Size Mutluluk Yakışır

e-Posta Yazdır PDF

Biz kadınlar bazen hayatı kendimize
ve ne yazık ki etrafımızdaki
bireylere çekilmez hale getiriyoruz.
Oysa öyle olsun istemedik hiçbir
zaman. Yani ne kendimizi üzmek
nede etrafımızdakileri… Lakin oluyor
işte bazen istemesek de sonra çok
pişman olsak da oluyor yinede…
Belkide fıtratımız böyle. Belkide hep
etrafımızdakiler yüzünden Belkide
onlar bizi mecbur bırakıyor…
Ne çok “Belkide “sıraladık.
Hayır, asıl olan böyle değil. Bunlar
bizim bahanelerimiz sadece. Duymak
istediğimiz kelimeler. Hayat bu
imtihanlar dünyası. Bazen evliliklerimiz
çıkmaza girer, bazen eşimizin
bizi sevmediğini düşünürüz, bazen
ilgisizlikten şikâyet ederiz, bezende
evde ki işlerimizden. Ancak eğer gerçekten
mutlu bir evliliğimizin olmasını
istiyorsak ki size mutluluk yakışır
o zaman evliliğimizi tekrardan ilk
günkü hale getirelim. Evimizi Cennete
çevirelim.
Nasıl mı?
SEVGİ…
Sevgi, aile mutluluğumuzu besleyen
ana damarımızdır. Bu damarın
tıkanması durumunda aile hayatımız
tehlikeye girer. Sevgide daim olmak
için ona kutsallık atfetmek gerekir.
Eşimize muhabbetle bakmalı güzel
sözlerde bulunarak ona ne kadar
değer verdiğimizi belli etmeliyiz.
Böyle olunca o da, aynen hatta daha
fazlasıyla mukabelede bulunur. Yeri
geldiğinde özür dilemeyi bilmeli eşimize
bunu sadece söz ile değil hoş
hediyelerle göstermeliyiz. Sevgimizi
her an ve her gün dimdik tutmalıyız.
Yemekler yapmalıyız mesela ancak
görevimiz olduğu için ya da yapmak
zorunda olduğumuz için değil sevgi ile baktığımız eşimiz için. Yalnızca ona özel
hayat arkadaşımıza en kötü günlerde bir tek yanımızda
onu bulduğumuz sevgili eşimiz için. Üstelik
sadece sevdiği yemekleri de değil hiç
bilmediği daha önce hiç tatmadığı yemekleri
yapmalıyız. Kendimize, eşimizin nasıl davranmasını
istiyorsak öyle davranmalıyız. Yani önce
kendimize biz değer vermeliyiz ki eşimizden de
aynı değeri bekleyelim. Narin ve alıngan olduğumuzu
önce biz kabul edelim ki sonra o kabullensin.
Efendimizin hadisinde belirttiği gibi “şüphesiz
kadın, erkeğinin şakayıdır” yani gelinciğidir.
Hani şu çok narin nahif ve zarif olan çiçek.
Bildiğiniz gibi gelincik çiçeğini dalından koparıldığında
hemen yapraklarını salıverir. Canlılığını
ve güzelliğini yitirir. Yapraklarından birini kopardığında
diğer yaprakları kendini bırakır sarkar.
Elinizle yapraklarından birine vurduğunuzda zedelenir
solmaya yüz tutar. En küçük şiddet ve
sarsıntıda bile yara alıp zedelenen bu çiçeğin kadına
benzetilmesi özelliklede erkeği tamamlayan
eş olarak nitelendirilmesi elbette ki çok mesaj
doludur. Erkekler söyleyecekleri her kötü sözde
ya da kıracakları her kötü davranışta eşlerinin bir
gelincik misali yapraklarını solduracaklarını bilmeli
ve ona göre uygun muamelede bulunmalıdırlar.
Sevdiğinizi dile getirmekten çekinmeyin.
Karşınızdaki bir ömürü paylaştığınız eşiniz. Sürekli
dile getirin bu sihirli kelimeleri. Eşinizi anlayabilmek
için gayret edin, sürekli anlaşılmak için
beklemeyin. Eşinizin hasassiyetlerini dikkate
alın.
Siz sevginizi tüm gücüyle yansıttığınızda
izdüşümlerini mutlaka görürsünüz…..
SABIR…
Evlilik hayatı bazen engebeli yokuşlarla
dolu bir yol, bazen de iki yanı ağaçlarla kaplı
dümdüz yürüdükçe yürünen bir yoldur. Öyle ise
yokuşlarla karşılaşınca “ben bu yokuşu çıkamam”
demeyin. Bu yokuşlar sabredene cennetin
anahtarıdır. Âlemler sultanı Efendimiz şöyle buyurmaktadır
“Huysuz bir kocanın kahrına sabreden
bir kadına Cenab-ı Allah tarafından,
Firavun’un eşi Asiye’ye verilen ecrin bir benzeri
verilir. Buna karşın huysuz eşine sabreden erkeğe
de Eyüp Aleyhisselam’a verilen ecrin bir
benzeri verilir.”Yeter ki sabredin hem en ideal bir yuvada bile bazı olumsuzluklar yaşanabilir.
Ancak sabredipte halledilmeyecek hiçbir şey
yoktur. Hayatın yaşanır olabilmesi için evliliğimizde
mutlu olabilmemiz için sabırlı olmak gerekiyor.
Bir baba ile kızı dertleşiyormuş. Kız babasına,
çok sıkıntı çektiğinden, sorunlarla baş edemediğinden
bahsetmiş. Babası kızını dinlemiş,
dinlemiş ve “Gel, sana bir şey göstereceğim!”
diye kızını mutfağa götürmüş. Ünlü bir aşçı olan
baba, ocağa üç tane eşit büyüklükte kap koymuş,
üçüne de eşit su koymuş ve üçünün de altını
aynı miktarda yakmış. Ve birinci kaba bir
havuç, diğerine bir adet yumurta, diğerine ise bir
avuç çekilmemiş kahve çekirdeği koymuş. Ve
her üçünü de tam yirmi dakika pişirmiş. Daha
sonra ateşi kesmiş. Sonra masaya iki tane tabak
bir tane de boş bardak koymuş. İlk önce haşlanmış
havucu alıp bir tabağa koymuş. Sonra pişmiş
yumurtayı diğer tabağa koymuş. Sonra da
suya iyice sinmiş ve tam kıvamında kahve görüntüsü
olan kahveyi de alıp bir bardağa boşalttıktan
sonra kızına dönerek,
– Kızım ne görüyorsun? Kızı ;
– Havuç, yumurta ve kahve.

Kızını masaya iyice yaklaştıran baba bunlara
daha yakından bakmasını istemiş. Kızının
şaşkınlığını gören baba, anlatmasına devam
etmiş:
– Havuç haşlandığı için yumuşak bir hal aldı.
Yumurta, artık pişmekten içi katılaşmış sert bir
hale geldi. Kahve ise, (bir yudum alarak) harika
olmuş. Tadı da çok hoş. Kız, iyice şaşırarak;
– Baba, bunu bana niçin gösteriyorsun?”diye
sormuş. “Bak” demiş babası,
– Hepsi aynı şekil kapta, aynı sıcaklıkta, aynı
dakika pişti. Fakat hepsi bu etkiye farklı tepki
verdiler. Havuç ilk başta sertti, güçlü idi; ama
kaynatılınca yumuşadı, güçsüzleşti, çözüldü. Yumurta
çok kırılgandı, hafifçe dokunsan çatlayabilirdi;
ama kaynatılınca içi sertleşti, hatta
katılaştı. Bir avuç çekilmemiş kahve ise yine
sertti, hepsi birbirine benziyordu. Fakat ısıtılınca
ne oldu; bu kahve çekirdekleri, ısındılar, gevşediler
ve içinde oldukları suya yayıldılar. Koku
yaydılar, tadı yaydılar ve suyu “eşsiz tad”da bir
kahveye çevirdiler.”Ve kızına,
– Kızım sen hangisisin? Diye sormuş adam.
– Zorluklarla karşılaştığın zaman nasıl tepki
gösteriyorsun? Havuç gibi sıkıntılara, problemlere
rastgelince çözülüyor musun, benliğini koruyamıyor
musun? Yoksa yumurta gibi
katılaşıyor, başta kendin olmak üzere kimseye
faydan dokunmuyor mu? Yoksa sen kahve
misin? Kendini bitirmek uğruna, kendini ateşe
atma pahasına diğer insanlara mutluluk veren,
huzur veren, ağızlarına lezzet veren bir sevgi
kaynağı mısın? Karar ver yavrucuğum ve bence
sen bir kahve ol hayatta. Kahve bulunduğu çevreyi
değiştirir, mutluluk soluklarını etrafına yayar.
Gerçekten de öyle yani eğer bir insan her
zaman mutlu ise bu durum karşısındaki kişiyi de
etkiler. Ne dersiniz sizce evlilik hayatında ne
olunmalı?
Sabrın; ecrini ve mükâfatını düşünüp, hayatın
tüm güzelliklerini eşinizle birlikte tatmak,
ömür boyu mutlu olmak için “KAHVE” olunmalı…