Burhan Çocuk Haziran 2013

e-Posta Yazdır PDF


İstanbul ve Fetih


29 Mayıs 1453 sabahı ortaya çıkarılan sancağı, Fatih Sultan Mehmet eline almış surlara doğru kendisi hamle yapmaya hazırlanıyordu ki ölüme güle güle giden 30 öncü asker öne atıldı. Sultana “Senin yaşaman lazım; senin yerine bırak otuzumuz birden şehit olalım.” diyorlardı. Onların ısrarları üzerine Sultan, yiğitlerine şöyle bir baktı. Ulubatlı Hasan gözleriyle Fatih’e, “Beni gönder Sultanım!..” diyordu. Hasan sıradan bir asker değildi. O Enderun’da yetişmiş bir zâbitti ve aynı zamanda Fatih’in ders arkadaşıydı. Fatih, gözünde yaş, ancak ,“Hasanım iş sana düştü.” diyebildi.


Senelerdir beklediği anı yakalayan ve arzuladığı emri alan Ulubatlı Hasan, Fetih Sûresi’nden ayetler okuyarak surlara doğru koşuyordu. Kalelerden oklar, mızraklar yağıyor; yukarıdan atılan taş, yağlı paçavra ve kızgın yağ Hasan’ın sinesine çarpıyordu. Ulubatlı Hasan Bütün zorlukları göğsünde durdurarak surlara çıkmış; elindeki mukaddes emaneti layık olduğu en yüksek burca taşımıştı.


Şanlı sancak müjdeli şehrin semasında nazlı nazlı dalgalanırken Ulubatlı da son nefeslerini veriyor; kendisine uzatılan şehadet kâsesini dudaklarına götürüyordu. O halinde bile sancağın düşmemesi için tedbir alıyor; onu kale duvarıyla kendi vücudu arasına sıkıştırmaya çalışıyordu.


Çok geçmeden, Fatih Sultan Mehmet de surlara tırmanmıştı. O, kazanılan zaferi adeta unutmuş; Hasan’ını arıyordu. Sancağın olduğu yere koşuyor, her yanı yara bere içinde kalan bu yiğidini o halde görünce dizleri üzerine yığılıveriyor, onu omuzlarından kavrayıp alnına bir bûse kondururken ancak bir dostun söyleyebileceği sözü hıçkırıklar eşliğinde söylüyordu: “Hasan’ım İstanbul sana değer miydi?”


Bunun üzerine Hasan, dostu ve Sultanının hüznünü azaltmak için şunu anlatıyordu: “Sultanım, sen bana emir verince sancağı alıp koştum. Ben ilerlemeye çalışırken üzerime ok, mızrak ve kızgın yağ yağıyordu. Pek çok yerimden yara almıştım. Surlara yaklaşmıştım; ama tâkatim de kesilmişti. Hele bir aralık ayağımın altından bir taş da kayınca düşüverecek gibi oldum. Uçuruma yuvarlanacağım sırada “Efendim” diye Hz. Muhammed Aleyhisselam’a sığındım. Birden bana doğru iki el uzandı. Beni düşmekten koruyan o iki el, Rasûlullah’ın elleriydi.” diyordu ve son bir gayretle doğrulup az ileriyi gösteriyor: “Baksana Sultanım, İstanbul’un surlarında Hz. Muhammed dolaşıyor. Onun dolaştığı surlar için değil bir Hasan, binlerce Hasan feda olsun.” Sözleriyle, Ulubatlı Hasan, cennete kanatlanıyordu.


OSMAN ŞİMŞEK 


Yabancı Dil


Sultanahmet’te gezinen bir turist Temel ile Dursun’ un yanına gelerek bir adres sorar. Önce İngilizce, sonra Almanca son olarak da Fransızca konuşarak adresi soran turist bir türlü derdini anlatamaz. Dursun dayanamaz ve Temel’e :


- Ula Temel, bir yabancı dil öğrenemedik ciddi.


Temel hemen cevap verir:


- Ula adam 3 yabancı dil öğrenmiş yine de derdini anlatamıy, 1 yabancı dil öğrensen ne olacak ki