Burhan Çocuk Mayıs 2013

e-Posta Yazdır PDF

Öksürük şurubu


Temel odanın içinde zıplayıp duruyormuş. Arkadaşı sormuş :

- Ne oldu, ne yapıyorsun böyle?

- Öksürük şurubu içtim.

- E, niye zıplıyorsun peki?

- Sorma, şişenin üzerinde iyice çalkalayın yazıyormuş, ben fark etmemişim


Kırık Parmak


Temel bir gün doktora gitmiş ve meramını doktora aktarmış:

- Doktor bey parmağımı karnıma pastırıyrum acıyr, omzuma pastırıyrum acıyr, kalbime pastırıyrum acıyr, kafama pastırıyrum acıyr, gözüme  bastırıyrum acıyr...


Doktor bu duruma çok şaşırmış. Temel'e yapılabilecek bütün tahliller yapılmış ama bir şey çıkmamış. En sonunda anlaşılmış ki Temel'in parmağı kırık...


Bunları Biliyor muydunuz?


1- Vücudumuzda 25 milyar oksijen alıcı kırmızı kan yuvarlakları bulunduğunu,    bunları bir yüzey üzerine yayacak olursak 2570 metre karelik bir alanı kapladığını,


2- Dil izi parmak izi gibi hiçbir izin birbirine benzemediğini,


3- Burnumuzun 50.000 kokuyu birbirinden ayırabildiğini,


4- İnsan vücudunda yaklaşık 96.500 km damar olduğunu (Dünyadan Ay'a kadar),kalbin ise günde damarlara 500 litre kan pompaladığını,


5- Haftalarca aç yaşanabildiği ancak 11 günden sonra uykusuzluğa dayanılamadığını biliyor muydunuz.



Akşemsettin Hz.


Asıl adı ile Mehmet Şemseddin’dir.  Fatih Sultan Mehmet’in hocalarındandır. İstanbul´un manevi fatihi olarak da anılır. Saçının ve sakalının ak olması ve beyaz elbiseler giymesinden dolayı Akşemseddin adıyla meşhur olmuştur.


Akşemseddin iyi bir hekimdir. Pastör’den  asırlar önce hastalığa sebep olan mikropları ve karantinanın mantığını bulur. Hatta o yıllarda “seretan” adıyla bilinen kanseri teşhis eder.


İstanbul’un kuşatıldığı günlerde Fatih Anadolu’daki âlimleri ordugâha davet eder. Hepsi mükemmel insanlardır; ancak Akşemseddin’le aralarında anlatılmaz bir muhabbet başlar. Nedendir bilinmez bu akça veliyi görünce içi rahatlar. 


Akşemseddin İstanbul’un fethinde Fatih Sultan Mehmet’e manevi önderlik yapmıştır. İstanbul gibi bir şehri almak kolay değildir. Dev surlar, haçlı yardımları, derin hendekler, aşılmaz zincirler bunlar bilinen şeylerdir ve Fatih herbirine tedbir düşünür.


Ancak, bazı komutanlar zafere inanmazlar. Genç sultanı Bizans’la boğuşmak değil, yanındakilerle uğraşmak yorar. Yemeyi içmeyi unutur, uykuyu dağıtır. Kendini fena yıpratır. Geceler boyu ağlar ki yastığı hiç kurumaz. Muhasara başlayalı 50 gün geçer, lâkin gözle görülür bir ilerleme olmaz. Fatih zaman zaman kuşatmayı kaldırmayı düşünür. Akşemseddin Hazretleri Fatih Sultan Mehmet’in bu durumunu fark eder: “Sakın ha!” der, “Asla vazgeçme!” Zaferden zerre kadar şüphe etmez. “Allah (c.c) zaferi nasip edecektir.”der. Şehir düşünce, Fatih derin bir nefes alır, büyük güç ve itibar kazanır.


Günler geçer, Fatih, Akşemseddin Hazretleri’ne sıkça gelip gitmeye başlar. Öyle ki devlet işleri oyuncak gelir gözüne. Sarayı, otağı bırakıp döşeği tekkeye sermeye niyetlenir. Nitekim bir gün “Nolur” der, “Beni de dervişleriniz arasına alın”.


Fatih’e baba muamelesi yapan o gül yüzlü hoca birden ciddileşir, “Hayır!” der. Padişahlıkta daha fazla hizmet edeceğini düşündüğü için Fatih’in tekkede değil sarayda kalmasını istemiştir.


İstanbul’un fethinden sonra Akşemseddin Hazretleri kuş uçmaz, kervan geçmez bir kuytu olan Taraklı’ya çekilir, sonra Göynük civarlarına yerleşir, kendi halinde talebe yetiştirir. Ama duaları Fatih’le birliktedir.


1459 yılında 70 yaşında iken Göynüklülerle helalleşir ve mescide çekilir. Talebelerine “Okuyun” buyururlar. Bir ara gözleri kapanır, yüzü aydınlanır. Kolları yana düşer ve berrak bir tebessüm oturur dudaklarına. Ruhunu hakka teslim eder.