Burhan Çocuk Mayıs 2016

e-Posta Yazdır PDF

Namazda Huşu


İbadetlerin özü huşudur. Huşu ile yapılmayan ibadet gerçek amacına ulaşmamış olur. Huşu; Allah’ın huzurunda olduğumuzu, yalnızca O’nu düşünmemiz gerektiğini, biz O’nu görmesek de Allah’ın (c.c) bizi gördüğünü hissetmektir.

Peygamber Efendimiz (s.av): “Kim güzelce abdest alır, rükûları ve secdeleri tam yaparak huşu ile vaktinde namazını kılarsa, o namaz bembeyaz, parıl parıl bir şekilde göğe yükselir ve sahibine şöyle der:

“Sen beni nasıl geciktirmedin, vaktinde kılarak korudun ise Allah da seni korusun.”


Kim ki güzel abdest almaz, rükûları ve secdelerini huşu ile yapıp, vaktinde namazını eda etmezse, onun namazı da simsiyah zifiri karanlık halinde göğe çıkarak sahibine şöyle der:

“Sen beni zayi ettiğin gibi Allah da seni zayi etsin!”


Hz. Ali: “Huşu olmayan namazda, lüzumsuz şeylerden kaçınılmayan oruçta, tertile ( Kur’ân-ı kerîmi tecvîdle yâni usûl ve kâidelerine uyarak, açık açık, tâne tâne, harfleri ve kelimeleri birbirinden ayırarak okuma.) riayet edilmeden yapılan kıraatte, günahlardan sakındırmayan amelde, cömertlik bulunmayan malda, sıkı bağlılık bulunmayan kardeşlikte, ihlas olmayan duada hayır yoktur.” demiştir.

Hadisi şeriflerden ve Hz. Ali’nin sözünden anlaşılacağı üzere huşu ile yapılmayan ibadette hayır yoktur.


Namazda huşuyu artırabilmek için; namaz kılarken Allah’ın huzurunda olduğunu düşünmeli, Kur’an’ı hüzünlenerek manasını düşünerek okumalı, namazın mü’minlerin miracı olduğunu düşünmeli, namaz kılarken o namazın son namazımız olduğunu düşünmeli, namazda yapılan hareketlerin manasını düşünmeli, namaz dışındaki vakitleri de hayır-hasenatla geçirmeye gayret etmeli.



Namazda ayakta iken secde yerine, rükûda iken ayaklara, secdede iken burun ucuna, otururken iki elleri arasına bakmalıdır. Bu söylenilen yerlere bakıp ta gözler etrafa kaymazsa, namazda hûşu hali hasıl olabilir.





Bak Dostum 
Cahil ile dost olma: İlim bilmez, irfan bilmez, söz bilmez; üzülürsün.
Saygısızla dost olma: Usul bilmez, adap bilmez, sınır bilmez; üzülürsün.
Aç gözlü ile dost olma: İkram bilmez, kural bilmez, doymak bilmez; üzülürsün,
Görgüsüzle dost olma: Yol bilmez, yordam bilmez, kural bilmez; üzülürsün.
Kibirliyle dost olma: Hal bilmez, ahval bilmez, gönül bilmez; üzülürsün.
Ukalayla dost olma: Çok konuşur, boş konuşur, kem (kötü) konuşur; üzülürsün.
Namertle dost olma: Mertlik bilmez, yürek bilmez, dost bilmez; üzülürsün.
— İlim bil, irfan bil, söz bil.
— İkram bil, kural bil, doyum bil.
— Usul bil, adap bil, sınır bil.
— Yol bil, yordam bil.
— Hal bil, ahval bil, gönül bil.
— Çok konuşma, boş konuşma, kem konuşma.
— Mert ol, yürekli ol.
— Kimsenin umudunu kırma.
Sen seni bil; ömrünce bu yeter sana.
Şeyh Edebali




Bunları Biliyor muydunuz? 

Osmanlı döneminde,
Pencerenin önünde sarı çiçek varsa ‘ Bu evde hasta var. Evin önünde hatta bu sokakta gürültü yapma anlamına gelirdi.
Pencerenin önünde kırmızı çiçek varsa ‘ Bu evde gelinlik çağına gelmiş, bekar kız var. Evin önünden geçerken konuşmalarına dikkat et ve küfür etme.’ anlamına geliyordu.
Kız istemeye gelindiğinde damat adayının namaz kılıp kılmadığını anlamak için pantolonunun “diz izine” ‘ bakılırdı.
Kahvenin yanında su gelirdi; şayet misafir toksa önce kahveyi alır, açsa suyu alırdı. Ona göre ya yemek sofrası hazırlanır ya meyve ikram edilirdi.
Kapıların üstünde iki tokmak olurdu. Biri kalın, biri ince. Gelen bayansa kapıyı ince tokmakla vurur, evin hanımı kapıyı ev haliyle bile açardı. Erkekse kalın tokmakla kapıyı vururdu. Evin hanımı kapıyı ya örtünüp açar ya da bi mahremi ( kocası vs. ) açardı.




‘U’ Harfi 
Karadenizlinin biri vapur acentasına gider : 
- Biz vapuru kaçirduk, baska vapur bulur misunuz?
-Kaç kisisiniz? 
-Yediyuz
Acenta yetkilisi bu kadar müşteriyi kaçırmamak için hemen yeni bir vapur ister. Vapur geldiğinde Karadenizli ve arkadaşları rıhtımda toplanmışlardı. Ama nedense fazla kalabalık değillerdi. 
Görevli sordu:
-Hani yedi yüz kişiydiniz?
-Doğridur, işte pir, içi, uç, dort, peş, alti, yedi. Toplam yediyuz daa.
Çok sinirlenen acente yetkilisi Karadenizliyi bir güzel döver: 
- “Eğer, bir daha “i” yerine “u” dersen, canına okurum.” der. 
Aynı Karadenizli birkaç gün sonra bir bakkala gider. 
- “ Bana bir mim verir misin?” der. 
Bakkal anlayamaz tabii, birkaç kez tekrar ettirir, sonra eliyle göstermesini ister. Karadenizlinin
işaretine bakınca:
- “Yooo, o mim değil, onun adı mumdur.” der. 
- Karadenizli: “ Olsun, mim demek, dayak yemekten iyidir.” der.