Burhan Çocuk Şubat 2016

e-Posta Yazdır PDF

Hz. İbrahim ve Yakmayan Ateş


Çok eski zamanlarda, bir kasabada Azer isminde bir adam yaşıyordu. Adamın bütün işi taştan, tahtadan heykeller, putlar yapıp satmaktı.

Bu kasabada putların saklandığı büyük bir ev vardı. Kasabada oturanlar buradaki putlara taparlar, önlerinde eğilirlerdi. Azer de bu putlara inanırdı.

Azer, Hz. İbrahim peygamberin babasıydı. Hz. İbrahim, insanların putların önünde eğilmesine çok şaşıyordu. Çünkü putlar taştan, tahtadan, konuşmayan cansız varlıklardı. Üstlerine konan sinekleri bile kovalamayan bu taş yığınlarından insanlara ne fayda ne de zarar gelebilirdi.

Hz. İbrahim kendi kendine: - Neden insanlar bu cansız putlara taparlar ki, diyordu. Bunları düşünürken babasının düşüncelerini de soruyordu:

- Baba, neden bu putlara tapıyorsunuz? Onlar konuşmuyorlar ki, neden onlara yiyecek veriyorsunuz? Neden onları tanrı ediniyorsunuz?

Oğlunun bu konuşmaları Azer’i kızdırmıştı. Bu kızgınlıkla onu evlatlıktan reddetti ve evinden kovdu.

Bunun üzerine Hz. İbrahim, öteki insanlarla da aynı konuları konuşmaya başladı. Ama onlar da öfkelendiler. 

Hz. İbrahim onların yokluğunda bir gün bu putları kırarak bir ders vermeyi planlamıştı. Bunu yapmakta putların acizliğini ispatlayacaktı. Bir bayram gününde herkes kırlara, pikniğe giderken Hz. İbrahim’i de çağırdılar. Fakat O: - Ben biraz rahatsızım, dedi ve gitmedi.

Herkes ortalıktan çekilince Hz. İbrahim hemen puthaneye koştu. Onlara şöyle bağırdı:

- Ne yapıyorsunuz? Hadi işte yiyecekler, içecekler. Neden yemiyorsunuz?

Hz. İbrahim eline bir balta aldı, en büyük put hariç bütün putları kırdı. En büyüğünü özellikle bırakmıştı. Sonra baltayı onun boynuna astı ve oradan ayrıldı.

Bayram festivali dönüşünde halk tapınağa geldi. Bir de ne görsünler, bütün putlar kırılmış, büyük putun boynunda da bir balta asılı.

Hz. İbrahim’in putlarını kötülediğini bildiklerinden hemen onu yakaladılar.

- Bizim ilahlarımızı sen mi kırdın? - Hayır, dedi İbrahim. Ben yapmadım, bakın işte bu büyük put kırmış onları.

Hz. İbrahim’in cevabı üzerine: - Biliyorsun ki heykeller konuşmaz?

- Eee, o zaman neden bunlara tapıyorsunuz? Hiç kimse cevap veremedi, susup kaldılar.

 Hz. İbrahim’in yaşadığı yeri yöneten kral ise, Nemrut adında çok zalim bir kişiydi. İbrahim’in putlara karşı savaş açtığını ve insanları tek Allah’a inanmaya çağırdığını duyunca çok kızdı ve hemen Hz. İbrahim’i çağırttı. İbrahim, Kral’ın karşısına çıktı ama yüreğinde hiçbir korku yoktu.

Nemrut sordu: - İbrahim senin Rabbin kim?  – Allah (c.c) - Allah da kim? 

- O hayat veren ve hayatı bizden alandır. - Ama, ben de bunu yapmıyor muyum?, dedi kral.

Ve bunu söyledikten sonra iki mahkum çağırttı. Birini öldürdü, birini de serbest bıraktı. Sonra da İbrahim’e: - Bak işte, birine hayat verdim, birinin canını aldım, dedi.

Bu Kral’ın hilesini anladı Hz. İbrahim, dedi ki:

- Ey Kral, Allah (c.c) güneşi doğudan doğuruyor. Sen de batıdan güneşi doğdur da göreyim!

Kral bu cevap karşısında donup kalmıştı:- Sana öyle bir ceza vereceğim ki, acı içinde öleceksin, dedi.

Büyük bir ateş hazırlattı ve o ateşin içine Hz. İbrahim’i attırdı. Fakat Allah bütün inananları koruduğu gibi Hz. İbrahim’i de korudu.

O yakıcı ateş; Hz. İbrahim’e güllerle, çiçeklerle döşenmiş bir bahçe oldu. Herkes bu büyük mucizeyi hayretler içinde gördü. Hz. İbrahim, kendisine bunca kötülüğü yapan bu yerde daha fazla durmanın gereksiz olduğunu düşündü ve Allah’tan (c.c) gelen bir emirle oradan ayrıldı. Başka ülkelerdeki insanları Allah’a çağırmaya devam etti.




Tadil-i Erkân


Tadil-i erkân, namazın her bir rüknünü yerli yerinde ve peygamberimizin öğrettiği şekilde yapmaktır. Tadil-i erkân şu şekilde yerine getirilir: 


- Ayakta dimdik durmak, sağa ve sola meyletmemek,

- Rükûda sırt ve baş düz olacak şekilde eğilip en az üç defa sübhâne Rabbiye’l-azîm diyecek kadar beklemek,


- Rükûdan doğrulup secdeye varmadan önce Sübhâne Rabbiye’l-azîm diyecek kadar ayakta kalmak,

- Secdede en az üç defa Sübhâne Rabbiye’l-a’lâ diyecek kadar kalmak,

- İki secde arasında Sübhâne Rabbiye’l-a’lâ diyecek kadar beklemek.

Mazeretsiz tadil-i erkâna uyulmaması halinde namazın iadesi gerekir. Peygamber Efendimiz (s.a.v) tadil-i erkâna uymadan namaz kılan bir sahabîye namazı yeniden kıldırmıştır.


Cemal’in Karnesi


Temel’ in oğlu Cemal, karnesini alıp babasına getirmiş. Temel karneyi alıp incelemeye başlamış, bakmış ki sol taraftaki Matematik, Tarih, Fizik, Biyoloji ders notlarının hepsi zayıf. 


Karnenin bir de sağ tarafına bakmış ki, Arkadaşları ile ilişkileri 5, Temizlik 5, Ağız ve diş sağlığı 5… Bunu gören Temel karısı Fadime’ ye dönerek,


– Fadime görey misun, şu öğretmene bak. Benim öğrettiklerimin hepsi 5, onun öğrettiklerinin hepsi zayıf.