Helal Gıda

e-Posta Yazdır PDF

14 Kasım 2015 Cumartesi günü Şuurlu Öğretmenler Derneği’nin Erzurum’da tertip ettiği Helal Gıda Paneli’ne panelist olarak katıldım. Programda konuştuklarımın özetini siz değerli okuyucularımla da paylaşmak isterim.


Helal, Allah’ın istifademize sunduğu, kullanmamızı istediği faydalı şeylerin adıdır. Haram ise Allah’ın yasakladığı, kullanmamamızı istediği zararlı şeylerin ismidir. Önce şunu söyleyelim ki helali de haramı da Allah belirler.(Nahl,116) Allah’ın helal dediği helal, haram dediği de haramdır. Allah’tan başka hiçbir kimsenin helal ve haram belirleme yetkisi yoktur ve de olamaz. Bu yetki sadece Allaha aittir. Çünkü mülk Allah’ın, mülkünde hükmetme yetkisi de Allah’ındır. “Madem ki mülk Allah’ın, o halde hüküm de Allah’ın” kaidesi gereği bu mülkteki tasarrufta Allah’ındır. Dolayısıyla helal-haram koyma yetkisi de Allah’ındır.

İlk imtihanımız gıdadan olmuştur. Hz. Adem (A.S.) ile Havva validemiz yasak meyveden imtihan olmuşlardır.Rabbimiz Kur’an-ı Kerim’in birçok ayetinde “helalen tayyiben” ifadesi kullanarak size verdiğimiz rızıklardan helal ve temiz olarak yiyin buyurmaktadır. (Mesela, Bakara, 168,172; Maide,88) “Ey İnsanlar! Yeryüzünde bulunan gıdaların güzel ve temiz olanlarından yiyin, şeytanın peşine düşmeyin, zira şeytan sizin apaçık düşmanınızdır.” 2/168 Bu ayete dikkatlice bakacak olursak şunu görürüz. Allah Teala “Ey İnsanlar!” ifadesiyle başlıyor. Ey İnananlar, demiyor. Yani yaratılan herkes Allah’ın kuludur. Yeryüzünde bulunan gıdaların güzel ve temiz olanlarından, bütün herkesin istifade etmesi murat edilmiştir. Hepsinin istifadesine sunulmuştur. Fakat ayetin devamında şeytanın peşine düşmekten bahsediliyor. Bunu nasıl anlamamız gerekir. Elmalılı Merhum, tefsirinde helali haramla karıştırarak veya şüpheli şeylerin peşine düşerek şeytanı takip etmeyin olarak anlamıştır ki bu tespit oldukça isabetlidir. 

Helaller çok fazla, haramlar sınırlıdır. “Tayyip” kelimesi on üç tane olduğu halde “habis”kelimesi sadece iki tanedir. Yani helalle haram arasında oran, oldukça açıktır. Neredeyse bire on denecek kadar. Burada önemli bir husus var. “Eşyada asl olan ibahadır” Yani varlıklarda asl olan mubahlıktır, kaidesi gereği mubah alanının oldukça geniş olduğunu düşünürüz. Halbuki, mesela havayı, suyu toprağı düşünelim. Bunlar Rabbimizin bize sunduğu en büyük ikramlarıdır. Biz bu ikramlara ne yapmışız, yerli yerinde kullanmış mıyız? Hayır, bize emanet edilen havayı, suyu, toprağı yerli yerinde kullanmamışız. Üçünü de zehirlemişiz. Havadan zehir soluyoruz, sudan zehir içiyoruz, topraktan zehir yiyoruz. Adına teknoloji veya endüstri dediğimiz hayat, hayatı biraz rahatlatsa bile hayatımızdan çok şey götürdü. Kısaca mubahlık alanı oldukça daralmıştır. Bu daralma da “şüpheliler” dediğimiz gurup orta yere çıkmıştır. 


Helal bellidir, haram bellidir. Arada meşbuh dediğimiz şüpheli kısım vardır. Mesela domuz, Rabbimiz tarafından haram kılınmış, ondan her türlü istifade yasaklanmıştır. İşin garip tarafı domuz, Avrupa Birliği uyum süreci çerçevesince “kasaplık hayvan” statüsüne çıkarılmış, nüfusunun neredeyse tamamına yakını Müslüman olan ülkemizde “ciddi” bir tepkiyle karşılaşmamıştır. Cılız birkaç tepki ise nazarı itibara bile alınmamıştır. Gözümüzün içine baka baka Allah’ın haramı, helalleştirilmiş ve haramdan medet umulmuştur. Domuz çiftliklerinin sayısı mantar gibi artmış, domuz marketlerdeki yerini almıştır. Allah’ın yasağından medet umulamaz. İşin garip tarafı domuz mutfaklarımıza belki et olarak girmiyor, ama ürünleriyle giriyor. Mesela, jelatin denilen katkı maddesi çoğunlukla domuzdan yapılıyor. Maalesef gıda maddelerimizin bir kısmı, bu maddeyi kullanarak üretiliyor. Hazır yoğurtlarda bu maddenin kullanıldığı biliniyor. Jelatin, sığırdan da yapılıyor. Fakat ülkemizde sığır jelatin üretimi yok, Pakistan’da var, oradan ithal ediliyor ama o da yetersiz kalıyor. Mecburen Avrupa’dan ithal ediliyor, bu sefer de orada ki sığırların helal kesim olup olmadığı tartışması gündeme geliyor.


Yediğimiz gıdalar, katkı maddeleri ile dolu. Bu maddelerin çoğu helal değil. Haram olanların yanında büyük bir kısmı şüpheli. Biz de haram ya da şüpheli katkı maddelerini yiyip duruyoruz. Bundan dolayı da hastalıklardan bir türlü kurtulamıyoruz. Yani kendi kendimizi hasta ediyoruz. Sağlık Bakanlığı ölümlerin üçte ikisinin kanser, kronik hastalıklar ve obeziteden olduğunu ilan etti. Hepsi gıda ile alakalı. Yukarıda ki ayetin tefsirinde de ifade edildiği üzere bütün insanlık, haramı helalle karıştırmışız ve şüpheli şeylerin peşine düşmüşüz. Böyle olduğu için hastalıklarla boğuşuyoruz. Hastalıklar artıyor, hastaneler çoğalıyor…Bir bununla övünüyoruz. Acınacak halimize seviniyoruz. 


Dünya ilaç sanayi 500 milyar dolarlık pazara hükmediyor. Hastalıkları haramlarla ve katkı maddeleriyle  onlar artırıyorlar, “ilaç sanayi” adı altında çözümü de onlar buluyorlar. Bu sanayinin ilk onuna giren firmaların beşi Amerika’dan (Pfizer gibi) beşi Avrupa’dan (Novartis gibi). İlaç sanayiinde bir tekelleşme söz konusu. Her şeye onlar karar veriyorlar.


Yediğimize, içtiğimize, kullandığımız temizlik maddelerine varıncaya kadar hepsine dikkat etmeye mecburuz. Sa’d b. Ebi Vakkas “Ey Allah’ın Rasulü! Dua eder misiniz ki, Allah (cc) beni de duası kabul olanlardan eylesin?” deyince, Allah Rasulü: “Bak Sa’d! Yediklerin helal olsun ki, duası kabul olanlardan olabilesin. Vallahi, haram lokma yiyen insanın duasını Allah(cc) kırk gün kabul etmez. Kimin eti haramla ve faizle oluşursa, ona ateş daha layık olmuş olur.” buyurdular.