Burhan Çocuk Mart 2012

e-Posta Yazdır PDF


KULA VEFÂSI OLMAYANIN HAKK'A VEFÂSI OLMAZ


Vefa; muhabbet, dostluk ve bağlılıkta sebat etmek, sözünde durmak mânâlarına gelir. Müslümanın en önemli özelliklerinden biridir. Hz. Mevlana’nın dediği gibi “ Kula vefâsı olmayanın Hakk'a vefâsı olmaz.” Önce rabbimize sonra sırasıyla arkadaşlarımıza, dostlarımıza ve tüm insanlara karşı vefalı olmalıyız. 


Her konuda olduğu gibi bu konuda da örneğimiz olan Hz. Peygamber Efendimiz (s.a.v) son derece vefakâr idi. Ashabını, akrabasını, ehlibeytine bağlı olanları unutmaz, daima onları arar ve sorar, gönüllerini hoş tutardı. Bir defa Habeş Hükümdarı Necâşi tarafından Hazret-i Peygamberin huzuruna elçiler gelmişti. Bunlara doğrudan doğruya kendisi hizmet etti. Ashabdan bazıları: "Ya Resulallah! Biz hizmete yetişiriz." dediler. Efendimiz: “ Bunlar, Habeşistan’a hicret etmiş olan ashabıma yer göstermişler ve ikram etmişlerdi. Şimdi ben de bunlara hizmet etmek isterim." diyerek o zaman yapılan iyiliği unutmadığını vefanın en güzel örneğini ortaya koymuştur.


Hz. Mevlâna: “ Bir adamın birçok hüner, fen, bilgi sahibi olduğuna bakma! Verdiği sözde duruyor mu? Vefâsı var mı? Asıl ona bak!” diyerek insanı değerli kılan en güzel davranışın vefa olduğunu belirtir. 


Önce rabbimize karşı vefalı olmalıyız, dedik. Çünkü; “Müslümanım” demek, “Ya rabbi senin bütün emirlerini yerine getirip yasakladığın tüm davranışlardan uzak duracağımıza söz veriyorum.” demektir. Bu konuda gerçekten vefakâr mıyız diye yaptığımız ibadetlerimizi ve davranışlarımızı gözden geçirmeliyiz. Hatta geçen ayki yazımızda yayınladığımız “ Namaz ağacı”’na bakalım. Ağacımızı bir aydır yeşerttik mi? Yoksa sararmış yapraklarıyla mı duruyor? 


Arkadaşlarımıza ve dostlarımıza verdiğimiz sözlerde; onlardan gördüğümüz iyiliklere karşı vefalı olalım. Vefanın olmadığı yerde sevgi ve samimiyetten bahsetmek mümkün değildir. Böyle bir toplumda birlik, beraberlik ve gerçek bir dayanışmadan söz etmek de imkânsızdır.


ARABAM DIŞARIDA 

Temel kırtasiyeye girmiş,

Tezgâhtara: “Pana pir roman lazum” demiş. 

Tezgâhtar: Efendim ağır mı olsun hafif mi? 

Temel: Fark etmez, nasul olsa arabam dışarudadur.

AYAKKABI 

Temel işe girmek için sözlü sınava girer.

Çok heyecanlıdır, bir önceki adaya sorar: Ne sorayiler? 

-Ayakkabı. 

Temel'in sırası gelir, bilsin diye kolay sorarlar: 

- Dört ayaklıdır, miyav miyav, der. 

Temel sorar: Bağcıkli midur?