Burhan Çocuk Şubat 2017

e-Posta Yazdır PDF

Yalan Söylemeyen Çocuk


Seyyid Abdülkadir Geylâni hazretleri küçük yaşta iken, annesinden Bağdat’a giderek ilim öğrenmesi için izin ister. 

Annesi: Ey benim gözümün nûru ve gönlümün tâcı evladım, Abdülkâdir’im! Senin ayrılığına dayanamam. Sensiz ben ne yaparım? Bu bakımdan müsâade edemem.

Abdülkâdir Geylâni hazretlerinin ısrarı üzerine annesi ikna olur ve ilim öğrenmesi için Bağdat’a gitmesine izin verir. Annesi Abdülkâdir Geylâni Hazretlerinin babasından miras kalan seksen altını alır, kırkını kardeşine ayırır. Kırkını da bir  keseye  koyar ve keseyi elbisesinin koltuğuna diker. Sonra oğlunun gözlerinin içine bakarak:

-Ey benim gözümün nuru ve gönlümün tacı evlâdım, Abdülkâdir’im! Hak teâlânın rızâsı için olmasaydı asla seni göndermezdim. Huzur ve esenlik içinde git! Yolun açık olsun! Seninle belki ebedi olarak ayrılıyoruz. Sana son olarak nasihatim şudur ki: “Eğer beni memnun etmek istiyorsan, hiçbir zaman yalan söyleme, doğruluktan asla ayrılma! Allahü teâlâ her zaman ve her yerde doğrularla beraberdir”.

Abdülkâdir Geylâni hazretleri annesine söz verir ve ağlayarak elini öper. Bağdat’a gitmek üzere bulunan bir kervana rastlar ve aralarına katılır. Bir müddet yol aldıktan sonra kervanda bağrışma sesleri duyulur. Önlerine aniden bir sürü eşkıya çıkıp kervana saldırırlar. Bir anda sandıklar yere yıkılır. Eşyalar yağma edilmeye başlanır. Eşkıyalar, kervandakilerin üzerlerinde her ne bulsa alırlar. 

 Sıra Seyyid Abdülkâdir Geylâni hazretlerine gelir. Eşkıyalardan biri latife olsun diye önüne çekip sorar:

 -Fakir çocuk, söyle bakalım senin neyin var?

-Üzerimde yalnız 40 altınım var.

Eşkıya inanmaz bırakıp gider. İkinci bir harâmi gelir, o da aynı cevabı alınca vaziyeti reislerine bildirirler. “Bu çocuk kırk altınım var.” diyor, derler.

Bu defa da reisleri sorar:  - Senin üzerinde ne var? 

-Hırkamda dikili 40 altınım var. Reisleri adamlarına dönerek:

-Açın bakalım! Adamları Seyyid Abdülkâdir Geylâni hazretlerinin üstünü ararlar, içinde kırk altın bulunan keseyi bulup reislerine verirler. Eşkıya reisi hayretle sorar:

- Peki evlât, sen neden üzerinde altın olduğunu söyledin? Abdülkâdir Geylâni hazretleri:

- Ben evden ayrılırken anneme asla yalan söylemeyeceğime söz vermiştim. Kırk altın için sözümü bozar mıyım?

Bu sözleri duyan eşkıya başının gözleri yaşarır. Abdülkâdir Geylâni hazretlerinin hakikat dolu gözlerine bakıp onunla kendi yaşını kıyaslar. Kendisinin bu yaşa kadar nice ihanet ve zulümler işlediğini, bir gün Hakka yönelmediğini acı acı düşünerek o güne kadar yaptıklarından pişmanlık duyar. Ellerini başına vurarak şöyle haykırır: 

-Eyvah! Biz de Allahü teâlâ söz vermiştik. Bunca zamandır şeytana uyup ahdimizi bozduk. Fenalık yaptık. Yarın Hak huzurunda acaba bizim halimiz ne olacak? Sonra arkadaşlarına dönerek der ki:

Ey arkadaşlarım! Bana bakınız, beni dinleyiniz! Ben, bunca senedir Hak Teâlâ’ya karşı olan ahdimi bozdum. O’na isyan ettim. İçimden gelen bir pişmanlıkla bütün günahlarıma tövbe ile Rabbimin yoluna dönüyorum. Bundan böyle inşallah, Hak Teâlânın râzı ve hoşnut olmadığı bir şeyi yapmayacağım. 

Reislerine pek ziyade bağlı olan eşkıyalar hep bir ağızdan derler ki: 

-Efendimiz, reisimiz! Biz de sizden ayrılmayız. Eşkıyalıkta reisimizdin, hidâyette de reisimiz ol!

Bunun üzerine kervandakilerden aldıkları bütün eşyaları sahiplerine geri verirler. Bir sürü eşkıya Seyyid Abdülkâdir Geylâni hazretlerinin önünde tövbe eder. Kendisi de tekrar yoluna devam ederek Bağdat’a varır.



Kalp deniz, dil kıyıdır.

Denizde ne varsa kıyıya o vurur.

Mevlana


Dilin Afetleri

– Yalan söylemek

-  Yalan yere şahitlik etmek

-  Yalan yere yemin etmek

-   İftira atmak

-  Gıybet, dedikodu yapmak

-  Küfür etmek, kötü ve çirkin sözler söylemek, 

-  Boş sözler konuşmak, zanda bulunma



Çiğneyerek Kullan

Fadime nine bir gün eczaneye giderek eczacıya şöyle der:

- Uşağım paa pel ağrısi için ilaç verir misun?

- Tamam Fadime nine. Bu hapları sabah akşam günde iki kez çiğne.

Bir hafta sonra Fadime nine eczaneye gelir:

- Ula uşağım paa ne biçum ilaç verdun. Pelime hiçbir faydasi olmadi, 

pi de üstüne üstlük çiğnemekten pacaklarim kopti.”



DİLİN GÖREVİ 

Allah’ı tespih etmek,   • Kuran okumak,

Nasihat etmek,     •İnsanlara iyiliği emredip kötülüklerden sakındırmak,

Boş sözlere alet olmamak,   •İlim öğrenmek,

İnsanlarla iletişim sağlamak,   •Düzgün konuşmaktır.


 “Haklı bile olsa çekişip didişmeyen kimseye cennetin kenarında bir köşk verileceğine ben kefilim. Şakadan bile olsa yalan söylemeyen kimseye cennetin ortasında bir köşk verileceğine kefilim.  İyi huylu kimseye de cennetin en yüksek yerinde bir köşk verileceğine kefilim.”  Hadis


“Allah’a ve ahiret gününe inanan kimse ya hayır koşuşsun ya da sussun.”   Hadis