Burhan Çocuk Aralık 2015

e-Posta Yazdır PDF

Bir Kelebeğin Dersi


Bir gün, kozada küçük bir delik belirdi; bir adam oturup kelebeğin saatler boyunca bedenini bu küçük delikten çıkarmak için harcadığı çabayı izledi. 

Ardından sanki ilerlemek için çaba harcamaktan vazgeçmiş gibi geldi ona. Sanki elinden gelen her şeyi yapmış ve artık yapabileceği bir şey kalmamış gibiydi. 

Böylece adam, kelebeğe yardım etmeye karar verdi; eline küçük bir çakı alıp kozadaki deliği büyütmeye başladı.

Bunun üzerine kelebek kolayca kozasından çıkıverdi. Fakat bedeni kuru ve küçücük kanatları buruş buruştu. 

Adam izlemeye devam etti çünkü her an kelebeğin kanatlarının açılıp genişleyeceğini ve bedenini taşıyacak kadar güçleneceğini umuyordu.

Ama bunlardan hiçbiri olmadı! Kelebek hayatının geri kalanını kurumuş bir beden ve buruşmuş kanatlarla yerde sürünerek geçirdi.

Ne kadar denese de asla uçamadı.

Adamın iyi niyeti ve yardım severliği ile anlayamadığı şey: Kozanın kısıtlayıcılığının ve buna karşılık kelebeğin daracık bir delikten çıkmak için göstermesi gereken çabanın, Yüce Yaratıcı’nın kelebeğin bedenindeki sıvıyı onun kanatlarına göndermek ve bu sayede kozanın kısıtlayıcılığından kurtulduğu anda uçmasını sağlamak için seçtiği yoldu.

Bazen yaşamda tam olarak ihtiyaç duyduğumuz şey çabalardır. Eğer Yüce Yaratıcı, yaşamda herhangi bir çaba olmadan ilerlemenize izin verseydi o zaman, bir anlamda, sakat kalırdık. O zaman olabileceğimiz kadar güçlenemezdik. Asla uçamazdık.

Öyleyse güçlükler hiçbir zaman bizleri yıldırmamalı. Her güçlükten sonra güç kazandığımızın farkına varmalıyız.

“Güçlü olmak istedim. Yüce Yaratıcı beni güçlendirmek için zorluklar yolladı. Bilgelik istedim. Yüce Yaratıcı bana çözmem için sorunlar yolladı. Başarı istedim. Yüce Yaratıcı bana çalışmam için zekâ ve kas gücü verdi. Cesaret istedim. Yüce Yaratıcı bana üstesinden gelmem gereken sorunlar verdi. 

Sevgi istedim. Yüce Yaratıcı bana yardımcı olmam için sorunlu insanlar yolladı. 

İyilik istedim. Yüce Yaratıcı bana fırsatlar yolladı. İstediğim hiçbir şeyi elde edemedim belki fakat ihtiyaç duyduğum her şeyi elde ettim.”

Yaşamınızı korkusuzca yaşayın, zorlukların tümüne göğüs gerin ve onların üstesinden gelebileceğinizi açıkça gösterin. Hayata bir de bu açıdan baktığınızda hayatın bir imtihan olduğunu bu imtihanların ilahi hikmetleri olduğunu fark ederiz. Sonunda hepsinin Rabbimizden geldiğini bilir, Yunus Emre’nin diliyle:  


“Hoştur bana senden gelen 

Ya hilat-ü yahut kefen, 

Ya taze gül, yahut diken.. 

Kahrında hoş lütfun da hoş.” der, her halimizle mutlu olur, Rabbimize şükrederiz.



Kavak Ağacı ile Kabak


Ulu bir kavak ağacının yanında bir kabak filizi boy göstermiş. Bahar ilerledikçe bitki kavak ağacına sarılarak yükselmeye başlamış. Yağmurların ve güneşin etkisiyle müthiş bir hızla büyümüş ve neredeyse kavak ağacı ile aynı boya gelmiş. Bir gün dayanamayıp sormuş kavağa: 

-Sen kaç ayda bu hale geldin ağaç?

-On yılda, demiş kavak.

On yılda mı,  diye gülmüş ve çiçeklerini sallamış kabak.

-Ben neredeyse iki ayda seninle aynı boya geldim bak!

-Doğru, demiş kavak.


Günler günleri kovalamış ve sonbaharın ilk rüzgârları başladığında kabak üşümeye sonra yapraklarını düşürmeye, soğuklar arttıkça da aşağıya doğru inmeye başlamış. Sormuş endişeyle kavağa:

-Neler oluyor bana ağaç?

-Ölüyorsun, daemiş kavak.

-Niçin?

-Benim on yılda geldiğim yere, iki ayda gelmeye çalıştığın için.

Kalıcı başarılar, sağlam temellere dayanmaktadır. Gelecekte kalıcı başarı sağlamak için bilgi ve birikimli olmak gerekir.




Eğer Padişah Verseydi


Sultan Mahmut, yolda gördüğü bir çocuğa bir altın vermiş çocuk almamış. Sultan, büyük bir merakla bunun sebebini sorduğunda çocuk:

- Sultanım! Annem ve babam bu altını gördüklerinde “Onu mutlaka çaldın” diyerek bana kızarlar.

Sultan Mahmut: 

- O zaman kolayı var, diye yol göstermiş. “Bunu bana padişah verdi.” dersin.

Çocuk:

- Hele o zaman hiç inanmazlar, diye atılmış.

“Eğer padişah verseydi, bu kadar az vermezdi.” derler.

Sultan Mahmut, çocuğun bu inanılmaz zekâsını bir kese altınla ödüllendirir.