Burhan Çocuk Temmuz 2016

e-Posta Yazdır PDF

Kıssadan Hisse

En iyi buğday yarışmasında üst üste iki yıl büyük ödülü kazanan çiftçi ile röportaj yapmaya gelen gazeteciler, kendisine ilk olarak “İyi buğday yetiştirmenin en büyük sırrı nedir?” sorusunu sordular.

Çiftçi onlara tebessüm ederek şu şaşırtıcı cevabı verdi:

“Sahip olduğum iyi cins buğday tohumlarını, komşularımla paylaşmak.”

Gazeteciler bu cevaba hem çok şaşırdılar, hem de bir anlam veremediler.

  “Nasıl yani? Siz bu yarışmada rakibiniz olacak öteki çiftçilere kendi İyi tohumlarınızı mı veriyorsunuz?” diye hayretle sordu bir muhabir.

  Çiftçi kendinden emin bir şekilde: “Evet, aynen öyle evlat!” diye cevap verdi. 

“Peki, neden?” dedi bir başka gazeteci, merakı iyice artmış olarak.

“Çok basit bir sebebi var.” dedi çiftçi ve gazetecilerin meraklı bakışları altında anlatmaya başladı:

“Rüzgâr olgunlaşmakta olan buğday polenlerini alır ve bir tarladan ötekine taşır. Eğer komşularım kötü buğday yetiştirirlerse, onların tarlalarından gelen kötü polenler benim ürünümü de etkiler. Böylece buğdayımın kalitesi düşer. İşte bu yüzden, ben iyi buğday yetiştirmek istiyorsam, komşularıma yardım etmeliyim. Doğanın kanunu böyle!”


Hisse,

Doğanın bu kanunu insani ve arkadaşlık ilişkilerinde de geçerli değil mi? Atalarımızın, “Arkadaşını söyle sana kim olduğunu söyleyeyim.”  sözü bu durumu en güzel şekilde açıklamaktadır. 

Buradan anlıyoruz ki nasıl bir toplumda yaşamak istiyorsan çevrene öyle davran, böyle davrandığında çevrenin ve kendinin ne kadar geliştiğini göreceksin. Unutma kaliteli bir çevrede kaliteli kişilikler gelişir. 

Büyüklerine saygı küçüklerine sevgi gösterilmesini mi istiyorsun? Küçüklerini sev, büyüklerine saygı göster. Bu güzel davranışı çevrene yaymaya çalış. Sonuçta senin hedeflediğin çevre oluşacaktır.

Başarılı birey mi olmak istiyorsun. Çalışmayı sev, zorluklardan yılma, başka arkadaşlarının olumsuzluklarından etkilenme, sen arkadaşlarını olumlu etkilemeye çalış, bilgini paylaş. Sonuçta hedeflediğin başarıya ulaşacaksın.

Merhamet et ki merhamet göresin; saygı göster ki saygı göresin. Hedeflediğin güzelliklerin yaygınlaşması için çevreni etkilemelisin. 




Osmanlı’da Ramazan Gelenekleri


Osmanlı da ramazan adetlerinden biri: “Az yiyen melek, çok yiyen helak olur”, “ az yiyen her gün yer, çok yiyen bir gün yer.” gibi vurgulu sözleri hat sanatçılarına yazdırıp yemek odalarına astırmalarıydı. İftar sofralarında bunu görenler yemede ölçüyü kaçırmaz, doymadan sofradan kalkmayı bilir ve Peygamber Efendimizin (sav) sünnetini de yerine getirmiş olurdu.


Osmanlı da bir başka adet ise ramazan günlerinde zenginler; hiç tanımadıkları bölgelerdeki bakkal, manav vb. dükkanlarına gider, onlardan veresiye defterini çıkarmalarını isterdi. Baştan, sondan ve ortadan rastgele sayfaların hesabını yaptırıp parasını verir; “Silin borçlarını, Allah kabul etsin.” der, çeker giderdi. Borcu ödenen, borcunu ödeyenin kim olduğunu; borcu sildiren, kimi borçtan kurtardığını bilmezdi.




BİLMECELER
1- İnsanların en çok bakakaldığı yer neresidir? 
2- Limon ne zaman SIKILIR? 
3- Öğretmenler ne zaman güneş gözlüğü takarlar? 
4- En çok hap nerede satılır?   
5- Adamın biri baltası ile ormana gidiyormuş. Derin bir çukura düşmüş. Orada üç gün, üç gece kalmış, orada ne yemiş?


Tekrar deneyin
Temel ile Dursun promosyonlu meşrubat alırlar. 
Meşrubatı açan Temel hemen kapağa bakar:
 - “Tekrar deneyin.” Kapağı kapatıp yeniden açar ve okur:
 - “Tekrar deneyin. ... ... ...” En sonunda sinirlenen Temel:
 - “Ula Tursun. Ha punlar pizi kandıriy! İki saattir deneyrum hala pi şey çıkmadi.”