Burhan Çocuk Kasım 2014

e-Posta Yazdır PDF

Hoş Geldiniz Kutsal Misafirler


İslâm’ın şartlarından biri de hac’dır. Hac, belli zamanda, belirli yerleri özel bir şekilde ziyaret etmektir. Hac günü Kurban Bayramı’na rastlayan Zilhicce ayının onuncu günüdür. “Hacı” olmak isteyenler Kurban Bayramı’ndan üç gün önce Mekke’de bulunurlar.  Kurban Bayramı’ndan önce, arife gününden bir gün önce (Zilhicce’nin 8. Günü) Arafat’a giderler ve orada konaklarlar.


Hac Peygamber Efendimiz’in Mekke’den Medine’ye hicretinin dokuzuncu yılında farz olmuştur. Hac hem mal, hem de beden ile yapılan bir ibadettir. Belirli şartları taşıyan müslümanların ömründe bir defa hacca gitmesi farzdır. 


Bu yılda hacca giden kutsal misafirler görevlerini yerine getirmenin mutluluğuyla ülkelerine dönmeye başladı. Hacda birçok müjdeler vardır. En önemlisi Peygamber Efendimiz’in: “Kim Allah için hacceder de kötü söz ve davranışlardan sakınırsa, annesinin onu doğurduğu günkü gibi günahlarından arınmış olarak döner.” müjdesidir.


Sevgili peygamberimizin doğup büyüdüğü, İslâm dini’nin cihana yayılmaya başladığı kutsal yerleri görmek ruhlara manevi bir heyecan verir, dini duyguları kuvvetlendirir. Kutsal yerlerde insan kendisini Allah’a daha yakın hisseder, yaptığı ibadetlere kat kat fazla sevap verilir. 


Çeşitli ülkelerden mukaddes topraklara gelen, dilleri ve renkleri ayrı olan müslümanların tek gaye etrafında bir araya gelmesi ve hep birlikte Allah’a yönelmesi İslâm kardeşliğini güçlendirir.


İşte bu zevkleri tadarak ülkemize dönen bahtiyar hacılarımıza: “Hoş geldiniz, haccınız mebrur olsun.” diyor, Allah’tan (c.c) tekrarını nasip etmesini diliyoruz. Gidemeyenlere ise en kısa zamanda nasip etmesi için dua ediyoruz. İşte bu sebeple bu sayımızı hacdaki kutsal yerlere ayırdık.


Hac ibadeti tabiî ki hem mal hem de bedenen yapılan ibadettir. Maddi gücü yetmeyenler sanki yedim planıyla en azından umre masraflarını biriktirebilirler.  Sanki yedim planı, Sanki Yedim Cami’nin yapılmasında uygulanan plandır. Sanki Yedim Camii, İstanbul’un Fatih ilçesinde yer alan, Osmanlı döneminden kalma tarihî bir camiidir. Zeyrek Mahallesi, Kırbacı Sokağı’nda yer alan caminin yapılış tarihi ve kimin tarafından yaptırıldığı konusunda kesin bir bilgi yoktur. Rivayete göre Keçecizade Hayreddin adında ortahâlli bir esnaf, Osmanlı döneminde padişahların yaptırdığı Selatin camilerini görüp imrenerek, kendisi de bir cami yaptırmak ister  ve bunun için para biriktirmeye başlar. Canı bir şey istediğinde, almayıp; sanki yedim (varsay ki yedim) diyerek parasını ayrı bir yere koyar. Yirmi yıl boyunca biriktirdiği paralarla küçük de olsa bir cami yaptırır ve caminin adı halk arasında Sanki Yedim Camii olarak anılmaya başlar. 


Maddi durumu sınırlı olanlar için güzel bir plan. Sanki yedim birikimleriyle en azında bir umre parası biriktirme fırsatı olur. Niyet güzel olunca Rabbimiz de bereket ihsan eder. Bu hayalimizi bizlere nasip eder. Öyleyse bugünden “Sanki yedim” kumbarası alalım ve biriktirmeye başlayalım ne dersiniz?    





Say Nedir?

Sözlükte çalışmak, gayret etmek, hızlı yürümek, koşmak gibi anlamlara gelen sa›y, dinî bir terim olarak, hac ve umre esnasında Kâbe›nin doğusundaki Safâ ve Merve denilen iki tepenin arasında, Safâ›dan başlayıp Merve›de tamamlanmak üzere, yedi defa gidip gelmeyi ifade eder. İlâhi hikmet gereği İbrahim (Aleyhisselâm) muhtereme eşi Hacer ile henüz yeni doğmuş bulunan oğlu İsmail’i Kâbe’nin bulunduğu yere bırakır. Henüz oralar yerleşim yeri olmadığından ortalıkta hiç kimse bulunmaz. Sessiz, uçsuz bucaksız bir çöldür.


Birkaç gün içinde Hacer annemizle oğlu İsmail’in azıkları ve suları tükenir. Kundakta bulunan İsmail su ister. Hacer anamız da çaresiz su aramaya başlar. Yakında bulunan Safa tepesinin başına çıkar, etrafa bakar. Derdini dinleyecek kimseleri bulamaz. Oradan Merve tepesine koşar. Yine etrafa bakar, yine kimseleri bulamaz. Oradan Safa tepesine koşarak geri döner. Böylece Safa’dan Merve’ye dört defa koşarak gitmiş, Merve’den Safa’ya da üç defa koşarak gelmiş olur.


Ardından oğlu Hz.İsmail’in yanına geldiğinde İsmail’in ayağının bulunduğu yerden suyun çıkıp, akmaya başladığını görür. Çok sevinir. Hemen suyun aktığı yeri çevirir ve kırbasını doldurmaya başlar. Bu su bugün bile akmaya devam eden ve kıyamete kadar akmaya devam edecek olan Zemzem suyudur.

Bugün umre ve hacca gidenler Safa ve Merve arasında yürüyerek yaptıkları bu ibadet Hz. Hacer annemizin yürüyüşünü temsil etmektedir. 



Arafat Dağı

Mekke şehrinin 25 km. güney doğusunda, Mekke ile Taif arasında bulunan bir bölgenin ve burada bulunan küçük bir dağın adıdır. Bu dağa “Cebel-i Rahme” yani Rahmet Dağı da denilir. 

Haccın farzlarından biri olan vakfeye durma ibadeti Arafat bölgesi sınırları içinde yapıldığı için bu yer büyük bir önem taşımaktadır. Hacılar Kurban Bayramı’ndan bir gün önce, yani Arefe günü bu bölgede çok kısa bir süre dahi kalsalar haccın üç farzından biri olan vakfe’yi yerine getirmiş olurlar.

Arafat bölgesi yüce Allah’ın duaları kabul ettiği pek kutsal bir yerdir. Hz. Adem ve Havva burada buluşmuşlar, Hz. İbrahim burada Cebrail (aleyhisselam) ile görüşmüş, Peygamberimiz burada sahabelerine veda hutbesini okumuştur.



Çalışkan Öğrenci

Öğretmen Osman›a sordu:

-Osman evladım, bana on tane

 vahşi hayvan sayabilir misin?

Osman başladı saymaya:

-Aslan, kaplan, kurt, ayı ve 

altı tane kartal öğretmenim.




Eeleyse Niye Durdun
Erzurum’lu teyze telaşla koşarak belediye otobüsünü durdurmaya uğraşır. Halk ıslıklar. Şoför acı bir frenle durur.
Kadın:
- Gardaş bu otubus İlice’ye gidir mi?
Şoförün canı burnunda, araba dolu, zor durmuş, kızgınlıkla
- Hayır baci, getmez!
Kadın:
- Vış! eleyse niye durdun!