Burhan Çocuk

e-Posta Yazdır PDF

PEYGAMBERİMİZ (S.A.V) VE ŞAKA
Arkadaşlar, peygamber efendimizin nasıl şakalar yaptığını biliyor musunuz? Tabi ki onun
yaptığı şakalar kendi aramızda yaptığımız şakalar gibi değilmiş. Herkes gibi Peygamberimiz de
şaka yapar, lâtifeli konuşur, ama hiçbir zaman yalan söylemezmiş. Çünkü şaka yollu da olsa, yalan
yalandır. Peygamber Efendimiz bir yandan yeri geldikçe şaka yaparken, diğer yandan da
Sahabîlerin yersiz şaka yapmamaları konusunda uyarıda bulunurlarmış. Etrafındakiler: "Yâ
Resulallah, siz de şaka yapıyorsunuz." Diye sorduklarında, Peygamberimiz şöyle cevaplarmış:
"Evet, ben de şaka yaparım, fakat şaka yaparken bile sadece hakikati söylerim."
Bunun yanında, Peygamberimiz insanlarla alay etmez, hafife almaz, dalga geçmez, küçük
düşürmez, mahcup etmez, zor durumda bırakmaz, "işletme" gibi olumsuz tavırları hoş
karşılamazmış. Peygamberimizin yaptığı şakalar yerli yerinde ve mesaj doluymuş. Lüzumsuz ve
yersiz değil, daha çok gönül alıcı ve sevindirici şakalar yaparmış. Bizde şaka yaparken bu ölçülere
dikkat etmemiz gerekir.
Şimdi efendimizin yapmış olduğu şakalardan bir kaçına bakalım mı? Ne dersiniz?
"Bir gün adamın biri Peygamber Efendimizin huzuruna gelmiş ve kendisinden bir binek
hayvanı istemiş. "Peygamberimiz ona, Peki, sana bir dişi deve yavrusu vereyim mi? diye takılmış.
"Adamcağız, Yâ Rasulallah, ben sizden bir binek istiyorum, dişi deve yavrusunu ne yapayım?"
demiş. "Peygamber Efendimiz gülerek: "Bütün develer dişi deve yavrusu değil midir? buyurmuşlar."
Peygamber Efendimiz (s.a.v) Hz. Ali ile beraber kahvaltı etmektedirler, Hz Muhammed (s.a.v)'in
yüzünde muzip bir gülümseme belirir ve yediği zeytinlerin çekirdeklerini Hz. Ali'nin önüne yığar.
Sonrada Ali'ye zeytin çekirdeklerini göstererek: "Ey Ali ne kadar çok zeytin yemişsin". der.
Hz. Ali görünümü gayet ciddi bir şekilde cevap verir. "Ey Allah'ın elçisi ,sizde çekirdekleri ile
birlikte yemişsiniz,baksanıza önünüzde hiç çekirdek yok" der. İkisi tebessümle birlikte gönül
sofrasında doyar.

KIZ ÇOCUKLARINDAN EFENDİSİNE SELAM

Efendim! sen gelmeden önce; "Cahiliyye
Araplarında bir çirkin âdet yaygınmış. Kız çocuklarının
canına kıyarlarmış." Şayet bir kadın
bebek bekliyorsa, doğum sancıları başladığında
çöle götürülüp kendisine o haliyle bir
çukur kazdırılırmış. Sonrasında orada doğum
yapması beklenilir ve şayet bebek kız ise o çukura
diri diri gömülerek doğan kız çocuğundan
kimse haberdar olmadan öldürülürmüş. Durumu
soranlara da ölü doğduğu söylenilerek
olay örtbas edilirmiş.
Bazı babalarsa yine evladını rızık endişesiyle
veyahut cimrilik nedeniyle, öldürdü
denmesin diye kız çocuklarını 4-5 yaşına
kadar büyütür daha sonra kararlaştırılan bir
gün en güzel kıyafetleri giydirilip, dayına gidiyoruz
denilerek daha evvel kazılmış olan çukurun
yanına götürüp diri diri toprağa
gömülürmüş.
Efendim! Evladını diri diri toprağa gömecek
kadar canavarlaşan bu topluma kız-erkek
ayrımını ortadan kaldırıp, onlara eşit davranılmasını
sağladın. Eğer bu cahilliği ortadan kaldırmasaydın,
belki bugün bizde yaşamıyor
olacaktık. Seni ve bizleri yaratan yüce Allah’ı
tanımadan, suçsuz bir şekilde öldürülecektik.
Minnettarız sana efendim! salat ve selam üzerine
olsun, kevserde buluşmak üzere.

 

ASR-I SAADET ÇOCUKLARININ DİLİNDEN EFENDİMİZ
Asr-ı Saadet Çocuklarının Dilinden Efendimiz
Sevgili arkadaşlar size asr-ı saadetten yani peygamberimizin yaşadığı dönemden sesleniyorum.
Peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.s.) biz çocuklara nasıl davrandığını merak ediyor
musunuz? O zaman hemen söyleyeyim: Arkadaşlar, Peygamberimiz (s.a.s.) biz çocuklara olan şefkati
ve sevgisi bambaşkaydı. Biz çocuklardan birini gördüğü zaman mübarek yüzünü neşe ve sevinç
kaplardı. Bizi kollarının arasına alır, kucaklar, okşar, sever ve öperdi.
Bizi gördüğü zaman selâm verir, halimizi hatırımızı sorardı. Binekli bulunduğu zaman bizleri
bineğinin arkasına alır, gidecekleri yere kadar götürürdü. Biz çocuklarla arkadaşça konuşur, bizimle
şakalaşır, sohbet eder, öğütler verirdi. Bizlerle oyun bile oynardı. Bir defasında yarış yapan çocukları
görmüştü de, onların neşesine katılmak için birlikte koşmuştu.
Bizde onu çok severdik. Büyükler ve küçükler hepimiz çok mutluyduk. İşte bunun için O’nun
yaşadığı zamana “ Mutluluk Çağı” denmektedir.