Sorumluluk Bilinci

e-Posta Yazdır PDF

İnsana sorumluluğu hatırlatılınca hemen düşman kesilir. Aynen tüm peygamberlerin kendi kavimlerinden gördüğü düşmanlıklar gibi. Çok sevdikleri ve güvendikleri Resul ve Nebiler tarafından ikaz edilince, yani Allah’a verdikleri söz hatırlatılınca adeta kimyaları bozuldu. Mazeretleri tüm zamanlarda olduğu gibiydi “Rahatımızı bozma, eski köye yeni icat getirme! Biz atalarımızdan babalarımızdan böyle gördük” Evet, nefis rahatlıktan hoşlanır ve kendine sınır konmasını pek sevmez. Haddini hududunu aşmak, azmak ve azgınlaşmak ister. Hele gücü eline geçirince artık sınır tanımaz olur. Fıtratı yaratan Allah bunu bildiği için “İnsan kendinin başıboş bırakılacağını mı zanneder”(Kıyamet-36) sözüyle duruma el koyar. Zımnen “azgınlaşsın ve zulmetsin diye mi insana nefis verdik” der. İnsanın doğasında azgınlık ve saldırganlık dürtüsü vardır. Vardır ama Rahman ve Rahim olan Allah adaleti ve keremi gereği bu dürtüyü terbiye etmek üzere insana gerekli tedbir ve teçhizatı da yanında bahşetmiştir. Nefsin nasıl ıslah edilebilirliği konusunda tüm imkânları sunmuş ve takip edilmesi gereken yolları da göstermiştir. Ama insan Rabbine yani terbiye edicilerin en hayırlısına verdiği sözü unutunca hayvandan aşağı seviyelerde debelenip durdu ve durmaya da devam ediyor. “And olsun ki insanlar kesinlikle hüsrandadır”(Asr suresi-1) Nefsin girdabına kapılan insan maalesef hüsranla sonuçlanan iki dünyalı bir hayatın kucağına düşmekten kendini alamadı.


Allah’tan en çok korkanlar O’ndan gereği gibi sakınanlardır. Yani sorumluluğunu sürekli hatırda tutanlar. Sakınma anlamına gelen takva kelimesi de zaten buna işaret eder. Sorumluluğunu iliklerine kadar hissedenler O’na olan kulluğun hakkını verenlerdir. Aynen âlemlere rahmet Hazreti Muhammed Mustafa’da görüldüğü gibi. Bu sorumluluk bilinci O’na öyle bir duyarlılık kazandırmıştı ki, yeni doğum yapmış bir köpeğin ve yavrularının zarar görme ihtimaline karşı ordunun güzergâhını değiştirecek ve bunu garanti altına almak için başında bir süvari bekletecek kadar. İnsan olmanın hakkına ve hürmetine olan sorumluluğu gereği gayri müslimin cenazesi için ayağa kalkıp, müslüman olmadığını hatırlatan arkadaşlarına da“iyi ama insan değil mi” diyecek kadar. Bu sorumluluk bilinci O hüzün peygamberini öyle bir hale getirmişti ki son demlerini yaşarken yanı başındaki ciğerparesine “Ağlama kızım! Zira bundan sonra baban bir daha acı çekmeyecek” sözünü söylettirecek kadar. Evet, bu duyarlılık insana rahat hakkı tanımaz, bir ömür müteyakkız kılar. Adaletin şaşmaz ve sarsılmaz temsilcisi Ömer’ül Faruk (Hakkı batıldan ayırt edecek ferasete sahip) takvayı yani sorumluluk bilincini diken tarlasında yürümeğe benzetmiştir. Her adımda hassasiyet gösterilmesi gereken bir tarlaya. 


Bir Allah dostunun evinde ziyadesiyle fare vardı. Müridlerinden biri bir gün azman ve uzman bir kedi getirmişti. Fakat O zat “al bu kediyi geri götür, korkarım ki bu kedi yüzünden evimdeki fareler komşularımın evlerine musallat olurlar” şeklinde bir duyarlılık örneği göstererek kediyi iade etti. Evet işte bu. İşte sorumluluk bilincini iliklerine kadar yaşayan bir Mü’min ve Müslüman profili. Bunlar hikâye değil. Ütopya’da değil. Bu topraklarda ahlakı vahiy ve sünnet tezgâhında inşa olmuş, sorumluluklarını mütemadiyen hatırlayan ve bu minvalde duyarlılık gösteren bir adam. Adam diyoruz zira herkes âdem olarak dünyaya gelir, ama her âdem adam olamaz. Acaba biz bu sorumluluk bilincini hangi derecede yüreklerimizde hissedebiliyoruz. Bu duyarlılık yuvamızda, binamızda, sokağımızda, işimizde, ticaretimizde hangi oranda kendini gösteriyor. Gösteriyorsa evlerimizin sokaklarımızın çevremizin hali ne böyle? Niçin mükemmel ve dipdiri olan bu dinin mensupları dirileşemiyor. Şayet diriysek niçin diriltemiyoruz.  Peygamberler insanları hayata, yani diri olmaya davet ediyorlardı. Zira Allah (cc) Kuran’ı “Ölü ve hasta kalpler için şifa kaynağı” diye tarif eder.


Şair Sezai Karakoç’un bu yönde güzel bir sözü vardır. “İslamı öyle güzel yaşa, öyle yaşa ki seni öldürmeye gelen sende dirilsin” Evet diri olanlar diriltir. Yani her an diri ve Kadir olan Allah’la yaşayan, O’na karşı verdiği sözü devamlı hatırda tutan, vefa sahibi, müteyakkız, müteveccih ve mütevazı olan. Unutulmamalı ki ıslah edenler sorumluk sahipleri, ifsad edenlerse sorumluluğunu asanlardır.

Rabbimiz sorumluluk bilincini her an diri tutan kullarından kılsın. Âmin…