Burhan Çocuk Aralık 2014

e-Posta Yazdır PDF

O Bir Allah (c.c) Dostuydu


Allahu Teâlâ dinini tebliğ etmekle görevli insanlar arasından peygamberler seçmiştir.  En son peygamber ise Peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) dir. Ondan sonra hiçbir peygamber gelmemiştir ve gelmeyecektir. Allahu Teâlâ peygamberler seçtiği gibi yine insanlar içerisinden kendine dostlar da seçmiştir. Bu dostlarının özelliklerini ayette şöyle sıralamıştır: “Bilesiniz ki, Allah’ın dostlarına hiçbir korku yoktur. Onlar üzülmeyeceklerdir de. Onlar iman etmiş ve Allah’a karşı gelmekten sakınmış olanlardır. Dünya hayatında da, ahirette de onlar için müjde vardır. Allah’ın sözlerinde hiçbir değişme yoktur. İşte bu, büyük kurtuluşun kendisidir.” (Yunus 62, 63, 64)

      Şimdi sizlere bu dostlardan birisini tanıtmak istiyorum: Bayburt’lu Sultan Hacı Şaban Efendi. Hacı Şaban Efendi Hazretleri, 1901 senesinde Bayburt’ta doğmuştur. Babası, Bayburt’un merkezinden Mustafa Efendi; annesi, Erzurum’dan Fâtıma Hâtun’dur. 15 Eylül 1992’de çok sevdiği Rabbi’ne ikindi yağmurları altında kavuşmuştur. Kabri; Bayburt’un Kaleardı Mahallesi’nde, Mürşidî Ahmet Baba Hazretleri’nin kabrinin yanındadır.  

Sultan Hacı Şaban Efendi Hazretleri, küçük yaşta babasını kaybetmiştir. Annesine itaatte kusur etmemiş, onun hayır dualarına mazhar olmuştur. Gençliğinde ticaretle meşgul olan Hacı Şaban Efendi Hazretleri; bir defasında eve geç gelmiş, annesini uyandırmamak için sabah namazına kadar kapıda beklemiştir. Onun bu durumundan etkilenen annesi şöyle dua etmiştir: “Oğlum, Allah’ım seni Resulullah Efendimize komşu etsin. Hacı Şaban Efendi olasın. Herkes senin kapına gelsin. Darlık ve yoksulluk görmeyesin.” Allah(c.c) indinde kabul olan bu dua aynen gerçekleşmiştir.


Sultan Hacı Şaban Efendi Hazretleri; uzun boylu, yiğit ve heybetli bir görünüşe sahipti. Başına siyah sarık sarar, gözlerine sürme çekerdi. Yaz kış uzun cübbe giyer, hızlıca yürür ve elinde asa taşırdı. Onu gören kendine çekidüzen verir, Cenab-ı Hakk’ı hatırlatırdı. Az yer, az uyur ve lüzumsuz konuşmazdı. Kahkaha ile gülmez tebessüm ederdi. Kendisinde ‘Celal ‘ sıfatının tecellisi hâkimdi. Hz. Musa (a.s.) meşrebi üzereydi. Allah’tan başka hiç kimseden korkmazdı. 

           O, Hazreti Peygamberi örnek almış, O’nun ahlakını hayatının her alanına taşımaya çalışmıştı. Çok cömertti. Yoksulları, yetimleri, sakat ve hastaları özellikle gözetirdi. Sağ elinin verdiğini sol eli görmezdi. İbadetlere, bilhassa namaza çok değer verir, cemaate devam eder, sabah namazını genel olarak Ulu Cami’de kılardı. Hayatının sonlarında hastanede yatarken dahi namazını aksatmamıştı. Nasıl yaşarsanız öyle ölürsünüz hadisi tecelli etmiş, çok sevdiği Rabbi’ne ruh emanetini ikindi namazını kılarken teslim etmiştir.  Nafile ibadetlere dikkat eder, geceleri uyanık geçirir, çokça Kur’an okurdu. Hicrî ayların başında, ortasında, sonunda Pazartesi ve Perşembe günlerini devamlı oruç tutar, Perşembe günleri evlerinde iftar yemeği verirdi.

İlme çok büyük önem verir, ilim talebelerine ve âlimlere büyük iltifatlarda bulunurdu. “İlmin önüne geçilmez.” diyerek âlimlerin önünden yürümezdi. Özellikle Kur’an kursu talebeleri ile ilgilenir, onlara yemek yedirir ve harçlıklarını verirdi. İyiliği hep hazırdı. Hayırseverlikte kimse ona yaklaşamazdı. Ahirete irtihallerinin yirmi ikinci yılında rahmetle anıyoruz. Rabbim şefaatlerine bizleri de nail eylesin.



Kötülüğe Karşı İyilikle Muamele

Sultan Hacı Şaban Efendi Hazretleri, Kendisine yapılan kötülüklere bile iyilikle karşılık verirdi. 

Dükkânının duvarını delerek birtakım eşyayı gasp eden ve daha sonra yakalanan hırsızlardan davacı olmamış, ayrıca kamu davası düşsün diye çalınan malların hırsızlar tarafından daha önceden satın alındığını emniyet tutanaklarına geçirtmiştir. Daha sonra hapse girince onları hapishanede ziyaret etmiş ve ihtiyaçlarını karşılamıştır.



İyilikte Hz. Ömer Gibiydi

Sultan Hacı Şaban Efendi Hazretleri, merhamette akarsu gibiydi. Çocuklarına yedirecek hiçbir şeyi olmadığı için aç oldukları halde onları avutarak yatıran, muhtaç bir ailenin kapısını gece geç vakitte bir at arabası gıda maddesi olduğu halde çalmış ve Hz. Ömer (r.a.) misali un çuvalını ve diğer yiyecekleri sırtına alarak ihtiyaç sahibinin evine taşımıştır. “Kardaş hakkını helal et, durumunuzdan zamanında haberimiz olmadı.” diyerek hane sahibinin gönlünü hoş etmiştir.



Ceviz Ağacı

Nasrettin Hoca bir gün köyden şehre giderken yorulmuş tarlanın kenarındaki Ceviz ağacının altında dinleneyim demiş. Şöyle bir etrafına bakınıp ağacın altına uzanmış ve şöyle düşünmüş:

“Ey Allah’ım gücüne sual olmaz amma incecik kabak sapında kocaman kabak var, koskocaman ağaçta küçücük ceviz var, bu nasıl iş? diyip uykuya dalmış.

Ağaçtan bir ceviz Hoca’nın kafasına düşüvermiş. Ve kafada ceviz büyüklüğünde bir şiş olmuş. Hoca hiddetle uyanmış ve:

“Yarabbi, sen en iyisini bilirsin.” demiş.

  “Şimdi o kabak ağaçta olsaydı benim halim ne olurdu?”



Bunları Biliyor muydunuz?

  Gözümüzü açık tutarak kesinlikle hapşıramayacağımızı

  İnsanın kalça kemiğinin betondan daha sağlam olduğunu

  Yemeğe tuz ile başlanırsa beyin tarafından gönderilen bir uyarı sayesinde,

 midede mukus denilen sindirimi kolaylaştırıcı bir tabaka oluşturduğunu ve 

midenin sindirime hazırlıksız yakalanmasını önlediğini

  Yemek yerken yerde oturarak sol ayağı katlayıp sağ ayağı karna çekerek 

oturulup yenildiğinde, su ile doldurulmuş balon şeklinde olan midenin çıkış 

kısmını kapatarak yenilen gıdanın tam sindirilmeden bağırsaklara kaçmasını 

önleyeceğini ve mide dolunca da doygunluk hissi vererek çok fazla yemeden 

kalkılacağını

  Yemek yerken yemeğin ortasında su içildiğinde içilen suyun yenilen gıdaların 

sindirilmesine, gerekli vitaminlerin emilmesine katkıda bulunduğunu ve 

midede doygunluk hissi vererek az yemeye vesile olduğunu

  İnsan vücudunda bulunan damarların uzunluğunun yaklaşık 100 bin kilometre 

olduğunu

  İnsan vücudundaki en güçlü kasın dil olduğunu, biliyor muydunuz?