Burhan Çocuk Eylül 2015

e-Posta Yazdır PDF

Başarı Testi


Kazanan: Ağlamak yerine ÇALIŞIR. 

Kaybeden: Çalışmak yerine AĞLAR. 


Kazanan: KAFASINI çalıştırır. 

Kaybeden: ÇENESİNİ çalıştırır 


Kazanan: Her sorunda bir ÇÖZÜM görür. 

Kaybeden: Her çözümde bir SORUN görür. 


Kazanan: Her zaman ÇÖZÜMÜN bir parçasıdır. 

Kaybeden: Her zaman SORUNUN bir parçasıdır. 


Kazanan: Her zaman bir PROGRAMI vardır.                 

Kaybeden: Her zaman bir MAZERETİ vardır.                   

Kazanan: “Uzak ama yolu biliyorum” der. 

Kaybeden: “Yakın ama yolu bilmiyorum” der. 


Kazanan: “Zor ama mümkün” der. 

Kaybeden: “Mümkün ama zor” der. 


Kazanan: Konuşmak yerine YAPAR. 

Kaybeden : Yapmak yerine KONUŞUR. 


Kazanan: Yaparım birşey öğrenirim der.

Kaybeden: Zaten sonuç alamam kendimi zorlamanın anlamı yok.

Şimdi kendinizi test edin, kazananlardan mısınız kaybedenlerden mi?




Borç

Nasrettin Hoca, pazarda zeytin satarken iki üç sokak ileride oturan bir komşusu gelir.

- Zeytin iyi mi, diye sorar. 

Hoca: - Tadına bak. Öyle al, der.

- Ben oruçluyum. 

Hoca: -Madem oruçlusun zeytini al parasını sonra verirsin, der 

Hocanın birdenbire aklına düşer, Ramazan değilmiş.

Hoca: - Tuttuğun oruç ne orucu ki, diye sorar.

- Üç sene önceden borcum vardı da onları tutuyorum, der komşusu.

Hoca tam zeytinleri verecekken vazgeçer.

Komşusu: Biraz önce al git, dedin ne oldu da vazgeçtin Hoca?

Hoca:  Allah’a olan borcunu üç senede veriyorsan bizim borcu ne zaman getirirsin kim bilir. 




Mevlana’dan Öğütler


Paranı ver, gönlünü ver, canını ver ama sırrını verme!

Günlerini say, kazancını say, büyüklerini say ama yerinde sayma!

İşini beğen, aşını beğen, eşini beğen ama kendini beğenme!

Emek ver, kulak ver, bilgi ver ama sakın boş verme!

Fidan büyüt, çocuk eğit, yoksul besle ama kin besleme!

Davet et, hayret et, ülfet et, affet ama ihanet etme!

Kitap oku, meslek oku, dünyayı oku ama lanet okuma!

Elini aç, gözünü aç, kapını aç ama ağzını açma!

Gönül al, dost al, yoldaş al ama beddua alma!

Hedefe koş, yardıma koş ama ortak koşma!

Doğrul, devril ama eğrilme!

Cömertlikte ve yardım etmede akarsu gibi ol.

Şefkat ve merhamette güneş gibi ol.

Başkalarının kusurunu örtmede gece gibi ol.

Hiddet ve asabiyette ölü gibi ol.

Tevazu ve alçak gönüllülükte toprak gibi ol.

Hoşgörülülükte deniz gibi ol.

Ya olduğun gibi görün ya göründüğün gibi ol.



Gerçek İhtiyaç


Günümüzde törenler, düğünler; anneler günü, babalar günü, sevgililer günü, doğum günleri gibi özel günler derken her ay en az birkaç gün alışveriş günü olarak belirlenmiştir. Reklamlardaki bilinçaltı mesajlarıyla insanlara ihtiyacı olmadığı ürünler bile ihtiyacı varmış gibi gösterilerek insanlar tüketime teşvik edilmektedir. Amaç çok yiyen, özentili çılgınca harcayan bir toplum oluşturmaktır. Böyle olunca da sektörün içindeki bir avuç azınlık, haksız yere gelirlerini arttırarak bayram ederken aile reisleri ev ihtiyaçlarını karşılayamamanın burukluğunu ve üzüntüsünü yaşamaktadır. 


Aile reisi, çocuklarına daha çok zaman ayırarak eğitimlerini sağlamak yerine ihtiyaçlarını karşılayabilmek için daha fazla zamanını işe ayırmak zorunda kalmaktadır. Tabi ki eski kıyafetler giyilmeli demiyorum ama her merasim için de yeni kıyafet alınmamalıdır. Yeniliğe değil, temiz ve düzenli olmaya daha çok dikkat edilmelidir.


Teknolojinin en küçük hali olan cep telefonu kullanım yaşı her geçen gün düşmektedir. Cep telefonu iletişim aracı olmaktan çıkıp eğlence aracı olmuştur. İhtiyacı olmadığı halde arkadaşında olduğu için veya interneti daha aktif kullanmak için ailesine telefon aldıran ve bir türlü model beğenmeyen sürekli telefonunu değiştiren çok kişiyle karşılaşmaktayız. Telefonu doğru kullananlara sözüm yok, onları tenzih ediyorum. Zaten bu kişiler de sürekli telefonunu değiştirmez, işini gören telefona kanaat ederler. Teknolojinin sonu yoktur ve en mükemmele ulaşmak mümkün değildir.  Peki, bunun çözümü ne?   


Öncelikle atalarımızın değimiyle: “Ayağını yorganına göre uzatmalı.” Aile gelirinin üzerinde harcama yapmamalı. Özenti olmadan ihtiyaçları belirlemeli. En büyük zenginlik kanaattir, düsturuyla olanla yetinilmelidir.


Hz. Ömer’in kıssası bizlere bu konuda örnek olmalı:  Hazreti Ömer’in halife olduğu dönemde bir bayram gününde herkes çocuklarına yeni elbiseler almışken Hazreti Ömer’in oğlunun elbisesi ise eskidir. Bu yüzden bayram günü çocuklar, eski elbiseli olan halifenin çocuğuyla alay etmeye başlar. Çocuk, ağlayarak babasının yanına gelir.


Halife, oğluna şefkatle bakar, Beyt-ül-mâl (Hazine) Eminini çağırır. Oğlunun ağlama sebebini anlattıktan sonra, gelecek ayın maaşından bir miktar avans vermesini ister. Beytül-mâl Emini:


-Yâ Emirel-mü’minin, yaşayacağınızı muhakkak biliyor musunuz ki, gelecek aya mahsuben benden para istiyorsunuz, der. 

Hazreti Ömer; Bunu Allahü teâlâdan başka kimse bilemez, buyurur.

-Ey Halife! Yaşayıp yaşamayacağınızı bilmedikten sonra borç almanız ne size yakışır, ne de bizim vermemiz makul olur. Öyle değil mi, der.


Hazreti Ömer, düşünür, tefekkür eder. Söylediğine pişman olur. Böyle bir memuru olduğu için Rabbine şükreder. Ona da hayır duâda bulunur.


Allahü teâlâ o anda çocuğun kalbine bir yumuşaklık verir. Babasının düştüğü müşkül durumu anlar ve hiç üzüntü duymadan neşe ile arkadaşlarının yanına döner.


Bizler de bu prensiplerle ihtiyaçlarımızı belirlersek daha doğru hareket etmiş olur, israfta bulunmamış oluruz.