Burhan Çocuk Kasım 2010

e-Posta Yazdır PDF

Mekke Ve Medine
Sevgili arkadaşlar, bugün sizlere güzelliğini şairlerin dizelere sığdıramadığı, âşıkların dille ifade edemediği, görenin ayrılmak istemediği, bir gidenin defalarca gitmek istediği, varıldığında huzur, ayrılığında hüzün olan kutsal beldeden bahsetmek istiyorum. Zira ben de o güzellikleri tam olarak sizlere ifade edemeyeceğim. Çünkü; buradaki hâl anlatılmaz yaşanır.  Anladınız değil mi? Mekke ve Medine’den söz ediyorum. İnsanlığın kurtuluş kitabı, rehberi Kur-an’ı Kerim’in indiği belde, âlemlerin efendisi peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa’nın (s.a.v) yaşadığı belde, mübarek beldeler…..
   
Medine sokaklarında gezerken peygamberimizin (s.a.v) bir kovadan ağzına su alarak henüz beş yaşlarında bir çocuk olan Mahmud İbnu’r-Rabi’nin yüzüne püskürtmesi hatırımıza geliyor ve Mahmud İbnu’r-Rab’inin yerinde olmak istiyoruz.Zeyd’i hatırlıyoruz. Hani Umeyr adında kuşu olan. Peygamberimizin (s.av)  “Ebu Umeyr”  “Umeyr’in babası”  dediği Zeyd’i. Kuşu öldüğünde

   Gül Sultan’ın (s.a.v) taziyeye gittiği zeyd’i. Sanki bize de çıkıp gelecekmiş gibi dolaşıyoruz sokaklarında  Mekke’nin.

  
 Yürüdükçe sokaklarında hep O hatırlanıyor. O’nun gül kokusu hissedilerek, biz geldik bizimle de şakalaşır mısın? Efendim diyerek manen karşılaşma arzusuyla ibadetler yapılıyor. Görev tamamlanıp dönüş vakti gelince ibadetleri O’nunla birlikte yapıp tamamlamanın sevinciyle, O’ndan ayrılmanın hüznü birlikte yaşanıyor. Bir daha nasip olur mu? diyerek efendimizin Mekke’den çıkartılırken söylediği sözler hatırımıza geliyor: “  “Ey Mekke, sen Allah katında yeryüzünün en hayırlı ve bana en sevimli yerisin; eğer çıkmak zorunda bırakılmasaydım, senden ayrılmazdım.” dediği gibi biz de ayrılmak zorunda olduğumuz için memleketlerimize dönüyoruz. Bir daha gelene kadar özlemini hep içimizde duyarak ayrılıyoruz. Tekrar kavuşmak için dua ediyoruz.  


ZEMZEM SUYU

   Peygamber efendimiz (s.a.v): “Zemzem, içildiği niyete göre faydalı olur” buyurmuştur. Zemzem içerken iyi niyette bulunmalı ve şu duayı okumalı: “Ya Rabbi senden faydalı ilim, bol rızık ve her türlü hastalıktan şifa istiyorum.”



YANKI

    Bir adam, oğlu ile ormanda yürüyüş yaparken birden çocuk takılıp düşüyor ve canı yanıp “Ahhhh” diye bağırıyor. İlerideki dağın tepesinden “Ahhhh” diye bir ses geri geliyor. Çocuk şaşırıyor. Merak ediyor ve “Sen kimsin?” diye bağırıyor. “Sen kimsin?” diye cevap geliyor dağdan. Çocuk kızıyor. “Sen bir korkaksın!” diye bağırıyor. Dağdan gelen ses “Sen bir korkaksın!” diye cevap veriyor.  Çocuk babasına dönüp “Ne oluyor böyle?” diye soruyor.

   Adam, dağa dönüp: “Seni seviyorum” diye bağırıyor. Gelen cevap “Seni seviyorum” oluyor. Baba tekrar bağırıyor, “Sen bir harikasın.” Gelen cevap “Sen bir harikasın.” Çocuk çok şaşırıyor, ama ne olduğunu yine  anlayamıyor. Babası anlatıyor: Oğlum, “İnsanlar buna ‘Yankı’ derler, ama aslında o ‘Yaşam’dır. Yaşam daima sana senin verdiklerini geri verir. Yaşam davranışlarımızın aynasıdır. Daha fazla sevgi istediğin zaman daha çok sev! Daha fazla şefkat istediğinde, daha şefkatli ol! Saygı istiyorsan insanlara daha çok saygı duy. İnsanların sabırlı olmasını istiyorsan, sen sabırlı olmayı öğren. Bu kural yaşamımızın bir parçasıdır, herkes için her zaman geçerlidir. Yaşam bir tesadüf değil, yaptıklarımızın bir aynada yansımasıdır.”


KERAMET KAVUKTA İSE

   Adamın biri Iran taraflarından gelen bir mektubu Hoca’ya verir: - “Hoca’m, sana zahmet şu mektubu bir okuyuver.” Hoca bakmış, yazı hem okunaksız, hem de Farsça yazılmış. Hoca mektubu getiren kişiye:

 -“ Bunu siz başkasına okutun.”  der. Adam ısrar edince açıklamak zorunda kalır:

- “Ben Farsça bilmem. Türkçe de olsa yazı okunaklı olmadığı için yine okuyamazdım.” Adam bu durum karşısında sinirlenir:

-“Başında kocaman kavuk şu mektubu okuyamıyorsun, bir de hocayım diye geçinirsin!” der. Hoca kavuğunu çıkarıp adamın önüne koyar:

 -“ Keramet kavukta ise, buyur sen giy, mektubu da sen oku.” demiş.