Trafik Kurallarına Uymak Vaciptir

e-Posta Yazdır PDF

           Çevremize ve etrafımıza dikkatli ve ibretli bir şekilde bakarsak, hiçbir şeyin maksatsız yaratılmadığını görürüz. Kâinatta olan her şeyin insana hizmet ettiğini ve onun emrine verildiğini, ona musahhar kılındığını müşahede ederiz. Dağlar, taşlar, ovalar, bağlar, yerler, gökler, güneş, ay ve yıldızlar, gezegenler, galaksi sistemi, kısaca evrende olan her şey;  bize, yani insana hizmet ediyor.

            Nitekim Rabbimiz birçok ayet-i kerime ile bu durumu bize bildirmektedir. Biz bunun böyle olduğunu tecrübelerimizle de tespit edebiliyoruz. Bundan sonra şu genellemeyi rahatlıkla yapabiliriz. Kainat, insan için yaratılmıştır!...

            O halde insan ne için yaratılmıştır? İnsanın ne için yaratıldığını da, onu yaratan Zariyat Suresi 56. ayetinde beyan buyurmaktadır. “Ben cinleri ve insanları ancak bana ibadet etmeleri için yarattım” Az önce yaptığımız genellemeye bir şey daha ekliyoruz: İnsan da Allah için yaratılmıştır.  Cenab-ı Hak, kendisi için yarattığı insanın, hem bu dünya hayatında mutlu olması hem de ahiret hayatında mesut olması için, aramızdan seçtiği elçileri vasıtasıyla emir ve yasaklarını göndermiştir. O’nun emir ve yasaklarının mevcut olduğu kitaplara, ilâhi kitaplar adını veriyoruz. Son ilahi kitap Kur’an-ı Kerim, son ilahi elçi de Hz. Muhammed (S.A.V.)dir.
            Allah Teala’nın gönderdiği ilahi mesaj, dikkatlice incelendiğinde “maslahat”ı temin ettiğini görmekteyiz. Maslahat ise, “def’ü’l-mazarra ve celbü’l-menfa’a” cümlesinin manasında gizlidir. Yani zararlı şeylerden sakındırmak, faydalı şeyleri temin etmek diye açıklayacağımız maslahat, Rabbimizin emir ve yasak koymasında veya din göndermesindeki gayesi olarak gözükmektedir. Allah Teala’nın emrettiği her şey sadece fayda, yasakladığı her şey de sadece zarardır.
            Maslahat üç kısımda değerlendirilmektedir. Birincisi, zarurî maslahatlar, ikincisi hâcî maslahatlar, üçüncüsü de tahsinî maslahatlardır. Zarurî maslahat, toplumların olmazsa olmazları diyebileceğimiz, dinin korunması ve kollanması, canın korunması ve kollanması, aklın korunması ve kollanması, neslin korunması ve kollanması ve malın korunması ve kollanmasından ibarettir. Yani din, can, akıl, nesil ve mal diye özetleyeceğimiz “beş temel”in muhafaza edilmesidir. Hacî maslahat, ruhsat ve kolaylıklardan istifadeyi kapsamakta, tahsinî maslahat ise insan-ı kamil’in oluşması için ilgili emir ve yasaklardan, üstün ahlak kurallarından teşekkül etmektedir.
            Sıralamadan da anlaşılacağı üzere, maslahatların en önemlisi zaruri maslahatlardır. Bu maslahatlar, temel insan hak ve hürriyetlerini ihtiva etmektedir. Denilebilir ki, Allah Teala’nın koyduğu yasaklar, temel insan hak ve hürriyetlerinin korunmasına yöneliktir.  Yani, “beş temel” dediğimiz; din, can, akıl, nesil ve malın muhafaza edilmesi için Rabbimiz emir ve yasaklar koymuştur. Mesela bu prensipler , inanca saldıran, dine hurafe sokan, din ve vicdan hürriyetini ortadan kaldıranları engellediği gibi, kişinin yaşama hakkına tecavüzü de şiddetle yasaklamıştır. Akla zarar veren her şeyi; içki, kumar, uyuşturucu vb. yasaklayarak aklı muhafazayı garanti altına almıştır. Neslin korunması için, nikâhı teşvik etmiş, zinayı yasaklamıştır. Malın korunması için de alışverişin, ticaretin helal, faiz ve haksız kazancın haramlığını gösterebiliriz.

            Makalemizde dikkat çekmek istediğimiz konu, trafiktir. Trafik ise bu beş temel esasın hepsiyle irtibatı olmakla beraber özellikle canın ve malın korunmasını ilgilendirmektedir. Hepimiz, sosyal hayatımızda, işimize giderken, eve gelirken, çocukları okula gönderirken, pazara uğrarken vs. gündelik işlerimizde, şehir içi ve şehirlerarası ulaşımda hep trafiği kullanmaktayız. Hayatı kolaylaştırması gibi müspet tarafı yanında, trafik kazaları ile de menfi yönünü yaşamaktayız. Bu menfi yön, yani trafik kazaları sadece ülkemizin değil, dünyanın en mühim problemlerinden birisi haline gelmiştir.

            Türkiyemizde trafik kazalarında her yıl 8-10 bin kişinin yaralandığını ve can verdiğini, milyarlarca lira ekonomik kayıplara uğradığımızı göz önüne alırsak, maddî ve manevî sonuçlarının ne derecede önemli boyutlarda olduğu anlaşılacaktır. Kurtuluş savaşında 10885 şehidimiz bize “Vatan” kazandırdı. Halbuki trafik kazalarında her yıl kaza yerinde ve hastanede 8000 kadar insanı kaybediyoruz. Neredeyse, Kurtuluş Şavaşı’nda verdiğimiz toplam şehid kadar, her sene trafik kazalarında insanımızı kaybetmekteyiz. Trafik kazaları yüz binleri yaralayıp sakat bırakıp, en verimli çağlarında insanların hayatlarına son verirken;  insan hayatı için ileri derecede tehlike arz eden AIDS, kanser ve benzeri hastalıklara gösterdiğimiz duyarlılığı, maalesef trafiğe göstermiyoruz. Bu hastalıklar için Birleşmiş Milletler, Dünya Sağlık Örgütü, Unicef ayaklanıyor; fakat trafik için aynı duyarlılık gösterilmiyor.

            Ülkemizde 10–15 senedir trafik kazalarına karşı sadece “TRAFİK CANAVARI OLMAYIN!” sloganını tekrar edip, gerekli tedbirleri almakta ihmalkâr davranmış, “kaderde ne varsa, o olur” demekle yetinmişiz. Bu anlayış yanlış olduğu için, kazaların azalmasını sağlamasını bir yana bırakın, artmasına bile sebep olduğu söylenebilir. Hemen şunu belirmeliyiz ki;  böyle bir kader anlayışı, doğru bir anlayış değildir. Bunun aslı “İnsan tedbir alır, Allah takdir eder” prensibidir. Yani bütün tedbirler alındıktan, yapılması gerekenler yerine getirildikten sonra olayları ancak kaderle izah edebilme yoluna gidebiliriz.

            Her gün trafik kazalarında, 25–30 kişi ölmekte, 200–300 kişi de yaralanmaktadır. Kanunları yeniliyoruz; fakat çıkardığımız kanunlar da yeterli olmuyor. Görüp dinlediğimiz onca trafik kazasını, beklenen bir afetmiş gibi kabulleniyor, yetkililerin beyanatını dinliyor sonra da unutup gidiyoruz.

            Trafik kuralları, şayet uyulursa ve yerine getirilirse inanıyoruz ki; kazaların önlenmesinde en etkili faktördür. Çünkü her bir kural, birçok acı tecrübeden sonra “kural” haline gelmiştir. Kim bilir kural haline gelinceye kadar, ne kadar acı olaylar yaşanmıştır! Kuralların beynelmilel olduğu düşünülürse, çağrımız bütün insanlığa olacaktır. Trafik kuralları ihlal edildiğinde, acaba manevi dünyamızda sorumluluğumuz var mıdır? sorusu zihnimizi devamlı meşgul etmiştir.

            Yukarıda anlatmaya çalıştığımız, zaruri maslahatlardan canın ve malın korunmasına dahil edebileceğimiz, diğer maslahatlarla da yakından ilgili olduğuna inandığımız trafik konusunun mesuliyetimizi intac ettiği aşikârdır. Çünkü can ve mal direkt zarar görmektedir. Can ve mal da hayatımızın olmazsa olmazlarından olduğuna göre  onlara vaki olacak saldırılardan ve tasallutlardan korunması, elbette zorunludur. Bu zorunluluğun dinimizdeki adı da “vacip”tir. Trafik kazalarından sonra manevî sorumluluğumuzun olabileceği veya olduğu konusu daima gözden ırak tutulmuştur. Trafik kazalarını, “kul hakkı”yla da irtibatlandırırsak mesuliyetimizin hangi boyutlarda olduğu ortaya çıkacaktır.  Dolayısıyla trafik kurallarına uymak, vaciptir hükmüne varıyoruz. Bilindiği üzere vacip hükmü, Hanefî ve diğer mezhepler arasında farklı hüküm olarak değerlendirilse de her iki görüşe göre de yapılması ve yerine getirilmesi mecburî olan bir durumdur. Trafikte olan herkes, belli sorumluluğun altına girdiğinin farkında olmalıdır. O sorumluluğun da hem dinî hem de ictimaî bir sorumluluk olduğu izahtan varestedir. Çünkü zarurî maslahatlar (can emniyeti ve mal emniyeti) bağlamında değerlendirdiğimiz trafik kurallarına uymak, yukarıdan beri bahsettiğimiz, Rabbimizin biz kullarına yerine getirip mutlu ve huzurlu bir hayat yaşayalım diye gönderdiği emir ve yasakların bir gereğidir.
.......................................................................
Kaynak: İslam Hukuk Usûlü Kitapları’nın “Dinin Umûmî Maksat ve Gayeleri” Bölümü
Rıdvan Ege, Trafik Kazaları ve Trafik Tıbbı, Ankara, 1997.