Burhan Çocuk Haziran 2016

e-Posta Yazdır PDF

Hoş Geldin Ya Şehri Ramazan


Recep ve Şaban ayını mübarek kılıp bizi ramazan ayına ulaştıran rabbimize hamd olsun. Bu yazımızda sizinle ramazan ayıyla ilgili terimlerin anlamını inceleyelim. 

Ramazan: Hicri takvimin dokuzuncu ayıdır. “Ramazan-ı Şerif” veya “Oruç Ayı” da denilir.

Oruç: İslâm’ın beş şartından dördüncüsü ve beden ile yapılan büyük bir ibadetin adıdır.  İbadet amacıyla imsâktan başlayarak güneşin batışına kadar yemekten, içmekten uzak durmaktır.

Sahur: Oruç tutmak için gece, “imsak” vaktine kadar yenen yemektir. 

İmsâk: orucun başlama vakti demektir.

İftâr: Güneşin batışından (akşam namazı vakti girdikten) sonra orucu açmaktır.

İftar Duası: Peygamberimizin iftar yaptığı dualardan biri şöyledir:

“Allah’ım, senin için oruç tuttum. Sana inandım. Sana güvendim. Senin verdiğini yiyeceklerle orucumu açıyorum. Verdiğin nimetlere şükürler olsun.”

Teravih namazı: Teravih namazı, ramazan gecelerinde yatsı namazından sonra kılınan sünnet bir namazdır.

Mukabele: Mukabele karşılıklı okuma anlamına gelir. Bir kimsenin Kur’an’ı ezberden veya Kur’an’dan yüksek sesle okuması ve onu dinleyen topluluğun da sessizce Kur’an’dan takip etmesine “mukabele” denir.      

Hz. Muhammed’e 610 yılında ilk vahyin gelişiyle başlayan Kur’an’ın indiriliş süreci, 632 yılına kadar, yaklaşık yirmi üç yıl devam etmiştir. Peygamberimizle Cebrail (a.s) her yıl ramazan ayında bir araya gelerek, o güne kadar indirilen Kur’an ayetlerini karşılıklı olarak okurlardı. Önce Cebrail (a.s) okur Peygamberimiz dinlerdi. Daha sonra da Peygamberimiz okur, Cebrail (a.s) dinlerdi.

Bu durum Peygamberimizin vefat ettiği yıl 632 de iki kez tekrarlanmıştır. Peygamberimizin bu davranışını kendilerine örnek alan Müslümanlar, bunu dini bir gelenek olarak günümüze kadar sürdürmüşlerdir. Her gün Kur’an’dan yirmi sayfa okunur. Ramazan ayının sonuna gelindiğin de ise Kur’an’ı Kerim baştan sona bir kez okunmuş olur buna da “hatim” denir. 

Fitre: Ramazan ayında Müslümanların yerine getirmeleri gereken ibadetlerden biri de fıtır sadakasıdır. Halk arasında buna “fitre” denir. Zekâttan ayrı olarak, zengin sayılan her müslüman yılda bir kez muhtaç kimselere “fitre” verir. Bunda belli bir yaşa gelmiş olma şartı aranmaz. Bir ailedeki bütün bireylerin fıtır sadakasını büyüklerinden biri verebilir.  

 Hadis-i şerifte Peygamber Efendimiz (s.a.v): “Cennette reyyan adında bir kapı vardır ki, kıyamet gününde buradan sadece oruç tutanlar cennete gireceklerdir.” buyurmuştur. Efendimizin bu müjdesine erişebilmek için ramazan ayının kıymetini bilerek değerlendirmemiz gerekir..

Ramazan, gündüzleri orucuyla, akşamları iftarıyla, yatsı vakti teravih namazıyla ve sahuruyla rahmetin sağanak sağanak yağdığı bir rahmet ayıdır. Bu rahmet fırsatı bir daha ömrü olana on bir ay sonra gelecektir. O kadar ömrümüz olacak mı bilemeyiz. Dolayısıyla şimdiki fırsatı gaflete düşmeden iyi değerlendirelim.

  O kadar rahmetli bir ay ki peygamber Efendimiz (s.av) üç aylara girince “ Allah’ım receb ve şaban’ı bize mübarek kıl ve bizi ramazan’a ulaştır.” diye rabbimize dua edermiş. Efendimizin bile ulaşmak istediği bu ayı en iyi şekilde değerlendirmek için planlarımızı yapalım. Mesela mutlaka bir hatim okuyalım. Teravih namazlarımızı camide kılalım. Orucumuzu gücümüz yettiğince tutalım. Vakit namazlarımızı cemaatle kılmaya özen gösterelim. Bu ramazan şuana kadar yapamadığımız iyilikler konusunda bir başlangıç, yaptıklarımızı da artırmakta bir dönüm noktası, başlangıç olsun.  


Bunları Biliyor Muydunuz?


   Osmanlıda;

1- Evlerin duvarlarına ‘Ya Malikül Mülk’ yazıldığını, ‘Ey Allah’ım bütün mülk senindir. Ben kapının bir kölesiyim, her şey senden; benim aslında hiçbir şeyim yok’ manasına geldiğini,


2- Kapı tokmağında ‘Ya Fettah’ yazıldığını. Bu bütün kapalı kapıları açan ve sıkıntıları gideren anlamına geldiğini. Akşam eve sıkıntılı gelen bir babayı kapıda bu yazıyı okuyunca belki de biraz rahatlatıp ve sıkıntılarını giderilebildiğini,  


3- Osmanlı insanları, kurduğu vakıflarla sadece insanları değil, hayvanları da düşündüğünü. Kuşlar için kurulan vakıflar özel izlenimler sonucunda oluşturulup. Uçuş rotalarında yaralanıp düşmeleri halinde onların tedavisini yaparak sürüsüne yetiştirmek üzere çalışmalar yapan “Göçmen Kuşlar Vakfı”, kışın kar ve buzdan yerlerde yiyecek bulamayan kuşların ölmemesi için buz ve kar üzerine yiyecek bırakan “Darı Vakfı” gibi vakıflar kurulduğunu,


4- Eve misafir geldiği zaman ev sahibi onların ayakkabılarının burunlarını dışarıya doğru değil de içeriye doğru baktırdığını, böyle yapmakla “biz sizin misafirliğinizden çok hoşnut kaldık, evimizi yeniden şereflendirmenizi bekleriz” anlamına geldiğini,


5- Evde çocuklar dahil kimse ayakta yemek yemediğini, önce eller yıkanır, sofraya birlikte oturulur, evin en büyüğü başlamadan yemeğe kimse başlamadığını, büyükanne veya büyükbaba yemeğe başlarken herkesin hatırlaması için besmeleyi yüksek sesle çektiğini, sofradan kalkılırken “hayırların fethi, şerlerin def’i için Fâtiha Suresi okunduğunu biliyor muydunuz?


İyilik Yap Denize At


Temel ile Dursun sahil kenarında yürüyorlarmış.

Birden denizden imdat sesleri duyulmaya başlamış, bakmışlar adamın biri boğuluyor. Hemen denize atlayıp  kurtarmışlar ve kenara getirmişler. Temel sonra birden adamı tutup tekrar denize atmış. 

Dursun şaşırıp sormuş; “Uy ne yaptın da?..”

 Temel; “Eee dedemin lafidur iyilik yap denize at...”