Burhan Çocuk Mayıs 2015

e-Posta Yazdır PDF

II. Mehmet’i Fatih Yapan Âlim

29 Mayıs’ta İstanbul’un Fethinin 562. yılını kutlayacağız. 29 Mayıs 1453’te İstanbul, Fatih Sultan Mehmet tarafından zorlu bir mücadele sonucunda fethedildi. Fetih, Osmanlı İmparatorluğunda kuruluş dönemini tamamlayıp yükselme dönemini başlatırken  dünya tarihi açısından ise Orta Çağ’ın sonu, Yeni Çağ’ın başlangıcı kabul edilmiştir. Bu şanlı fetihle ilgili bilgileri bu satırlara sığdırmak mümkün değil ancak fethin yıl dönümü münasebetiyle bu ay mutlaka bu konuyla ilgili bir kitap veya detaylı yazı okumanızı öneririm. 

Bu yazımızda Fatih’i fatih yapan hocası ve Fatih’in eğitimi hakkında bilgi vermek istiyorum. Fatih’in yetişmesinde Molla Hüsrev, Ahmet Paşa, Akşemsettin, Molla Gürani gibi birçok hocanın emeği olmuştur. Molla Gürani Hazretleri Fatih’in çocukluk döneminin en önemli eğitimcisidir. 

Molla Gürani, 1410 yılında doğmuş; küçük yaşta Kur’an-ı Kerimi ezberlemiş; bilgisini artırmak için Bağdat, Diyarbakır, Hınıs ve Hayfa gibi şehirlere gitmiştir. On yedi yaşında Şam’a giderek oradaki âlimlerden dersler almıştır. Kahire’de kıraat, tefsir, hadis ve fıkıh ilimlerini öğrenmiştir. Kahire ve Şam’da ders vermeye başlamış, tanınan ve sayılan bir âlim olmuştur.  

Fatih Sultan Mehmet’in babası II. Murat Han’ın hüküm sürdüğü yıllarda devrin âlimlerinden Molla Yegân hacca gitmiş. Dönüşünde Kahire’de Molla Gürani’yle tanışmıştır. 

Molla Gürani, genç ama heybetli bir âlimdir. Az konuşur, öz konuşur. İfadeleri sade ama sağlamdır. İnsanların zor kavrayacağı mevzulardan konuşur ama onu çocuklar bile anlar. Tek cümleye ciltleri sığdırır. Konuştuğunda cemaat nefesini tutar, saygıyla anlattıklarında hisse almaya çalışır.

Molla Yegân, Molla Gürani’yi İstanbul’a davet eder. Genç âlim bu daveti kabul eder. İstanbul’a varınca genç alimi Sultan II. Muratla tanıştırır: “İsmi Ahmet bin İsmail Efendi” der. “ Araplar’ın onu Molla Gürani diye tanıdıklarını da bildirir. Murat Han’ın bu âlime kanı kaynar. Önce Hüdavendigar Medresesine tayin eder, ardından Yıldırım Medreselerini de ona bağlar. 

Şehzade Mehmet (Fatih) çok zekidir ancak ele avuca sığmaz. Derslerini öğrenmekte zorlanmaz ama hiç ders çalışmaz. Hele ezberle işi olmaz. Çok hocada okur ama tamamını yıldırır.  Mehmet bir padişah oğludur ve kendisi istemedikçe kimse ona diz çöktüremez. Murat Han sıkıntının farkındadır. Bu haşarı Şehzadeyle uğraşmak, on medrese yönetmekten zor olmalıdır. “Acaba onu kim yola getirebilir?” diye düşünürken Molla Gürani’nin siması gözünde belirir ve bu görevi Molla Gürani’ye verir. 

Molla Gürani Manisa’ya vardığında, Şehzadeyi derse çağırır. Talebesine sıradan biri gibi davranır ve “Otur!” der; “Hayır oraya değil, şuraya!” O güne kadar emretmeye alışan Şehzade şaşırır. Belki de hayatında ilk kez diz çöker. Dersleri aksatmanın mümkün olmadığını anlar. Şehzade artık geceleri ödev yapmaya başlar ve ezberlerini aksatmaz. Daha doğrusu aksatamaz. Ama gün gelir, ilmin tadını alır. Eski haylazlıklarından utanır. Üç beş ay sonra bambaşka biri olur. 

Molla Gürani Hazretleri II. Mehmet’e Arapça ve Farsçayı öğretir. Bu diller yetmez der, Latince, Sırpça ve Rumca öğretir. Bu dilleri hem konuşur hem yazar.

Ardından, Şehzade’yi İtalyan asıllı Anconal Giriaco’ya yönlendirir, Avrupa tarihini okutturur. Dahası, aritmetiğe, geometriye, astronomiye zorlar. Hepsi bir yana ufkunu açar. İnanç aşılar. Eğer istenirse gemilerin karadan, kağnıların sudan yürüyebileceğine inandırır. Molla Gürani, bu yaramaz çocuğun ruhunu etkileyerek fatih olmasına en büyük katkıyı sağlamıştır.   

Bir ara Manisa’ya gelen Sultan II. Murat, oğlunu tanıyamaz. Fatih görünüşte çocuktur ama çok olgundur. Ufku geniştir. Hedefleri, ideâlleri vardır. İstanbul’un Fethi bunlardan biridir sadece. İşte belki de bu yüzden II. Murat hiç tereddüt etmeden tahtını on üç yaşındaki bu çocuğa bırakmıştır.

Molla Gürani Hazretleri’nin kabri, İstanbul suriçi’nde Millet Caddesi üzerinde. Fındıkzade otobüs duraklarının hemen arkasındaki Karamani Piri Mehmed Paşa Camii’yle karşı karşıyadır. Yolunuz düşerse o tarafa mutlaka kabrini ziyaret edip ruhuna bir Fatiha okumayı ihmal etmeyiniz.


Temelce

Temel dolmuşa binmiş. Arkadan bir kadın:

-Parayı uzatır mısınız demiş. Temel parayı çekiştirdikten sonra: 

-Bu para uzamıyiy başka para yok mi? demiş.


Sinyal Vermediniz

Temel, Cemal’e telefon eder, sekreter çıkar.

- Teleseçretere not pırakacaytum, der.

Sekreter: “Bana da bırakabilirsiniz.” der.

Temel uzun bir süre ses çıkarmayınca sekreter ne olduğunu sorar.

Temel: “ Haçan, sinyal vermedunuz daa.”




Fetih Ruhu

İnsanı ihtiyarlatan geride bıraktığı yılların çokluğu değil,

“ İDEAL” yokluğudur. 

Yıllar cildi buruşturur, fakat idealsizlik ruhu öldürür.

G. Ceneral Macarthur

İstanbul’un fethinden ve Fatih Sultan Mehmet’ten alınacak büyük dersler vardır. Fatih ve fetih ruhu iyi analiz edilmelidir. Fetih ruhunda en önemli unsur hedefi olan, hedefine kilitlenmiş, kararlı bir kişiliktir. “ Ya İstanbul beni alır ya ben İstanbul’u alırım.” ifadesinde bu kararlığı görmekteyiz. Fatih’in bir ideali vardı, o da İstanbul’u fethetmekti. Bu hedefine öylesine kilitlenmişti ki geceleri uyumuyor bu idealini gerçekleştirebilecek planlar yapıyordu. İstanbul’un fethiyle ilgili çalışmalar yaparken Fatih’i ortalarda göremeyen annesi odasına gitmiş, biricik oğlunun yerde kitaplarla kâğıtlarla meşgul olduğunu, yatağının da düzenli bir halde olduğunu görünce: “Ey oğul, sarayda senin yatağını serip toplayacak pek çok hizmetçi varken neden kendini yorarsın? bundan sonra bu işi sen yapma, birini çağır.” demiş. Fatih: “ Ana, ben o yatağa altı aydır girmedim ki!” ifadesi idealini gerçekleştirmek için yapmış olduğu fedakârlığı göstermektedir. 

İdeal varsa engel yoktur. İdeali olan ruh bahane üretmez, bahaneleri sığınacak liman olarak görmez. Fetih ruhunda işte bunu görüyoruz. Bizans’la savaşmanın olumsuzluklarını rapor eden Vezir’in ifadelerini Fatih, dikkate almamış, kararında tereddüte dahi düşmemiştir.  Bizans denizden surlara ulaşımı engellemek için haliç’e zincir çekmiş ama bu bile Fatih’i durduramamıştır. Dünya tarihinde bir ilk gerçekleşmiş, savaş gemileri karadan yürütülerek denize indirilmiştir.  

Tarihe yön veren ve tarih yazan kahramanlar ideali olan kişilerden çıktığı bir kez daha görülmüştür. Hiçbir engel Fatih’i durduramamış; bin yıllık Bizans imparatorluğu bu idealist, yirmi yaşındaki genç komutan tarafından yıkılmıştır. Fatih Sultan Mehmet, İstanbul’un fethiyle Orta Çağı kapatıp, Yeni Çağı açmıştır. İstanbul’un fethi sadece Türk tarihini değil, dünya tarihini etkilemiştir.  

Fatih Sultan Mehmet tarihe mâl olurken biz torunlarına düşen onun idealleri ve kişiliğini model almak, fetih ruhunu kaybetmemektir.