Burhan Çocuk Ağustos 2018

e-Posta Yazdır PDF

Hocaya Hürmet
   
  Osmanlı ordusunu Mısır seferi dönüşünde Adana’da yoğun bir sağanak yağış ve çamur deryası karşılar. Yağmurun durmasıyla birlikte ordu yeniden yola koyulur. Yavuz, İbn-i Kemal Paşazade ile beraber ilerler. Hocanın atı bir ara tökezler. Düşmekten kıl payı kurtulur. Fakat atının ayağından sıçrayan çamurlar, padişahın kaftanına (elbisesine) sıçrar. Yavuz’un hiddetinden endişelenen Kemal Paşazade ne yapacağını şaşırır. Padişahtan tekrar tekrar özür diler.
 Hocanın üzgün ve paniğe kapılmış olduğunu gören büyük sultan, kaftanındaki çamurları telaşla temizlemeye çalışan hizmetkârlarına seslenerek şu emri verir:

“Bırakın temizlemeyin!” Sonra hocasına dönerek¸ herkesi hayret ve hayranlığa sevk eden, Osmanlı’nın ilme ve âlime saygı ve sevgisini zirveleştiren şu tarihî sözleri söyler: “Lala, bu kaftanımı saklasınlar ve öldüğümde sandukamın üzerine koysunlar. Ulemanın atının ayağından sıçrayan çamur bizim için büyük nişandır. Bu benim için en büyük şereftir!”


Hiç Aynı Olur mu?
Karadeniz kıyısındaki Temelin oteline tam pansiyon kalmaya gelen İstanbullu iki gün sonra feryadı basmış:
- “Seyahat acentesi bizi buraya yollarken yemekte serbest seçim diye yolladı. Oysa iki gündür zoraki aynı yemekleri yemekten gına geldi!”
Temel:
-”Nasıl? Tün yeduğun hamsi pilavi ile hamsi puğulama idi, pu cünde hamsi izgara ile hamsi turşisi. Ayni şey olur mi?”