İNANÇ VE DÜŞÜNCE TRAFİĞİ

e-Posta Yazdır PDF

Öncelik ve sonralık olayların anlaşılmasında mühim rol oynayan etkenlerdir. Değişimlerin ve gelişmelerin anlaşılmasında öncenin bilinmesini önemimi göz ardı edilemez. Metinlerin anlaşılmasında söz konusu duruma dikkat edilmediğinde yanlış anlamalardan kurtulmanın mümkün olamayacağı, bu hususu desteklemektedir. Kainatın en önemli reformunu gerçekleştiren Kur’ân’ı daha iyi anlamak için, kendisinden önceki dönemin toplumsal yapısının incelenmesinin büyük katkısı olacaktır. Böyle bir çalışmada genel hatlarıyla itikadi, amelî ve ahlaki hususların ele alınıp, durum tespiti yapılması, son derece mühim bir meseledir. Kur’ân kendinden önceki dönem hakkında genel bir çerçeve çizmekte, genel olarak kendinden önceki yanlışları vurgulayarak, insanlığı düştüğü bu durumdan kurtarmayı hedeflemektedir. Bunu yaparken düşünce yapılarına, bir diğer ifade ile inançlarına ve kendinden önceki kitapların durumuna dikkat çekmektedir. 

Kur’ân, kendinden önceki kitapların tahrif edildiğini, tahrif edilen bilgilerle, emaniy/kuruntuların1 insanları hak ve batılı bir birinden ayırt edemez duruma düşürdüğünü, haber vermektedir2. Kuruntunun hakim olduğu bir zihinden sağlıklı bir yaklaşım, oldukça zor ve gerçekleşmesi imkansız bir beklentidir. Bu durum, Tevrat’a inananlar içerisinde toplum trafiğinin karışmış olduğuna işaret etmektedir. Zira okuyup yazan Yahudilerin gerçekleri çar çur etmesi, geri kalanların ise hayallerine takılması, hak ile batılın ayırt edilmesini zorlaştırmaktadır. Hıristiyan’lar ise “teslis”3 gibi bir yanlışa düştüklerinden netice itibarıyla onlar da haktan uzaklaşmıştır. 


Kur’ân öncesinde Arabistan’da en fazla (paganizm) çok tanrıcılık yaygındı. Sadece Kâbe’de 360 adet putun bulunması bundan başka neyi anlatabilir? İlginç olan bir husus ise O dönemin putperestlerinin Allah’ı bilmelerine4 rağmen sapıtmalarıdır.  


Kur’ân’ın sözünü ettiği batıl inanışa sahip zümreden biriside müşriklerdir5. Tevhid’in zıddı olan bu inanç sahiplerinin kendi aralarında da birliği yoktur6. Bu ise akl-ı selime ters bir düşünce ve inanıştır. Zira kâinatta işleyen ve tevhide referans olan kanunlar buna izin vermez7. Öte yandan putlardan hayır ve zarar beklemenin mantığı olamaz. Böyle bir yol tutanların sağlıklı hareket ettiğini söylemek mümkün değildir. Söz konusu insanların Allah’ı bilmeleri ve tanımalarına8 rağmen puta tapmakta ısrar etmeleri ise ayrıca düşündürücü ve üzücüdür. Bunun dışında Zerdüşt inancına sahip olanlara da rastlandığı kaynaklardan anlaşılmaktadır9. Kur’ân gelmeden önceki Araplar’da diğer milletler gibi bir takım ilahlara ibadet ediyorlardı.10 Yani batıl olmakla birlikte bir ibadet anlayışının varlığına tanık olmaktayız.

Araplar, ayrıca adına ilah tabir ettikleri bir takım ulvi güçlere inanırlar, onlara yaklaşmak için çeşitli şeyleri vasıta kılarlardı. Bütün bunlar, cahiliye dönemine ait ibadet ve dualara ait bilgiler, çeşitli dillere ait değişik ve şahsi metinlerden öğrenilmektedir. Bu hususta en önemli sayılan kaynağın İbnî Kelbî’ye ait “Kitâbu’l-Esnâm” olduğuna işaret edilmektedir. Daha sonra Hz. Peygamber, gelen elçilere putların kırılmasını emretmesi, bize İslam gelmeden önceki durum hakkında bilgi veren sahih delillerden biridir11. Şimdi böyle bir ortamı irdelemeden Kur’ân’ı anlamaya çalışmanın tatmin edici düzeye ulaşması beklenemez. Kaldı ki tahrif edilen kitaplar bozulan inanç ve ahlaki düzen karşısında kendisinden önceki döneme ait sahih bilgilerin kaynağı yine Kur’ân’dır.


Kur’ân kendinden önceki döneme “Cahiliye” dönemi demektedir12. Kur’ân’ın nüzûlünden sonra dahi “Allah’a karşı cahiliye zannı gibi gerçek dışı zanda bulunduklarına”13 , bazı insanların düşünce tarzlarında O dönemin izlerinin görüldüğüne “cahiliye döneminin hükmünün istenmesi”14, ile de o dönemdeki keyfiliğe, “cahiliye döneminin taassubundan”15 söz ederken o dönemin kafa yapısına16, düşünce tarzına bağnazlığına dikkat çekilmektedir. O halde sözü edilen “Cahiliye” kavramının  ifade ettiği mana nedir?


Cahiliye, “Allah’ın hidayetine ermeyi red ederek, kendi nefsi, aklı ve reyi doğrultusunda yaşayışını yürütmek veya körü körüne cemiyetin batıl din, inanç ve örflerine uymaktır17.” Şeklinde açıklanmıştır. Zaten cahiliye ile ilgili ayetlerin incelenmesi ile de O dönemin insanının inanç ve karakteri ortaya çıkmaktadır. Ayrıca kavramın ifade ettiği mananın anlaşılması ile, içerisinde “cahiliye” kelimesinin geçtiği ayetlerden anlaşılan mananın daha iyi kavrandığı, her aklı selimin itiraf edeceği bir husustur.


Cahiliye dönemi insanında kibir ve övünme, kendini beğenmişlik, büyüklük taslama, babaları ile övünme18, karekteristik özelliktir. Konuşmalarındaki sert ve haşinlik başkalarını kendilerinden ürkütürdü. Kureyş’in kendine özgü övünme ve kibri adeta etrafa nam salmıştı. Kendilerinin dûnunda olan insanlara tepeden bakmak, onları küçük görmek, ataları ile övünmek, güç ve kuvvetten başka bir şey tanımamak, kaba, nezaketten uzak zoru gördüklerinde kaçmak gibi esası kibir ve kolaycılıktan kaynaklanan, İslam’ın yasakladığı, anlayış ve tavırlar,19 onların belirgin özelliklerinden bazılarıdır. Hak ve adalet, güce ve sultaya bağlı bir husustur. Bütün bunlar düşünce, inanç, yaşayış ve toplumsal münasebetlerine yansıdığı hayat ve gidişatlarından okunmaktadır.


Erkek kadın, kız çocuğu, yaşlı erkeklerden üstün bir konumda idi. O, ailenin koruyucusu durumunda olduğu için miras, talak, hakkı ona ait idi. İstediği gibi yaşamak, canının istediği kadınlarla birlikte olma hakkı vardı. Kısacası ailenin güçlü erkeği bir takım imtiyazlara sahipti. Şartlara göre cahiliye de kadının durumu değişirdi20. Ev, çocuklar, yemek, çamaşır, hayvanlar, yakacak işleri kadınlarındı. Hakim kanaate göre kadın, hile ve tuzak olarak tanınır, şeytana baktıkları gibi ona bakılır, kadının sözüne uyma ahmaklık sayılırdı21.


Evlilik ve boşanmalarında farklı adetleri vardı. Evleri, toplumsal konumları, ekonomik durumları, dışarı ile olan münasebetlerine göre, evlilikler farklılık gösterirdi. Kabilelerin kendilerine has dinî ve ahlakî ölçüleri vardı. Bunlar, bize göre ayıp olup da onlara göre ayıp olmayan ölçekler olarak değerlendirilmektedir22. Müşrik Araplarda “taaddüdü zevcat”/çok evlilik vardı. Belki de sekiz nikâh çeşidinin işlerlikte olmasının bunda etkisi düşünülebilir. Ölüler için bir merasim yapılırdı. Ancak “dirilişe inanmadıkları için23” dünyevi hayata caydırıcılık getirecek bir yaptırım anlayışı da yoktu24. Durum böyle olunca, mevcut örf ve adetlerin çoğu kez keyfiliğe dönüştüğü söylenebilir. Boşanmada yaşanan sıkıntılar, cahiliye dönemindeki yanlışlıkları düzeltmek için nazil olan25, ayeti kerimelerin yaptığı ikazlardan ortaya çıkmaktadır. Şimdi böyle bir dönemde trafiğin normal akışında seyrettiği söylenebilir mi? 

.........................................................................

1 Bakara, 78., 2 Bakara, 75, 79; Nisâ, 46; Mâide, 13, 41; Yazır, Elmalılı Muhammed Hamdi, Hak Dini Kur’ân Dili, (I-IX), Eser Kitabevi, İstanbul, 1971, I, 391-394.

3 Mâide, 73,75., 4 Ankebût, 61.

5 Kur’ân’da 51 ayette geçmektedir. Bkz. ‘Abdulbâkî, M. Fuâd, el-Mu’cemu’l- Müfehres li Elfâzi’l-Kur’âni’l- Kerîm, el-Mektebetu’l-İslâmiyye, İstanbul, 1982, s, 380,381.

6 Cânan, Mehmet Zeki, İslâm Tarihi, Yelken Matbaası, İstanbul, 1971, I, 79-81

7 Enbiya, 22., 8 Ankebut, 61., 9 Cânan, I, 79., 10 Cevâd Alî, el- Mufassal fî Târîhi’l-‘Arabi Kable’l-İslâm, Bağdat, 1993, VI, 5.

11 Cevâd Alî,  VI, 5- 16., 12 Cevâd Alî, IV, 291, 293., 13 Âl-i İmrân, 154.

14 Mâide, 50., 15 Fetih, 26., 16 İbn Kesîr, Ebu’l-Fidâ’ İsmâîl, Tefsîru’l-Kur’âni’l-‘Azîm (Tefsîru İbnu Kesîr), (I-IV) Dâru İhyâi’t-Turâsi’l-‘Arabî, Beyrut, 1969, I, 418; Yazır, II, 1206., 17 Cevâd Alî, IV, 292; Cânan, , I, 79.

18 Tekâsür, 1,2; Ebu’s-Su’ûd, Muhammed ibn Muhammed ibn Mustafâ el-‘İmâdî, İrşâdu’l-‘Akli’s-Selîm ilâ Mezâye’l-Kitâbi’l-Kerîm, VIII, 436.

19 Cevâd Alî, IV, 291, 292-296., 20 Cevâd Alî, IV, 608, 615., 21 A.g.e. IV, 618.

22 A.g.e, IV, 630., 23 Yasîn, 78., 24 Cânan, 87-89., 25 Bakara, 226-227; Mücâdele, 2-3.