Ebu Hanife

e-Posta Yazdır PDF

1. HAYATI
İmam-ı Azam Ebu Hanife’nin
atalarının, tartışmalı olmakla beraber,
Kûfe’ye gelmezden önce, Enbâr,
Nesâ, veyahut Tirmiz’de oturduğu bilinmektedir.
İmam-ı Azam’ın dedelerinin
ana yurdunda Türkler de dahil
birçok Müslüman kavmin yaşaması,
Ebu Hanife Hazretlerin Türk olduğu ihtimalini
de akla getirmektedir. Dedelerinin
Arap ve İranlı olduğunu söyleyen
tarihçiler de vardır. Türk olduğu söyleyenler,
Türk boylarından İran’a gelmiş
kabilelerden olduğu kanısında hemfikirlerdir.
İmam-ı Azam Ebu Hanife’nin babası
Sâbit b. Zutâ b. Mah’ın hür ve
Müslüman olarak doğup büyüdüğü
hususunda görüş birliği vardır. Sâbit b.
Zutâ tâbiînden olup, varlık sahibi bir
kumaş tüccarıdır.
İslam’da hukuki düşüncenin ve
içtihat anlayışının gelişmesinde önemli
payı olup daha çok Ebu Hanife veya
İmam-ı Azam diye tanınan Numan b.
Sabit, 80/699 yılında Kûfe’de dünyaya
gelmiş, orada büyümüş ve hayatının
çoğunu orada, öğrenerek, öğreterek
ve çalışarak geçirmiştir. Ebu Hanife
temiz bir Müslüman evinde yetişmiştir.
Ailesi maddi olarak gayet iyi durumdaydı.
Ebu Hanife Hazretleri ilim merkezlerine
gitmeden önce çarşı pazara
gelip giderken gözükürdü. Hayatı boyunca
babası gibi kumaş ticaret yaptığı
söylenmektedir. Hocası
Hammad’ın ismini taşıyan bir tek
erkek çocuğu vardır.
Küçük yaştan beri çok iyi bir ilim tahsili
gören İmam-ı Azam Ebu Hanife, Kûfe’de
o bölgenin ileri gelen üstatlarından
hadis ve fıkıh meselelerini öğrenmiştir. Kûfe’de
küçük yaşta Kur’ân-ı Kerim’i ezberlemiş,
Arap dili ve edebiyatını tahsil etmiştir.
Ebu Hanife kıraat ilmini 7 kıraat âliminden
biri olan İmam Asım’dan öğrenmiştir. Ramazan
aylarında kuranı 60 defa hatmettiği
rivayet edilir.
İmam-ı Azam Ebu Hanife ilim hayatına başlaması
şöyle anlatır: Günün birinde Şa’bi’nin yanından
geçiyordum. Beni yanına çağırdı ve bana:
“nereye devam ediyorsun?”, dedi. Ben de, “çarşı
pazara” dedim. “Âlimlerden kimin dersine devam
ediyorsun”, dedi. Ben de, “Hiçbirinin dersine gidemiyorum”,
dedim. Bunun üzerine Şa’bi: “İlmi ve
âlimler ile görüşmeyi sakın ihmal etme! Ben senin
uyanık ve canlı bir genç olduğunu görüyorum.”
dedi. Ebu Hanife: “Onun bu sözü benim içimde iyi
bir tesir bıraktı. Çarşı–Pazar işlerini bıraktım. İlim
yolunu tuttum. Allahın yardım ve inayetiyle
Şa’bi’nin sözünün bana çok faydası oldu.” demiştir.
İmam-ı Azam Ebu Hanife Hazretleri ilim öğrenmeye
başladığında bütün ilimleri göz önüne
almış. Her birini kısım kısım okumuştur. Kelam ilmi
okumuş sonra edebiyat ve nahvi iyice öğrenmiş.
Tefsir ilmi ve hadis ilmi ile de ilgilenmiş ve birçok
hadis öğrenmiştir. Ebu Hanife gençliğinden itibaren
ticaretle uğraştığından birçok yere gitmiştir.
Basra’daki ilimden faydalanmıştır. Hicri 2. yüzyılda
Cebriye, Mutezile, Şia ve Mürcienin fikirlerinin çarpıştığı
bir devirde, Ebu Hanife kelam ilminde de
çok derinleştiği için bu fırkaların mensuplarıyla girdiği
münakaşalardan başarıyla ayrılmıştır. En son
fıkıh ilminde karar kılmıştır. Öyle ki, Ebu Hanife, bir
kadının boşanma ile ilgili olarak sorduğu bir soruya
cevap verememiş, kadını fıkıh okutan Hammad b.
Ebi Süleyman’ın yanına
göndermiş ve
ondan alacağı cevabı
kendisine de
bildirmesini rica etmiştir.
Kadın Hammad’dan
aldığı
cevabı Ebu Hanife’ye
nakledince de,
fıkıh konusunda yetişmesi
gerektiğini
düşünmüştür. 22 yaşından
itibaren 18 yıl
boyunca Hammad’ın
derslerini takip etmiş
ve Hammad’ı dinlemiştir.
Bu süre zarfında
tamamıyla ona
bağlanmamış farklı
ilim adamlarından da
bilgiler elde etmiştir.
Hac yapmak maksadıyla
gitti Mekke ve
Medine’de âlimlerle
görüşmüş onlardan
ilim almıştır.
İmam-ı Azam Ebu Hanife 40 yaşına geldiğinde
Kûfe’de hocası Hammad’ın kürsüsüne oturmuştur.
Kendisine sorulan meseleleri çözmek,
olayları hükme bağlamak için öğrencileriyle karşılıklı
konuşmalar yapmıştır. Benzeri olayları birbirine
kıyas yapıyor, fıtri zekâsı, kuvvetli aklı ve sağlam
mantığı sayesinde bunlara kolayca çözüm buluyordu.
Böylece Hanefi mezhebini doğuran parlak
fıkıh yolunu açtı.
Ebu Hanife Hazretleri halifeyi tenkit ettiği gibi
devrindeki âlim ve kadıların verdiği yanlış hükümleri
de tenkit etmiştir. Öyle ki, Kûfe kadısı Ebu Leyla’nın
verdiği hükümleri ilim toplantılarında
tartışmış ve yanlış bulduklarını açıkça tenkit etmiştir.
Bundan rahatsızlık duyan kadının şikâyeti
üzerine Ebu Hanife’nin bir süre fetva vermesi yasaklanmıştır.
Ebu Hanife, hem Emeviler hem de Abbasiler
zamanında yaşamıştır. Ebu Hanife’ye hem Emeviler
zamanında hem de Abbasiler zamanında kadılık
teklifi gelmiştir. Fakat ikisini de kabul etmemiştir.
Emeviler zamanında halka zulmedildiği için Ebu
Hanife gizli gizli Abbasilere destek olmuştur. Fakat
zaman ayarlamasını yapamadıklarından dolayı isyana
katılmamıştır. Emevilere karşı ayaklanan
Zeyd b. Ali’ye maddi yardımda bulunmuştur. Emevilerin
son zamanlarında Irak valisi Yezid b. Hübeyra
halkın yeniden güvenini kazanmak için
meşhur ve saygın
bir kişilik olan Ebu
Hanife’ye kadılık
teklifi yapmıştır. Ebu
Hanife ise Ehl-i
Beyt’e yapılan eziyetleri
tasvip etmemesinden
dolayı
kadılık teklifini kabul
etmemiştir. Bunun
üzerine ırak valisi
Ebu Hanife’yi kırbaçla
döverek hapsetmiştir.
Zindanda
uzun süre kaldıktan
sonra serbest bırakılmıştır.
İmam-ı Azam Ebu
Hanife serbest kalır
kalmaz h.130 yılında
hac vazifesini
yerine getirmek için
Mekke’ye gitmiştir.
Geri dönmeyerek
burada yaşamaya başlamış ve bölgenin seçkin fakihleriyle ilim alışverişi
yapmıştır. Bazı bilginler Ebu Hanife’nin hadise
az önem verdiği düşüncesiyle Ebu Hanife’yi
beğenmemişlerdir. Ancak Ebu Hanife bizzat kendisi
görüşlerini açıklayınca bu düşünceler yok
olmuş, Ebu Hanife’nin düşüncesi takdir edilmeye
başlanmıştır. İmam Malik ve Süfyan b. Uyeyne onu
saygı ile anmaya başlamışlardır. Kıyas konusunda
Ebu Hanife İmam Malik’i az da olsa etkilemiştir.
İmam-ı Azam Ebu Hanife 132/749’da Abbasiler
iktidara gelince Kûfe’ye geri dönmüştür. Abbasi
halifesi Ebul Abbas es-Seffah ile buluşarak
ona biat etmiştir. Fakat Ebu Hanife hilafetin Hz. Ali neslinden Muhammet b.Abdullah’a ya da kardeşi
İbrahim’e geçmesini istiyordu. Bu durumdan haberdar
olan Abbasi halifesi Ebu Cafer Mansur onu
Bağdat’a getirtti. Ona hürmet göstererek kadılık
teklif etmiştir. Mansur böylece onun manevi nüfusundan
istifade etmek istiyordu. Ebu Hanife bunun
teklifi de kabul etmemiştir. Halifenin bütün ısrarlarına
rağmen kadılığı kabul etmeyen Ebu Hanife’yi
hapse attırmış ve her gün on kırbaç vurdurmak suretiyle
işkence yaptırmıştır. Sağlık durumu bozulunca
hapisten çıkartılmıştır. Ders vermesi
yasaklanmıştır. Zaten hapisten çıktıktan 15 gün
sonra vefat etmiştir.
İmam-ı Azam Ebu Hanife Hazretleri 150
Şaban ayı/767 Eylül ayında Bağdat’ta vefat etmiştir.
Cenaze namazı halife Mansur’un kıldırdığı rivayet
edilmektedir. Şerefülmülk Ebu Sa’d el-Müstevfi
tarafından 459/1067 yılında üzerine bir türbe yaptırılıp
çevresine de medrese inşa edilmiştir. Kabri bugün, Bağdat’ta kendisine nispetle “A’zamiye”
diye anılan mahaldedir.
YETİŞTİĞİ ÇEVRE
Ebu Hanife’nin doğduğu yer olan Kûfe, Irak’ın
o zamanki iki büyük şehrinden biriydi. Irak’ta muhtelif
milletler, kavimler, cemaatler vardı. Süryaniler
İslamiyet’ten önce orada yayılmış, mektepler
açmış felsefe ve çeşitli bilimler okutmuşlardır. Yine
orada birbirleriyle çatışma halinde olan Hıristiyan
mezhepleri olup, İslamiyet devrinde de ara sıra fırkaların
çıkardığı kargaşalıklar olmaktaydı. İslam’ın
ve Arapçanın öğretildiği, siyasi faaliyetlerin yoğun
olduğu bir yerdi. Aynı zamanda buralar birçok fakih,
dilci, edip, şair ve filozofun da bulunduğu ilim merkeziydi.
EBU HANİFE’NİN AHLAK VE
MEZİYETLERİ
Ebu Hanife farz olan ibadetleri ifada asla
kusur etmediği gibi nafile ibadetler de yapardı. Cömert
bir insandı. Cimriliği sevmezdi. Fakirlere yardım,
düşkünlere merhamet ederdi. Herkesin
güvenini kazınmış biriydi. Emanete hıyanetlik
etmez, kanaatkâr ve ticarette son derece dürüsttü.
Öyle ki, bir kadın ona ipek bir elbise satmak istedi.
Ebu Hanife fiyatını sordu. Kadın 100 dirhem istedi.
Ebu Hanife, “bu 100 dirhemden fazla eder” dedi.
Kadın 400 dirheme kadar fiyatı yükseltti. Ebu Hanife
fiyatı yine az bulunca, kadın kendisiyle alay
edildiği zannetti. Fakat Ebu Hanife bir hakeme başvurarak
elbisenin fiyatını belirletti. Elbiseye 500 dirhem
vererek satın aldı. Ayrıca ihtiyaç sahibi
kimselere kumaşları maliyet fiyatının altında verdiği
olmuştur.
Ebu Hanife dinin menfaate alet edilmesine
son derece karşıydı. Öyle ki, bir gün bir adam dükkânına
gelerek bir kumaş istemiş. O da, oğlu Hammad’a
istenilen kumaşı müşteriye göstermesini
söylemiş. Hammad kumaşı çıkarırken tesadüfen,
“salli ala Muhammed” demiş. Bunun üzerine Ebu
Hanife oğluna “malı övdün satmak doğru olmaz”
kumaşı satmaktan vazgeçmiştir. Yine bir gün Medineli
bir zat Ebu Hanife’nin dükkânına kumaş satın
almak için gelmiş. Ebu Hanife’nin olmadığı bir zamanda
tezgâhtar kumaşı 1000 dirheme satmış.
Fakat kumaşın gerçek değeri 600 dirhem imiş. Ebu
Hanife dükkâna geldiğinde yanlışlığın farkına varmış
ve hemen fazlalık olan 400 dirhemi sahibine
iade etmek için bizzat kendisi Medine’ye gitmiş ve
parayı iade etmiştir.
Ebu Hanife’nin ahlaki meziyetleri çok fazladır.
Her şeyden önce nefsine son derece hâkim
arzu ve hevese göre değil, iradesine göre hareket
ederdi. Nezaketi ve sabrı çoktu. Öyle ki, bir gün
Ebu Hanife, Hasan-ı Basri’nin verdiği bir fetvada
yanıldığını söylemişti. Bunu duyanlardan birisi sinirlenerek
Ebu Hanife’ye, “ey zina yapanın oğlu”
diye hitap etmiştir. Bu sözü duyunca sinirlenmemiş
ve “kalbi dar olanlara karşı kalbinde geniş yer olduğunu”
söyleyerek küfürbaz adamı mahcup etmiştir.
Yine kendisine bidatçi ve zındık diyen bir
adama, olgun sözlerle hitap ederek onu özür dilemeye
mecbur etmiştir.
Son derece şahsiyetli olduğundan inanmadığı
bir davayı kabul etmezdi. Ebu Hanife ictihad
meselelerinde Kuran’a, Sünnet’e ve ashabın sözlerine
itibar ederdi. Gerektiğinde hocası Hammad
b. Ebi Süleyman ile münakaşa etmekten çekinmezdi.
Son derece hazır cevaptı. Sözleri ve cevapları
delillere dayanırdı. Mantıksız ve delilsiz konuşmazdı.
Tek amacı dinde doğru yürümek ve her
şeyin doğrusunu bulup anlamak ve anlatmaktı.
Yani kısacası imam-ı Azam Ebu Hanife, cömert,
muttaki, yetimlere ve düşkünlere yardım
eden, samimi, iyi niyetli, ilmi ve araştırmayı seven,
doğruluktan ayrılmayan, sözünde duran, hür yaşamak
isteyen ve fıkıhta isabetli ictihadlar yapabilen
bir zattı.
2. ÖĞRENCİLERİ
İmam-ı Azam Ebu Hanife’nin çok sayıda öğrencisi
vardır. Hocası Hammad’dan sonra Kûfe gibi
çeşitli bölgeler ve kültürler arasında 30 yıl ders
okutmuştur. O günkü İslam dünyasının birçok bölgesinde
öğrencileri vardır. Mısır, Suriye, Mekke,
Medine, Yemen, Bahreyn ve Musul’da sınırlı sayıda
öğrencisi varken; öğrencilerin çoğu Kûfe,
Basra, Bağdat, Ehvaz, İsfahan, Hemedan, Rey,
Cürcan, Merv, Buhara, Semerkant, Belh, Harezm
gibi şehirlerdendir.
Diğer mezhep imamları ile Ebu Hanife’yi kıyaslayan
âlimler öğrencilerinin çokluğu ve başarıları
ile İmam-ı Azam Ebu Hanife’nin diğerlerinden
ayrıldığını söylemektedirler. Ebu Hanife’nin öğrencileri
hakkında, “içlerinde 36 yetişmiş adam var.
Onlardan 28’i kadılığa, 6’sı fetva makamına yararlar.
2’si ise hem baş kadılığa hem de fetva makamına
layıktır, ki bunlar da Ebu Yusuf ile Züfer’dir.”
denmektedir.
İmam-ı Azam Ebu Hanife’nin öğrencilerinin
bir kaçı hariç bütün öğrencileri İslam coğrafyasının
değişik bölgelerinde kadılık yapmışlardır:
Ebu Yusuf: Abbasi Kadılkudatlığı (Adalet Bakanlığı),
İmam Züfer: Basra kadılığı, Nuh b. Ebi
Meryem: Merv kadılığı, Kasım b. Man ve Nuh b.
Derrac: Kûfe kadılığı, Yahya b. Zekariyya: Medain
kadılığı, İmam Muhammed: Rakka ,Rey ve Horasan
kadılığı, Hafs b. Gıyas: Bağdat ve Kûfe kadılığı,
Esed b. Emr el-Beceli: Vasıt ve Bağdat
kadılığı, Hasan b. Ziyad: Kûfe kadılığı, İsmail
b.Hammad: Bağdat, Basra ve Rakka kadılığı,
Ömer b. Meynun ve Ebu Muti: Behl kadılığı yaptıkları
bilinmektedir.
Hanefi mezhebini yayan ve kendi ictihadlarıyla,
görüşleriyle zenginleştirerek “Hanefi” adıyla
mezhebi kuran dört öğrenci diğerlerinden önde gelmektedir.
Kısaca bunlardan bahsedecek olursak
bunlar Ebu Yusuf, İmam Muhammed, Züfer b. el-
Hüzeyl ve İbn Ziyad’dır.
İmam Ebû Yusuf
Asıl adı Yakup b. İbrahim b. Habib el-Ensaridir.
113/731 yılında Kûfe’de doğmuştur. Aslen Araptır.
Ebu Yusuf gençliğinde fakirdi. Bir yandan
ekmek parası kazanır diğer yandan da ilim tahsil
ederdi. İlkin Ebu Leyla’nın derslerine devam etmiş.
Daha sonra Ebu Hanife’nin öğrencisi olmuştur.
Kendisi daha çok rey taraftarıydı. Hadis ilmi de tahsil
etmiştir. Fakat sultan ve devlet adamlarına yakınlığından
dolayı hadisçiler ondan hadis rivayet
etmeye çekinmişlerdir.
Ebu Yusuf halife Mehdi ve Harun Reşit zamanında
baş kadılık yapmıştır. Kadılık yaptığı için
Hanefi fıkhının uygulanmasında önemli rolü olmuştur.
Birçok fıkhı meselelerde hocası Ebu Hanife’ye
iştirak etmiştir. Beğenmediği meselelerde
hocasına itiraz etmiştir. Kıyas ve istihsanı ameli hayata
uygulamıştır. Ebu Yusuf Hanefi mezhebine
mensup olanlarının içinde en fazla hadis bilen kişiydi.
Reylerine delil olarak hadisleri de kullanmıştır.
Örf ve âdete çok yer vermiştir. İmam Ebu
Yusuf’a göre nâs ile örf birbirine aykırı oldu mu, nâs
örften doğduğu veya örfe dayandığı takdirde örfe
itibar edilir. Çünkü kuranda örfle emredilmesi de bildirilmiştir.
Ebu Yusuf fıkıh usulünü koyan zat olarak
da tanınır.
Ebu Yusuf’un birçok eseri vardır. Bunlar, Kitabus-
Salat , Kitabuz-Zekat , Kitabus-Siyam, Kitabul-
Feraiz, Kitabul-Buyu, Kitabul-Hudud,
Kitabul-Vekale, Kitabul-Vasaya, Kitabus-Sayd vez-
Zebaih, Kitabul-Gasb vel-İstibra, Kitabu İhtilafil-
Emsar, Kitabul-Harac, Kitabul-Cevâmî (bu eser 40
kitap ihtiva etmektedir), Kitabul-Asar, İhtilafu Ebî
Hanife ve İbni Ebi Leyla, er-Redd ala Malik b. Enes
ve er-Redd ala Siyeril-Evzai’dir.
Bugün ilim adamlarının elinde bulunan Kitabul-
Harac oldukça önemli bir eserdir. Bu eser dönemin
halifesi ve devlet başkanı Harun Reşid’in
emriyle yazılmış bir eserdir. Bu eserde devletin
gelir kaynakları anlatılmıştır. Verdiği deliller kuran,
sünnet ve sahabe fetvalarına dayanmaktadır.
Yine Kitabul-Asar da Hanefi fıkhı bakımından
üzerinde durulması gereken bir eserdir. Bu kitap
Ebu Hanife ve Ebu Yusuf’un fikirlerini içermektedir.
Eserde Ebu Hanife’nin fetvalarının yanında Kûfeli
bilginlerin fetvaları da bulunmaktadır. Ayrıca bu
kitap âlimlere göre üç yönden ilmi değer taşımaktadır.
Bunlar;
-Bu eser Ebu Hanife’nin Müsned’i sayılır.
Onun naklettiği ve fıkhında dayandığı hadisler bu
eserdedir.
-Bu eserde Ebu Hanife’nin mürsel hadislere
niçin itimat ettiği beyan edilmektedir.
-Eserde Irak ve özellikle Kûfeli fakihlerin
önemli fetvaları da yer almıştır. Bu haliyle bu kitap
bir fıkıh mecmuası hali arz etmektedir.
Ebu Yusuf 182/798 yılında vefat etmiştir.
İmam Muhammed
Muhammed b. Hasan Şeybani, Hanefi mezhebinin
3.imamı sayılır. 132/749 yılında Vasıt’ta
doğmuştur. Kûfe’de yetişmiştir. Kûfe’de Ebu Hanife’nin
derslerine devam etmiştir. Ebu Hanife’nin vefatından
sonra Ebu Yusuf’tan ders almaya
başlamıştır. Daha sonra Medine’ye giderek İmam
Malik’ten hadis dinlemiştir.
Muhammed Şeybani, sarf, nahiv, şiir, edebiyat,
hadis ve fıkıh tahsil etmiştir. Maddi durumu iyi
olduğu için ilim yolunda masraf yapmaktan kaçınmamıştır.
Şahsiyeti kuvvetli son derce dürüst bir
zattı. Harun Reşid’in ısrarı üzerine rakka kadılığı
yapmıştır. Doğru bildiği yoldan hiç ayrılmamıştır.
Bunun için Harun Reşitle pek geçinememiştir.
Muhammed Şeybani’nin fıkıh malzemesini
toplayıp düzenlemek bakımından fıkıh tarihinde
önemi büyüktür. İmam Malikten 3 sene hadis dersi
aldığı için içtihadında hadise de çok önem vermiştir.
Eserlerinde Ebu Hanife ve Ebu Yusuf’un görüşlerini
ve onlara uymadığı noktalarda da kendi
içtihadını yazmıştır. Başlıca eserleri, el-Mebsut, ez-
Ziyadat, el-Camius-Sagir, es-Siyerus-Sagir, el-Camiul-
Kebir, es-Siyerul-Kebir’dir.
Muhammed Şeybani, Harun Reşit ile Horasan
tarafına sefere çıkarken yolda rey şehrinde
189/805 yılında vefat etmiştir.
İmam Züfer b. Hüzeyl
Züfer b.Hüzeyl 110/728 yılında doğmuştur.
Kûfelidir. Ebu Hanife’nin öğrencilerindendir. Kıyastaki
mahareti ile tanınır. Basra da kadılık yapmış, orada Ebu Hanife’nin görüşlerinin yayılmasında
önemli hizmeti olmuştur.
Züfer b. Hüzeyl, 158/774 yılında vefat etmiştir.
Hasan b. Ziyad
Ebu Hanife’den ders almış, sonra da iki
büyük talebesinden ders görmüştür, ancak hocalarının
derecesine gelememiştir. Rey taraftarı olan,
âlim ve dürüst bir kişidir. Hadis rivayetiyle de tanınmıştır.
Fakat çok kuvvetli sayılmamıştır.
194/809 yılında Kûfe kadılığına atanmışsa da, çok
geçmeden kadılıktan ayrılmıştır. 204/819 yılında
vefat etmiştir. Eserleri; Kitabul-Mucerred, Kitabu
Edebil-Kadi, Kitabul- Hisal, Mânial-İman, Kitabun-
Nafakat, Kitabul-Feraiz ve Kitabul-Vasaya’dır.
3. HOCALARI
Hammad b. Ebi Süleyman
Babası aslen İsfahan melikinin oğludur. Varlıklı
bir ailenin çocuğudur. Hammadın zengin ve cömert
olduğu, ramazanda kalabalık misafir
gruplarına iftar verdiği, etrafındaki fakir ve düşkünleri
sürekli gözettiği, giyim ve kuşamına özen gösterdiği
ve onuruna düşkün olduğu bilinmektedir. İyi
bir tahsil görmesi için babası tarafından Kûfe mescidinde
hadis ve fıkıh okutan İbrahim en-Nehainin
yanına verildi. Üstün bir zekaya sahip olan Hammadın
yetişmesinde şüphesiz en büyük pay İbrahim
en-Nehai’nindir. Ayrıca hadisçi es-Şa’bi’nin de
önemli katkısı olmuştur. Tabiin neslinin son halkasında
yer alan Hammad kendisini her konuda geliştirmiştir.
Nehai hayatta iken fetva vermeye başlayan
Hammad, onun ölümü üzerine Kûfe meclisinin talebi
üzerine Kûfe mescidinde fetva vermeye başlamıştır.
Ölene kadar 24 yıl boyunda bu görevi
sürdürmüştür. Hammad aralarında Ebu Hanife’nin
de bulunduğu birçok âlim yetiştirmiştir. Bundan dolayı
en-Nehai ve öğrencisi Hammad, daha sonraları
Hanefi mezhebiyle anılacak olan mezhebin
doğuşuna zemin hazırlamışlardır. Kûfe’de hocası
Nehai’nin izinde yürüyen Hammad rey ile ictihada,
hükümlerin illetlerini ve şariin maksadını araştırmaya,
ayet ve hadisleri bu yönüyle yorumlamaya
önem vermiş ve bu konuda öncülük etmiştir. Hammad’ın
hadisçiliği hadis âlimleri arasında tartışmalara
konu olmuştur. Bazı âlimler onun hadis
anlayışı beğenmezken bazıları beğenmektedir.
Hammad’ın kelamcı yönünün bulunmadığı ve herhangi
bir kelami görüşün savunuculuğunu yapmadığı
belirtilmiştir. Hicaz, Basra ve Rakka gibi
şehirlere olan kısa süreli yolculukları dışında ömrünün
büyük bölümünü Kûfe’de geçirmiştir.
Hammad b. Ebi Süleyman 120/737 yılında
vefat etmiştir.
İmam Zeynel Abidin,
Zeyd b. Ali
İslam ilimlerinin hemen hepsinde geniş bilgi
sahibi olan bir zattı. Kuranın okunma tarzına dair
kıraat ilimlerini ve diğer kuran ilimlerini çok iyi biliyordu.
O, fıkıh ilminde olduğu gibi akait ve kelam ilminde
de üstaddı. Hatta mutezile, kelamdaki üstün
bilgisinden dolayı, onu kendi üstatlarından sayardı.
Ebu Hanife iki sene kadar talebesi olmuştur.
122/739 senesinde vefat etmiştir.
Muhammed Bakır
Zeyd’in kardeşi olan Muhammed Bakır, Şia
imamlarından ve 12 imamdan biridir. İmamiye fırkalarının
en meşhurlarından olan 12 imam ve İsmailliye
fırkası onun imamlığında ittifak etmişlerdir.
Bakır unvanı verilmiştir. Çünkü ilmi deşelemiş ve
açıp tevsi etmiştir. Muhammed Bakır gayet derin
bilgi sahibi idi. Muhammed Bakır 114/732 yılında
vefat etmiştir.
Cafer-i Sadık
Ebu Hanife’nin Muhammed Bakır’la ilmi münasebeti
olduğuna değinmiştik. Muhammed Bakır’ın
oğlu Cafer Sadık’la da ilmi temasları
olmuştur. Cafer Sadık her ne kadar Ebu Hanife’yle
aynı yaştaysa da onun üstatlarındandır. 149/766
yılında vefat etmiştir.
Abdullah b. Hasan
Abdullah b. Hasan, 70/689 yılında doğmuştur.
Sözünde sadık bir alim, güvenilir bir muhaddisti.
Süfyan-ı Servi, İmam Malik ve diğerleri ondan
hadis rivayet etmişlerdir. Ulema nezdinde onun değeri
büyüktür. O, kadri yüce bir şahsiyetti. 145/762
yılında vefat etmiştir.
İmam-ı Azam Ebu Hanife bunların dışında
birçok âlimle de ilim alışverişi yapmıştır.