Dostluk Bilinci

e-Posta Yazdır PDF

Rivayet edilir ki Aziz ve Celil olan Allah Hazreti Musa’ya “Ey Musa! Benim için ne yaptın?” diye sorar. Hazreti Musa (AS) “ Rabbim! Senin için oruç tuttum, namaz kıldım, cihad ettim vs..” şeklinde cevap verir. Allah (C.C) “ Ey Musa! Oruç senin kabir karanlığındaki ışığın, cihad cehennem azabına karşı kalkanın, namaz sırattaki bineğindir. Bunların hepsi senin için, Benim için ne yaptın?” diye sorar. Hazreti Musa(AS) “Rabbim! Senin için yapılması gereken amel nedir?” diye sorunca Allah(C.C) “ Ey Musa! Dostlarıma dost, düşmanlarıma düşman olursan benim için ibadet etmiş ve bu cihetle dostluğumu kazanmış olursun” şeklinde cevap verir.


            Anlaşılıyor ki Allah’a dost olmanın ölçüsü O’nun için sevmek ve yine O’nun için buğzetmektir. Kul olmakla dost olmak ayrı iştir. O’nun emir ve nehiylerini bihakkın yerine getirmek kulluk vazifesidir. Ama bununla birlikte O’na daha fazla yaklaşma iştiyak ve gayreti dostluğun pekiştirilmesine matuf bir ameliyedir. Hazreti Muhammed Mustafa (sav)’nın biricik eşine hitaben “Ey Aişe! Çok şükreden bir kul olmayayım mı?” Sözündeki mana dostluğa ilişkindi. Evet, geçmiş ve gelecek bütün günahlardan arî olmasına rağmen bu ıstırabın bu tedirginliğin bu iştiyakın nedeni muhabbetti. Yani dostluk hassasiyetiydi.

            “Ey iman edenler! Küfrü imana tercih ediyorlar ise babalarınız ve kardeşleriniz dahi olsa onları dost edinmeyin. Aksi davrananlar nefislerine zulmetmiş olurlar. ” (Tevbe/23) Ve yine Maide suresinin 51.ayetinde Mevla’mız olan Allah (CC)“ Siz ey iman edenler! Yahudi ve Hıristiyanları dost edinmeyin. Onlar birbirlerinin dostudur. Sizden kim onları dost edinirse o da onlardan olur. Şüphesiz ki Allah zalim bir topluma asla yol göstermez ve rehberliğini bahşetmez” şeklinde uyarıda bulunur. Burada çok ince bir ayırım vardır. Bu ayetlerin manası iman etmeyenler ile sosyal siyasal politik ekonomik vs. tüm ilişkilerin kesilmesi amaçlanmaz, bilakis onların kazanılması için bu tür ilişkiler teşvik edilir. Rabbimizin meramı açık ve nettir. Dostluk sırdaşlık müttefiklik ve gönüldaşlıktır. Çünkü dostluk bir gönül işidir.  Gönül yaratılışı gereği kendine bir mecra arar. Eğer doğru bir mecraya kanalize olmaz ise yanlış mecralara akar. Doğru olan mecra fıtrata uygun olandır. Rabbimizin bu dostluktan bir kazancı yoktur. Bu işi sever ama ihtiyacı yoktur. Zira O akla gelebilecek her şeyden uzak ve tüm noksan sıfatlardan münezzehtir. Allah(CC) kullarının iki dünyalık saadetini istediği için bunu emreder. Allah(CC) İnsanın ne kendi cinsine ne de eşyaya kul olmasını istemediği için bunu emreder. Onun iki dünyalık saadet ve kurtuluşunu teminat altına almak ister.  Kalplerimizin doktoru Hazreti Muhammed Mustafa(sav) “La ilahe illallah deyin ve kurtulun” derken bu sözün ne denli bir kurtuluş reçetesi olduğunu biliyordu. Mademki gönül bir kapıya adanacak gerçek ve baki olana adanmalıdır. Sahte ve eğreti olana değil. “ALLAH iman edenlerin dostudur. O dostlarını karanlıktan aydınlığa, zulmetten nura çıkarır. Kâfirlerin dostu ise tağuttur(şeytani güç odakları) O da kendi dostlarını aydınlıktan çıkarıp karanlığa sürükler…” Bakara/257

            Allah İbrahim’e dostum diyordu. Onu candan bir dost kabul etmişti. Çünkü O bütün benliğini Allah’a teslim eden, daima O’nun için iyilik yapan ve her tür batılıdan yüz çeviren Halil bir dosttu. Çünkü O sevdiğini de sevmediğini de Mevla’sına göre tanzim etmişti. Hazreti İbrahim “Allah kâfirleri, zalimleri, hainleri, münafıkları, dönekleri, cimrileri, müsrifleri vs. sevmez” diye sevmiyordu. Yine O “Allah mü’minleri, muhsinleri, sadıkları, doğruları, cömertleri vs. sever” diye seviyordu. Bundan dolayı Efendimiz(sav) “İlahi! Kalbime sevgini ihsan et. Sevdiklerinin sevgisini ihsan et. Ve Sana yaklaştıran amel ve nesnenin sevgisini ihsan et” diyordu. Çünkü dostluğun gereği buydu. Âşık maşukunun sadece zatını değil fiillerini de, sevdiklerini de sevmeliydi. Aynen Mecnun gibi. O müthiş bir muhabbetle bir köpeğin başını okşarken dudakları şu sözleri terennüm ediyordu. “Demek sen Leyla’nın mahallesinden geldin ha!” Dostluk böyle bir şey işte. Gülü seven dikenini de seviyor. Katlanmak mı? Ona karşılıklı ve pazarlıklı sevgi denir.


            Allah müminlerin dostluk bilincini vahiy ve O’nun mümtaz ve muazzez elçisi eliyle inşa etti. Razı olduğu mümin ve müslüman profilini mealen şöyle tarif etti. “Onlar öylesine halis, öylesine has müminler ki gösterdikleri asil duruştan dolayı Allah onları sever, onlar da Allah’ı. Onlar kâfirlere karşı yalçın dağlar gibi dik ve diri, birbirlerine karşı alçak gönüllü ve toprak gibidirler. Ve onlar bu duruşu sergilerken hiç kimsenin kınamasından etkilenmez, kalplerini yalnızca Allah’a odaklarlar” Sahabeden biri içki içtiği için sık sık Resulullah’ın yanına getirilerek kendisine had cezası uygulanırdı. “Allah bu adama lanet etsin ne de çok içiyor” diye serzenişte bulunan başka bir sahabeye “ O’na lanet etme! Zira o Allah ve Resulünü çok seviyor” diye çok sert tepki verdi Rahmet Peygamberi. Hâlbuki “içki bütün kötülüklerin anasıdır” sözüyle her türlü mel’anetin içkiden neş’et ettiğini söyleyen yine O idi. Ölçü bu. Ölçü Allah’ın mukaddes sözü. Ölçü müberra Peygamberin örnek hayatı.

 

           Gerçek dost Allah’tır, O’nu temsil eden peygamberler ve ona tabi olanlardır. Bunun için Rabbimiz mealen “Ey iman edenler! Allah ve Melekleri Peygamberini vahiy ile destekler. sizde fiili ve kavli dualarınız ile O’na destek olun. Hem getirdiği risalete teslim olun hem de O’nu içten bir muhabbetle devamlı anın” derken sürekli dostluk bilincimizi yineler. Çünkü bu bilinç inşası bir kurtuluş reçetesidir. Hatırlatır ve devamlı hatırda tutmamızı emreder. “Allah’ı ve ahireti devamlı hatırda tutanlar için” sözüyle tasavvurumuza hassas ayar yapar. Çünkü hak ile meşgul olmayan kalbin batıl tarafından işgal edileceğini bilir. Her kalbe bir Leyla’nın musallat olacağını, her kalbi bir Leyla’nın meşgul edeceğini bilir.

 

           Âlemlerin efendisi bize bu yönde de ebedi bir miras bıraktı. O son demlerini yaşarken mübarek dudaklarından şu sözler dökülüyordu “Allah’ım beni yüce dostlarının arasına kat. Ya Allah, ya İlahi! Er Rafiku’l-A’la ” Aslında bu söz bir ömür Fatiha suresinde okuduğumuz dua ayetinin tam karşılığıydı. “Rahman ve Rahim olan! Bizi nimet verdiklerinin yoluna ilet” Peki kendilerine nimet verilenler kimlerdi? Bu sorusunun cevabını merak edenlere ise Mevla Nisa suresinin 69. ayetini gösteriyordu. Bunlar Allah’ın dostluğuna nail olmak için bir ömür cihad eden ve gönlü Allah’tan başkasına kör olan Nebiler, sadıklar, şehitler ve salihlerden başkası değildi. Bu manada Nebevi haber ebedi saadetimize ilişkin “kişi ahirette sevdiği ile beraberdir” uyarısını yapar. Ukbadaki dostluğun ancak bu dünyada iken kurulabileceği gerçeğini hatırlatır. Yani ahirette salihler ile beraber olabilmenin yolunun dünyadan geçtiği hakikatini bildirir. Aksi durum gönlü Hüseyin’den ama kılıcı Yezid’den yana bir dostluk olur ki bu dostluktan Allah’a sığınır ve Efendiler Efendisinin söylediğini söyleriz.

            “Rabbim! Sevdir bize sevdiklerini, yerdir bize yerdiklerini” Âmin…