeyi yaratan Rabsin. Her şey senin “ol” emrinle olur. yarab bu fakir
kuluna da kutsal topraklarına gidip resulünü görmeyi nasip et” derdi.
Aslında gidecek durumda değildi. Yani geçim sıkıntısı çekerken ve
eşide işsizken aslında biraz imkânsız gibiydi Mekke topraklarına
gidebilmek.  Üstelik çoğu zaman yiyecek ekmek bulamazken bir hayaldi
Resulün makamına  gidebilmek… Ancak O kâinatı ve tüm yaratılmışları
yaratan Allah’tan diliyordu. Sema Hanım yine bir gün içindeki resul
aşkıyla yanarken telefon çaldı. Telefon çok uzaklardan memleketinde ki
kardeşinden geliyordu.


Kardeşinden gelen telefonu açan Sema Hanım
hıçkırıklar içinde sadece “evet, elbette elbette ona gözüm gibi bakarım
her ne dese yaparım, bana bu anı yaşatan Allah’a yemin olsun ki onu
sırtımda bile taşırım. Yarab sen ne büyüksün sen ne kadar şefkat dolusun
elhamdülilillah rabbim elhamdülillah Yarab yemin ederim ki sen tüm
dualara icap eden Mucipsin sen olmazları olur yapan ilahımsın” diyerek
ağlıyordu. Annesinin hıçkırık seslerine gelen kızı korkarak sorar “annecim
ne oldu ne olur ağlama” diyordu. Sema Hanım hıçkırmaktan ve ağlamaktan
konuşamıyordu. Kızına sarılıp “Allah’ın Habibi benide çağırdı. Gidiyorum
kızım Muhammed Mustafa’nın huzuruna gidiyorum” diyerek ağlar. Biraz
sakinleşince merak içinde ona bakan kızına her şeyi anlatmaya başlar
Sema Hanım - Oldu yavrum dualarım kabul oldu. Dayın aradı. Patronunun
annesi umreye gitmeyi çok istiyormuş. Ancak çok yaşlı olduğundan ve
yürüyemediğinden tek gidemiyormuş.


Patronuda çok yoğun olduğundan
götüremiyormuş. Annesi umreye gitmeyi çok istediği için; güvenilir bir
bakıcı arıyorlarmış.  Dayın da beni söylemiş patronuda kabul etmiş.
Der ağlayarak. Sema Hanım tüm hazırlıklarını yaparak yaşlı kadını almak ;
için memleketine gider. Gidişi pek hoş karşılanmaz etraf çevrelerinde
ancak eşinin rızasını almıştır bu kutlu yolculuk için. Tüm masrafları
üstlenen yaşlı kadın Sema Hanımı görünce “Gel bakalım deli âşık” der ;
gülerek. Sema Hanım “teyzecim Allah sizden razı olsun” der ellerine
kapılarak…  Bir gün sonra umre yoluna çıkılacaktır. Ve hem Sema Hanım hem
de Firdevs  Hanım oldukça heyecanlıdır. O gün ikiside sabaha kadar heyecandan
uyuyamaz.  Gerçi kim uyuyabilir ki bir gün sonra Muhammed Mustafa’nın
Allah’ın  Habibinin karşısına çıkılacakken. İki hanım aralarında konuşurlar.
Firdevs  Hanım daha öncede çok kez gitmiştir umreye ancak bu kez bir âşık
refakat  edecekti ona. Hem de Âlemler sultanının çağırdığı bir âşık…
Sema Hanımın  gözünden yaşlar dinmiyordu bir türlü sanki bir rüyaydı
yaşadıkları.

Güneş gecenin tüm hükmünü silerken ışık hüzmeleriyle gün yavaş yavaş
ağarıyordu.  Vakit vuslat vaktiydi. Vakit aşığın maşukuna ulaşma vaktiydi…
Biraz buruk birazda yıkıktı Sema Hanım. En sevgiliye giderken tüm
sevdiklerinden yoksundu… Daha önce hiç yaşamadığı bir ruh haliyle yola
çıkarken sıkı sıkı tutuyordu Firdevs Hanımın tekerlekli sandalyesini.
Havaalanından uçağa binerken kim bilir belki oda çok isterdi kendisine
sallanan bir eli… Uçak kutsal topraklara inene kadar hiç dinmedi
gözyaşları. Uçak tekbir sesleriyle iner Mekke topraklarına.Otel kabenin
tam karşısındadır. Kâbe’yi tam karşısında gören Sema Hanım “Yarabbi!
Sana milyonlarca kez şükürler olsun. Resulünü bir gece vakti yatağından
alıp miraca yükselten ey Rabbim benide bu fakir kulunuda hayal bile
edemeyeceği bu mutluluğa erdirdiğin için sana ne kadar şükretsem
yine azdır rabbim” der.


Bavullarını otel odasında bırakır bırakmaz hiç ,
dinlenmeden akşam namazı için Kâbe’ye giderler. Firdevs Hanım Sema
Hanımın gözlerine bakarak “kızım senden bir ricam olacak eğer nasıl
yaparım teyze dersen seni anlarım ama eğer yaparsan da ömrüm yettiği
sürece duacın olurum” der. Sema Hanım “senin isteğini nasıl yerine
 getirmem sen beni Efendimize getirdin.” der. Yaşlı kadın ağlayarak “kızım
 ben çok kez umreye geldim ancak yürüyemediğim için de Efendimizin saklandığı
  Sevr mağarasına hiç gidemedim. Biliyorum senden istediğim oldukça zahmetli
yorucu bir istektir.” “O nasıl söz teyzecim elbette gideriz seni sırtımda
taşırım yinede götürürüm” der. Firdevs Hanım, Sema Hanıma bildiği her yeri
gösteriyor anlatıyordu. Sema Hanım gidilecek her yerde sanki Efendimizle
karşılaşacakmış gibi onun kokusunu duyuyordu.Havanın çok sıcak olmasından
dolayı Firdevs Hanım yaşlılıktan olsa gerek pek dayanamıyor vücudu
yorgun düşüyordu. Sema Hanımsa yorulmak nedir bilmiyordu Efendimizin
doğup büyüdüğü bu şehirde.


Yıllardır hiç görmediği halde özlemini duyduğu bu yerlerin her köşesini
gezmek Efendimizin adım attığı her yere oda adım atmak istiyordu.
Akşamları Kâbe başka bir farklıydı. Otelin camından izlerken Kâbe’yi
Efendimizi hayal etti. Kim bilir Belkide oradaydı. Beyaz sakalı,
zarif endamıyla tavaf eden ümmetinin arasındaydı. Gülümseyerek izliyordu…
Sema Hanım Firdevs Hanımın hem tüm bakımını yapıyor hem de umre
görevinde ona yardım ediyordu. Bu kutlu yolculukta ikiside birbirine ;
bir dost bir yaren olmuşlardı. Firdevs Hanım daha önceleri çok kez
umreye ve hacca gelmiş olmasına rağmen, bu seferki umresinde ilk
kez geliyormuşçasına heyecanlı idi. Mekke’de ibadetle geçen dört
günün ardından nihayet sıra: Efendimize hicret ettiğinde kucak açmış
Medine’ye gelir. Tabi Medine’ye gitmeden uğranılacak bir durak daha
vardır. Âlemler sultanının Mekkeli müşriklerden kaçarken saklandığı,
girişine örümceklerin kuşların yuva yaptığı Sevr mağarası.

Sevr mağarasına bulunduğu coğrafi konumundan dolayı ulaşmak çok kolay
değildir. Oldukça dik bir yamaç çıkıldıktan sonra karşılar sizi Sevr
mağarası. Firdevs Hanım yürüyemediğinden dolayı daha önce hiç
ziyaret edememişti bu kutlu mekânı. Aslında Sema Hanıma da zahmet
vermeyi istemiyordu. Ancak o mağaraya gidip havasını teneffüs etmeyi
de çok istiyordu. Sevr dağının önüne geldiklerinde Sema Hanım Firdevs
Hanımı tekerlekli sandalyesinden kaldırmak için eğildiğinde Firdevs
Hanım “kızım, ben vazgeçtim oraya kadar nasıl taşıyacaksın? Gel bırak
beni. Sen ziyaretini yap ben beklerim. Sen gelince bana anlatırsın
birde adımı o mağarada anarsan tam olur işte. Haydi, indir beni yoksa
nasıl taşıyacaksın onca yolda beni” der buğulu gözleriyle. Sema Hanım
Firdevs Hanımın gözlerine bakarak sadece “aşk ile…” der. Ve
“vira bismillah” deyip sırtlanır Firdevs Hanımı… Dağın yamaçlarını
çıkarken ılıktan bir rüzgâr eser Sema Hanımın terlemiş suratına.
Yük yol uzadıkça ağırlaşır derler.


Lakin Sema Hanımın yükü hafifliyordu.
Firdevs Hanımın ağırlığını hissetmiyordu bile. Üstelik hızına da kimse
yetişemiyordu. Sevr mağarasının önüne geldiklerinde içeri girerken
bayağı zorlandılar. O kadar dar diki girişi anca birkaç kişinin
yardımından sonra girebilmişti içeri Firdevs Hanım. Ve girer girmez
“Elhamdülillah Rabbim ’’ diye haykırmıştı. Sema Hanım “ey Allah’ın
habibi demek sen müşriklerden kaçmak için buraya saklandın. Burada
oturdun arkadaşın en sadık dostun Ebu Bekir’le… Seni çok sevdiğin
şehrinden kaçıran müşriklere göstermeyen Allah’a binlerce kez şükür
olsun. Yarabbi sen hiç şüphesiz ki yakaran kuluna isteğini verensin.
Sen cömertlilerin en cömertlisisin ’’ der ağlayarak… Hıçkırıklar içinde
ağlarken duyduğu gül kokusu sanki büyülemiştir onu. Sanki karşısında
efendimiz duruyordu. Öyle ki Firdevs Hanım “ Kızım sende duyuyor musun
bu gül kokusunu ’’ der “ Daha önce hiç bu kadar güzel kokan bir koku
almadım ben’’ der. Medine yoluna çıkmak için ayrılırlar Sevr
mağarasından ve deyim yerindeyse sanki sarhoş gibi olmuştur iki yaren.
Otobüs Medine için hareket ettiğinde Sema Hanımın heyecanı dahada artar.
Tam dört gün Allah Resulünün bulunduğu Medine şehrinde kalacaklardı.
Âlemler Efendisinin makamına gideceklerdi.Otobüsteki yolculuk boyunca
hep o anı hayal etti.

 

Medine şehrine vardıklarında Firdevs Hanım
“işte geldik deli âşık işte geldik” dedi Sema Hanıma bakarak. Ve devam
etti “kızım beni otel odasına bıraktıktan sonra sen tek git Allah
Resulünün huzuruna. Ben biraz odada dinleneyim. Sabah yine beraber
gideriz” der. Sema hanım çok ısrar ettiyse de beraber gitmeye ikna
edemez. Biraz çekingen biraz ürkek yürümeye başlar Ravza-i Mutahhara
yolunda. Güneş son ışıklarını yayarken yeryüzüne, mermer zeminin
üzerindeki direkler aydınlatıyordu Ravza-i Mutahhara’yı. Sema Hanım
kapıdan içeri girer yıllardır özlemini duyduğu Efendimizin kabrinin
yanında ağlayarak konuşmaya başlar “Selam sana ey Allah’ın
nebisi ezel sabahından mahşer gününe kadar salât ve selam sana olsun
ey Allah’ın Habibi vahyin emin temsilcisi. İşte geldim tüm günahlarıma
rağmen huzuruna geldim Efendim. Anam babam evladım her şeyim sana feda
olsun.” Der ağlayarak. Yere oturduğunda gözlerini kapar Efendimiz
karşısındadır. Gülümseyerek ona bakıyordur Sema Hanımsa sadece “anam
babam sana feda olsun Ey Allahın Habibi” diyordu.


Yanındaki bayanın ona
bir  şey sormasıyla ilkilen Sema Hanım kendine geldiğinde secdeye
kapılarak “ey Rabbim salât ve selam eyle o eşsiz nebiye! Öyle salât
etki Rabbim; doldursun göğü ve yeri, parlayan şimşeklerle buluttan
boşanan yağmurlar gibi…”diye dua ediyordu. Hiç ayrılmak istemiyordu
oradan. Ancak Firdevs Hanım tekti yanına gitmeliydi. Firdevs Hanımın
yanına gittiğinde eline kapılarak “teyzecim Allah senden razı olsun.
Senin sayende geldim bu kutlu topraklara. Senin sayende bende umre
yaptım Allah senden razı olsun” der. Firdevs Hanım “kızım seni
Allahın resulü bizzat kendi çağırdı ben sadece vesileyim. Buraya
gelmeden seni hiç tanımadan sürekli rüyamda görüyordum Efendimizi
elinde senin resmin bana “eğer umren kabul olsun istiyorsan bu kişiyi
bul ve onunla gel umreye” diyordu. Ben sadece vesileyim …” der. Ve ekler:
İnşallah derse yakaran inşa eder yaradan…