Burhan Çocuk Nisan

e-Posta Yazdır PDF

Ezanla Alay Eden Çocuk 

Arkadaşlar sevgililer sevgilisi peygamber efendimizin dünyaya teşrifleri bu ayda olduğu için her yıl yirmi nisanla başlayan hafta “Kutlu Doğum Haftası” olarak kutlanmaktadır. Peygamber efendimizin doğumu münasebetiyle bu ay O’nu daha çok anmalı ve efendimiz(s.a.s.)in hayatını daha iyi öğrenmeliyiz. Biz de bu sayımızda peygamber efendimizin çocuklara yaklaşımını sizlerle paylaşmak istedik.

Resûl-i Ekrem Tâif Muhasarasından Cirâne’ye dönüyordu. Namaz vakti gelince müezzin ezan okumaya başladı. Resûlullah’a karşı büyük bir kin ve düşmanlık besleyen Ebû Mahzûre ile Kureyşli on genç ezan sesini işitince bir yere gizlendiler ve alaylı bir şekilde müezzini taklit ederek yüksek sesle ezan okudular. İçlerinden birinin güzel sesli olduğunu fark eden Hz. Peygamber, onları yanına çağırttı ve kendilerine birer birer ezan okuttu. 

 Hz. Peygamber, en son okuyan Ebû Mahzûre’nin sesini çok beğenerek ona ezanı öğretti; daha sonra namaz vakti gelince elini başına koyup alnını okşadı ve ezan okumasını emretti. Ebû Mahzûre bu emri isteksiz bir şekilde yerine getirdikten sonra Hz. Peygamber ona bir miktar gümüş para verdi ve kendisine dua etti. Gönlü İslâmiyet’e ısınan Ebû Mahzûre orada müslüman oldu ve Hz. Peygamber’den kendisini Mekke’deki Harem-i şerife müezzin yapmasını istedi. 

Hz. Peygamber bu arzusunu kabul etti ve Ebû Mahzûre, Resûl-i Ekrem’in Mekke’den ayrılmasına kadar Kâbe’de Bilâl-i Habeşî ile birlikte ezan okudu. Ebu Mahzure,  ölünceye kadar Mekke’de müezzinliğe devam etti. Kendisinden sonra Mescid-i Haram müezzinliğini oğlu ve torunları yüzyıllarca devam ettirmişlerdir. 

Peygamber efendimiz öyle merhamet ve şefkat sahibiydi ki ezanla dalga geçen bir çocuğu bile azarlamadan, O’na kızmadan şefkat göstermiş, başını okşamış, yanlışını fark etmesini sağlamıştır. Bu güzel davranışından dolayı önceleri Resûlullah’a büyük bir kin ve düşmanlık besleyen Ebu Mahzûre’nin bu duyguları değişmiş, o duyguların yerini büyük bir sevgi ve saygı almıştır. Öyle ki Ebu Mahzure, Resulullah’ın alnını okşadığı için alnına düşen saçlarını saygısından dolayı hayatı boyunca hiç kesmemiştir.



Unutkan Enes

Enes bin Malik, on yaşından yirmi yaşına kadar Hz. Muhammed’in hizmetinde bulunan, günlük işlerine yardım eden zeki bir çocuktur. Çocukluğu peygamberimiz(s.a.v.)in yanında geçen Enes’in peygamberimizle ilgili birçok hatırası vardır.

Kendi anlatımıyla, Hz. Muhammed beni çarşıdan bir şey almaya gönderirdi. Ben sokakta oynayan çocukları görünce onlarla oyuna dalardım ve ne alacağımı unuturdum. Sonra sus pus O’nun huzuruna gelirdim. Peygamber efendimiz(s.a.v.) beni böyle mahçup ve ürkek görünce ‘’Ne yapsın Enes, O’nun elinde bir şey yok ki, ona yapacağı işi Allah unutturuyor .” der ve gönlümü alırdı.

Yine günlerden bir gün Efendimiz (s.a.v)  Enes’i bir işe göndermiş. Enes kendi içinden “Allah’a and olsun ki bu işe gitmeyeceğim.” demiş. Sonra pişman olup bu kararından vazgeçmiş. Efendimiz(s.a.v.)in istediği işi yapmak için yola koyulmuş fakat sokakta oynayan çocuklarla karşılaşınca gideceği işi unutup oyuna dalmış, bir süre sonra bir el onu ensesinden yakalamış. Enes Arkasına dönünce karşısında Hz. Muhammed’i görmüş, Peygamberimiz gülümseyerek: “Enesciğim! Gönderdiğim yere gittin mi?” diye sormuş.

Enes: “Evet, ey Allah’ın Elçisi! Şimdi oraya gidiyordum.” demiş. Hz. Muhammed hiçbir şey söylemeden gülümsemeye devam etmiş.

Enes yaşlandığında efendimiz(s.a.v.)in yanında geçirdiği o tatlı yılları şöyle hatırlarmış: “Küçük yaşta peygamber efendimiz(s.a.v)in yanına girdim ve tam on sene hizmetinde bulundum. Bana bir defa olsun kızmadı, beni bir defa olsun dövmedi. Yaptığım bir hatadan dolayı “Niçin bunu yaptın?” veya ihmal ettiğim, yapmadığım bir işten dolayı “Niçin bunu yapmadın?”  diye azarlamadı. Yüzüme karşı yüzünü hiç somurtmadı. Ahlakın zirvesinde olan Nebi, salât ve selam sana olsun.



Yemeğin Buğusu Paranın Sesi
Nasreddin Hoca Akşehir’de kadılık vazifesini yürütürken karşısına iki adam çıkmış. Birisi öteden beri cimriliği ile tanınmış bir aşçı, diğeri de  boynu bükük bir fakir.
Aşçı: Hocam demiş, ben bu adamdan davacıyım. Dükkânın önünde fasulye pişiriyordum. Tencerenin kenarından buğusu çıkıyordu yemeğin. Bu adam  elinde ekmekle geldi. Kopardığı lokmaları yemeğin buğusuna tutup başladı  atıştırmaya. Nihayet koca bir ekmeği bitirdi. Ondan fasulye buğusunun  parasını istedim, vermedi.
Nasreddin Hoca anlatılanları dikkatlice dinledikten sonra  fakire dönüp: Doğru mu bunlar? diye sormuş.
- Evet, demiş fakir adam.
- Öyleyse para kesesini çıkar bakalım. Zavallı fakir kadı efendiye karşı
 gelememiş.  İçinde üç beş akçe bulunan para kesesini Hoca’ ya uzatmış. 
Bu sefer hoca aşçıyı yanına çağırmış. Keseyi kulağına yaklaştırarak
 şıngırdatmaya başlamış. Sonra da: Haydi demiş aldın işte alacağını. 
Aşçı: Nasıl olur? diye şaşkınlığını belli etmiş. Paramı vermediniz henüz. 
Hoca: Fazla uzatma, yemeğin buğusunu satan paranın da sesini alır elbet!