Burhan Çocuk Ağustos 2015

e-Posta Yazdır PDF

Hayal Hırsızı

Bu öykü, çiftlikten çiftliğe, yarıştan yarışa koşarak atları terbiye etmeye çalışan gezgin bir at terbiyecisinin genç oğluna kadar uzanır. Babasının işi nedeniyle çocuğun ortaöğrenimi kesintilere uğramış. Ortaokul ikinci sınıftayken hocası, büyüdüğü zaman ne olmak ve yapmak istediği konusunda bir kompozisyon yazmasını ister.


Çocuk bütün gece oturup günün birinde at çiftliğine sahip olmayı hedeflediğini anlatan yedi sayfalık bir kompozisyon yazar. Hayalini en ince ayrıntılarıyla anlatır. Hatta hayalindeki 200 dönümlük çiftliğin krokisini bile çizer. Binaların, ahırların ve koşu yollarının yerlerini gösterir. Krokiye, 200 dönümlük arazinin üzerine oturacak 1000 metrekarelik evin ayrıntılı planını da ekler.


Ertesi gün hocasına sunduğu yedi sayfalık ödev, tam kalbinin sesidir. İki gün sonra ödevi geri alır. Kâğıdın üzerinde kırmızı kalemle yazılmış kocaman bir “0” (sıfır) ve “Dersten sonra beni gör.” notu vardır.  


Çocuk: “Neden ‘0’ (sıfır) aldım?” diye merakla hocasına sorar. 


Hocası: “Bu senin yaşında bir çocuk için gerçekçi olmayan bir hayaldir.” der,


“Paran yok. Gezginci bir aileden geliyorsun kaynağınız yok. At çiftliği kurmak büyük para gerektirir. Önce araziyi satın alman lazım. Damızlık hayvanlar da alman gerekir. Bunu başarman imkânsız” ve ekler: “Eğer ödevini gerçekçi hedefler belirledikten sonra yeniden yazarsan, o zaman notunu yeniden gözden geçiririm.”


Çocuk evine döner ve uzun uzun düşünür. Babasına danışır. Babası: “Oğlum, bu konuda kararını kendin vermelisin. Bu senin hayatın için oldukça önemli bir seçim!” der.


Çocuk bir hafta kadar düşündükten sonra ödevini hiçbir değişiklik yapmadan geri götürüp hocasına:

“Siz verdiğiniz notu değiştirmeyin, ben de hayallerimi…” der.


O, orta ikinci sınıf öğrencisi olan çocuk, bugün 200 dönümlük arazi üzerinde 1000 metrekarelik evinde oturuyor. Yıllar önce yazdığı ödev şöminenin üzerinde çerçevelenmiş olarak asılı duruyor.


Öykünün en can alıcı yanı ise: Aynı öğretmen, otuz öğrencisini bu çiftliğe kamp kurmaya getirir. Çiftlikten ayrılırken eski öğrencisine: “Bak” der, “Sana şimdi söyleyebilirim. Ben senin öğretmeninken, hayal hırsızıydım. O yıllarda öğrencilerimden pek çok hayal çaldım. Allah’tan ki sen, hayalinden vazgeçmeyecek kadar inatçıydın.”




Benim Kuzi


Bir inşaata amele alınacaktır. Elemanları kalfa Cemal’in seçmesi istenir. Adaylar kalabalıktır. Bu durumda Cemal sınav yapmaya karar verir.

- “Pize bir kişi lazımdur. Pu nedenle sizu imtihan edeceğum.” der.

Bir ara gözü Temel’e ilişir. Hemşehrisini işe almak ister. Önce Temeli sınava alır ve sorar.

- Hemşerum söyle baa bakalum sana üç kuzu verdum,  sonra 2 kuzu daha verdum kaç kuzu oldi?

Temel: 6 tane oldi. 

Cemal biraz bozulur ama çaktırmaz.

- “Tabi bu soru biraz zor oldu piraz taha kolayini sorayum.” der.

- Sana 2 kuzu verdum, sonra bir tane taha verdum kaç kuzi oldi ?

Temel: Dört kuzi oldi. 

Cemal sinirlenir, Ama hemşehrisini de işe almak ister.

- Peçi bir kuzi verdim, sonra bir kuzi taha verdum kaç etti ?

Temel: Üç etti. 

Cemal: Pir kuzi verdum, kaç kuzin oldi? 

Temel: İki tane. 

Cemal iyice sinirlenir: “ Ulan hemşeru teyup işe almak istedum, sen de ne cahil adamsun. Ula sağa pir kuzi vermişsem pir kuzin olur anladun mi?”

Temel: Olir mi, Penum evde bir kuzi de kendumin var.



Aksırınca (Hapşırma) Okunacak Dua

Hapşırma, insanların istem dışı, ağız ve burun yoluyla birden nefes vermesidir. Burundaki sinirler uyarıldığında bu istem dışı durum gerçekleşir. Hapşırınca normalden fazla miktarda kan beyne hücum edip beyin için yeterli oksijen ve glikozu temin eder. Aynı zamanda burundaki zararlı şeyler aksırmayla dışarı atıldığı için de vücutta bir rahatlama ve ferahlama meydana gelir. Uzmanlar hapşırmanın engellenmesini önermiyor. Çünkü vücutta gerçekleşen şiddetli bir durumun dışarı atılması gerekir. Bu duruma ters kuvvet uygulandığında vücutta değişik hasarlara yol açabilir.


Peygamber Efendimiz (a.v.s.) böyle mükemmel bir olaya şükür edilmesini tavsiye etmiştir. “Rasulullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki: “Allah hapşırmayı sever, esnemeden hoşlanmaz. Öyleyse sizden biri hapşırır ve Allah’a hamd ederse bunu işiten her Müslüman üzerine, “Yerhamukeallah” demesi haktır (bir vazifedir). Ancak esnemeye gelince, iste bu, şeytandandır. Biriniz namazda esneyecek olursa, imkân nisbetinde kendini tutsun ve ses çıkarmasın. Zira bu şeytandandır.”


Aksıran kimse “Elhamdülillah” (Allah’a hamd olsun) diyerek rabbine şükretmeli. Bu Hamdi duyan kişi de “Yerhamukeallah” (Allah sana merhamet etsin) demelidir. Hapşıran kişi tekrar yerhamukeallah diyen Müslüman kardeşine “Yehdina ve yehdikumullah” (Allah bize ve size hidayet versin.) demelidir.


Hapşırmadan sonra elhamdülillah demek sünnet, yerhamukeallah demek Müslüman kardeşimiz üzerine bir vazife ve haktır. Peygamberimiz (s.a.v) “Unutulmuş bir sünnetimi ihya edene ve yayana yüz şehit sevabı vardır.” buyurmuştur.  Günlük yaşantımızda ihmal edilen bu sünneti yaygınlaştıralım.