Burhan Çocuk

e-Posta Yazdır PDF

ESMÂ-İ HÜSNÂ
Veli: Allah’ın (c.c) güzel isimlerinden biri de veli’dir. Mü'minlere dost,
yardım eden, sahip olan, destek veren Mümin ve salih kullarını seven,
onlara hayır yollarını açan ve bu hususta kendilerini başarılı kılan anlamına
gelir. "Allah, iman edenlerin veli'sidir, Onları karanlıklardan nura çıkarır...".
Kâfirlerin ise, velisi yoktur". Kur'an-ı Kerim'de 13 yerde geçmektedir.
İnsanın hem dünyada hem de âhirette tek bir gerçek dostu vardır. Bu
dost onu hiçbir zaman bırakıp gitmez, asla terk etmez, her zorlukta yanındadır ve ona yardımcıdır.
Doğduğu günden öldüğü güne kadar daima onunla birliktedir. Onu düşmanlarına karşı korur. Onun
için herkesten daha güvenilirdir, daima karşılıksız ikramda bulunur. Kuşkusuz bu dost Rabbimiz
olan Allah'tır. Allah müminlerin en çok güvendiği, en yakın dostudur. Kendisine inanan insanları her
türlü eksiklikten ve hatadan arındırır, onlara çok seçkin bir yaşam ve ahirette de hiç tükenmeyecek
olan mülkünü vaat eder.

ALLAH’IN VELİ KULLARI

Evliya; Allah'a itaatta ve
muhabbette çok ileri derece
de olup, Hz Peygamber (
s.a.v)’in sünnetini yerine
getirme de çok titiz davranan
kimsedir Allah'ı (c.c) bilen,
Allah'ın (c.c) dostu, sevgili
kulu ve yakınıdır.
Allah’ın veli kulları her
devirde olmuşlardır ve
kıyamete kadar da olmaya
devam edeceklerdir. Veli,
görüldüğünde Allah (c.c)
hatıra gelir. Onları görmek,
insana huzur verir, veliler
rahmetin celbine, belaların
def’ine vesiledirler. İç âlemleri
huzura ermiş ve iç
âlemlerindeki nurâniyet,
dışlarına da aksetmiştir. Allah
(c.c) veli kullarına ikram olarak
Keramet vermiştir.
Böyle insanlar, “Dikkat
edin! Allah’ın evliyası için ne
bir korku vardır. Ne de onlar
üzülürler”. Ayetinin müjdesine
ermişlerdir. Veli bir kula
düşmanlık göstermenin
akıbetini hadis-i kudsi şöyle
beyan etmektedir: "Her kim
beni tanıyan ve ihlas ile bana
ibadet eden bir kuluma
düşmanlık ederse, bende ona
harb ilan ederim " (Buhari).
Allah’ın veli kuluna düşmanlık
edenden intikamı Allah (c.c)
alır.
Bizde Allah’ın veli
kullarını bulup onların edeb
ve terbiyesinden geçmemiz
gerekir. Onların göstereceği
istikamette yürümeli,
dualarını almalıyız. Onların
bize göstereceği yol bizim
dünya ve âhiretimizi
kazanmamıza sebep
olacaktır.

GÜLMECE
Temelin oğlu matematikten
0 alır.
Temel sorar: Oğlum öğretmen
ne sordu?
2 kere 2 kaç eder dedi ben 7
eder dedim.
Temel; Oğlum 2 kere 2 4
eder bilemedin 5 bilemedin 6
eder 7 nerden çıktı?

 

SEYYİD AHMED EL-RUFAİ HAZRETLERİNİN KERAMETİ
Seyyid Hasan Nakib-ül mukaddem Aleyhirrahme şöyle anlatıyor: Bir gün Seyyid Ahmed
Rufai Hazretlerinin meclisinde oturuyordum. İçeri bir adam geldi: "Efendim! Abdest almak için su
çıkarırken bir aslan gelip bu fakirin öküzünü yedi" dedi.
Seyyid Ahmed Rufai: - Bana hemen o aslanı çağrın gelsin, buyurdu.
- Efendim, biz aslanı nasıl çağıralım, vardığımız gibi bizi parçalar yer.
- Korkmayın, ondan size zerre kadar bir zarar gelmez.
Bunun üzerine gidip aslanı çağırdılar. Aslan geldi. Rufai Hazretlerinin önünde yüzünü yere
koydu.
Seyyid Ahmed el-Rufai ona dedi ki:
- Ey aslan niye böyle küstahlık edip fakirin hizmetinde olan öküzü yedin. Hazret-i Allah'dan
korkmadın mı? Aslan lisana gelip fasih bir dil ile:
- Ey efendim! Ceddin Hazret-i Peygamber ruh-u şerifi için gazaba gelip bana beddua etme.
Zira yedi gündür bir şey yememiş, açlık canıma taketmişti. Mazmununca ehlen ve evliya-i izam
ve ekremi meşayihi kiram bilmekle affınıza itimad edip çaresiz bu küstahlığı, irtikap ettim, dedi.
Seyyid Rufai, aslanın böyle söylemesi üzerine (El özrü makbulün İndallahi ve inde
kiraminnasi) fetvasınca özrünü kabul etti ve dedi ki: Suçunu bir şartla affettim. Yediğin öküzün
yerine bu fakirin hizmetinde olacaksın. Aslan Seyyid Rufai'nin bu şartını kabul etti.