"Bayburt Müslüman Dilendirmezler Cemiyeti" İle İlgili Tarihî Belgenin Tahlili

e-Posta Yazdır PDF

İstanbul Büyükşehir Belediyesini,
toplumumuzu yakından ilgilendiren
dilencilik meselesine el atması ve
teşhis-tedavi bağlamında çözümler
üretilmesi konusunda gösterdiği duyarlılıktan
dolayı tebrik ediyorum.
“Veren el alan elden üstündür”
prensibini hayat düsturu haline
getirmiş bir medeniyetin müntesipleriyiz.
Bizim medeniyetimiz “Komşusu
açken tok yatan bizden değildir” ilkesini
asırlarca topraklarında hâkim kılmış,
sadece insanlara yönelik değil
diğer canlıların da hakkını gözetmek
adına dünya tarihinde ilk defa vakıf
müessesini oluşturmuş bir medeniyettir.
Kaynağını tarihindeki bu güzelliklerinden
alan ülkemiz insanı, kendisindeki
bu cevheri, her zaman ve
zeminde korumuştur. Ancak Anadolu
insanının batı ve batının değerleriyle
tanışmasından sonradır ki bizde ki
güzel hasletler yavaş yavaş kaybolmaya
başlamıştır. Yardımseverlik, diğerkâmlık,
başkaları için yaşama gibi
hasletler bunlardan birkaçıdır…
Her geçen gün bozulan ekonomi,
maalesef sosyal yapının da bozulmasına
yol açmıştır. Gelir
dağılımındaki dengesizlik; zenginle
fakir arasındaki uçurumu daha da büyütmüştür.
Bu etkenler insanların birbirine
olan güvenini sarsmış, umutları
sekteye uğratmıştır. İş imkânlarının kısıtlı
olması sebebiyle, geçim kaygısı
çeken insanların sayısı günden güne
artmıştır. Bu da hırsızlık, boşanma ve
intiharları tetiklemiş ve aile yapımızın
bozulmasıyla sonuçlanmıştır. Bu fotoğrafın
karelerini her gün televizyon
ekranlarından ve gazete sayfalarından
hemen hepimiz takip etmekteyiz.
Buna karşılık, toplumumuzun bu yarasına
merhem olabilmek için kurulmuş
vakıf, dernek ve kuruluşlarımızın faaliyetlerini
de takdirle yâd ediyoruz.

İşaret ettiğimiz bu problemin tedavisi konusunda
ne yapabiliriz? Bakınız, batıyla yüzleşmeden
önce, yani yaklaşık yüzyıl evvel Bayburtlular
“Müslüman Dilendirmezler Cemiyeti”’’ni kurmuşlar.
Bir Bayburtlu olarak o günün şartlarında
kurulan bu mükemmel faaliyeti günümüze ışık tutması
açısından sizlerin ıttılaına arz etmek istiyorum.
Aşağıda maddelerini arz edeceğim bu
cemiyet, 1913 yılında Kaza kaymakamı Tunalı
Hilmi Bey önderliğinde, Bayburt eşrafının geniş katılım
ve desteğiyle kurulmuş ve 12 maddelik bir nizamname
oluşturulmuştur. Bu nizamname
Samsun ve Erzurum’da basılmıştır. Bu tarihi vesika,
arkadaşım, hemşehrim kıymetli tarihçi Taceddin
Kayaoğlu Bey tarafından Milli Kütüphane’de
bir araştırma sırasında bulunmuş ve gün yüzüne
çıkarılmıştır. Bu arada, Taceddin Kayaoğlu Bey’e
teşekkürlerimi arz etmeyi vazife telakki ederim…
Zannederim bu cemiyetin teşekkülünde en
büyük pay, Tunalı Hilmi Bey’e aittir. Önder olmadan,
rehber olmadan, yol gösterici olmadan böyle
bir teşebbüse girişilmesi zor olurdu, diye düşünüyorum.
Hepimizin bildiği gibi Tunalı Hilmi Bey, vasıflı
kapasiteli birikim sahibi bir devlet adamı olarak
karşımıza çıkmaktadır. Araştıran, çözümler üreten,
yerinde durmayan, aktif ve dinamik olma
gibi birçok vasıf, belki O’nun olmazsa olmazlarıdır.
Böylesi bir insan önünüze düştü
mü vatandaş olarak ona destek olmaktan
başka ne yapılabilir ki!!!
Bayburtlu da bunu yapmış ve desteğini
esirgememiştir.
Tunalı Hilmi, 1916’ya değin çeşitli kazalarda
kaymakamlık yaptı. Bu kazalardan
birisi de bahse konu Bayburt’tur. Daha sonra
savaş nedeniyle ülkeye göç eden ve sığınanların
durumlarını denetlemek ve düzenlemekle
görevlendirilmiş. 1920’de Bolu
Mebusu olarak son Osmanlı Meclisi’ne girmiştir.
İstanbul’un işgal edilmesi üzerine Ankara’ya
geçmiş ve TBMM’de Bolu’yu temsil
etmiştir. 1921 Anayasası’nın hazırlık çalışmalarına
katılmış. 2. ve 3. dönemlerde Zonguldak
milletvekili olarak TBMM’de
bulunmuştur. Tunalı Hilmi, 22 Kasım
1928’de İstanbul’da vefat etmiştir.
İşte Bayburt Müslüman Dilendirmezler Cemiyeti’nin
ortaya çıkışında Tunalı Hilmi’nin
düşünsel, dinamik ve cemiyetçi kişiliğinin
katkısı yadsınamaz bir gerçektir. Yağmur
Say’ın “Bir Şart-Bir Dilek” Adlı Broşürler İle
“Bayburd Müslüman Dilendirmezler Cemiyeti”Hakkında
Bir İnceleme Denemesi” adlı çalışması bizim
araştırmamızda faydalandığımız en önemli kaynaklarımız
arasındadır.
Onun öncülüğünde kurulan cemiyetin amacını
ve neler yapmak istediğini nizamnamenin
maddelerini sıralarken göreceğiz. Ayrıca bu nizamname
ile o dönemde Bayburt kazasının ekonomik
ve sosyal açıdan tarihî perspektifi de ortaya
çıkacaktır. Çünkü bu cemiyetin faaliyete geçtiği
dönem, savaş ekonomisinin uygulandığı bir dönemdir.
Olaylar bu çerçevede değerlendirilmelidir.
Burada Tunalının böyle bir cemiyete ön ayak olarak
işsizliğe bir ölçüde de olsa engel olma ve toplumsal-
kültürel yozlaşmanın önüne geçebilme
çabalarını görmekteyiz. Tunalı Hilmi’nin bu girişiminin
manidarlığı yanında, Bayburt’u tercih edişinin
de manidarlığı açıktır. Zira Bayburt halkı sosyal,
siyasal ve kültürel açıdan bu tür cemiyetlerin kurulmasına
oldukça yatkındır. Tunalı Hilmi de Bayburt
halkının bu yapısını sezmiş ve cemiyeti
Bayburt’ta kurdurtmuştur.
Ez cümle Bayburt halkının sosyal ve kültürel
yapısı ve pratik zekasına şu örneği vermek yerinde olacaktır. Tunalı Hilmi Bayburt Kaymakamıdır. O
dönemde Malasa (Aydıncık) köy muhtarı aynı zamanda
köy imamıdır. Köyünün bir problemin halli
için kaymakama gelir. Ancak kaymakam, muhtarın
kıyafetini pek uygun bulmadığı için görüşme talebini
reddeder. Muhtar, kaymakamın bu davranışından
çok hüzünlenir ve hemen oracıkta şu dörtlüğü
kaleme alır ve kaymakamın huzuruna çıkar ve mahalli
ağızla şöyle der:
“Bu gayri kıyafette gelen imamın bir dar
zıvga giyip gezmesine bak,
Başında kabalak belinde kama, üstü sim
sırmalı kabzesine bak,
Eke tavuk suya düşse boğulur, ya kaz cücüğünün
(civcivinin) üzmesine bak,
Kölhan atlar, çulda çirkin görünür, meydanı
irfanda üzmesine bak.”
Bu dörtlük karşısında çok etkilenen kaymakam,
muhtarı huzuruna alır,
- Bayağı da derinmişsin, be muhtar! der, talebini
dinler ve isteğini yerine getirir.
Söz buraya gelmişken, bu nizamnameyi ve
daha birçok devlete veya şahsa ait belgeyi elde ettiğimiz
arşivleme kültürü hakkında, kısaca şunları
söylemek istiyorum. Bilindiği üzere arşivin tarihi
çok eski milletlere dayanır. Eski Mısır ve Roma’da
birçok devlet, tapınak ve aile arşivlerine sahipti.
Mezopotamya’nın Nippur şehrinde, M.Ö. 2000 yılından
başlayarak tablet halinde belgelerin saklandığı
bit devlet arşivi bulunmuştur. Hattuşaş
(Boğazköy)’ta yapılan kazılar sonucunda da, M.Ö.
1800-2000 yılları arasında Hititlere ait muharebe,
antlaşma, kanun, kral yıllıkları, ve daha birçok belgelerin
saklandığı büyük bir devlet arşivi ortaya çıkarılmıştır.
Fransa, 1790, İngiltere 1838, Almanya
ise 1867 tarihinde milli arşivlerini kurmuştur. İslâm
devletlerinde ise öteden beri yazılı ve yazısız kâğıda
hürmet fevkalade idi. Bilhassa kul hakkı geçmesi
tehlikesi sebebiyle devlet evrakının
muhafazasına daha çok ehemmiyet verilirdi. En
büyük İslam devletlerinden birisi olan Osmanlılar
da aynı ananenin devamı olarak devlet evrakını en
müstesna yerlerde muhafaza etmişlerdir. Osmanlı
arşivleri Türkiye için olduğu gibi, dünya milletleri
için de en sağlam ve geniş olanıdır. Üç kıtaya yayılıp,
çeşitli dil, din ve ırktaki insanları asırlarca
idare eden Osmanlılar, arşivlerinde bu milletlere ait
bilgileri titizlikle kâğıt üzerine geçirip saklamışlardır.
Bugün yüz milyonlarca Osmanlı devletine ait
Türkçe arşiv malzemesi Osmanlıdan ayrılan devletlerde kalmıştır. Meselâ, Kudüs Françisten Manastırında
2644 Türkçe vesika mevcuttur. Romanya
arşivinde 210.000 vesika olduğu biliniyor.
Bunun yanında milyonlarca vesika çürütülmüş, yakılmış,
ve 1931’de vagonlar dolusu Bulgaristan’a
satılmıştır. 500.000 kadar Türkçe defter ve vesika
Bulgaristan’dadır. Maalesef bir kısım evrak da ambalaj
kâğıdı olarak esnafa intikal etmiştir.
Midhat Cemal Bey bu durumu ne güzel de
ifade etmiş;
Bizden iki üç yüz sene evvel uyananlar,
Hala uyuyanlardaki mahiyyeti görsün,
Efsanesi kaybolsa kıyamet koparanlar,
Tarihini okkayla satan milleti görsün.
Yukarıda da değindiğimiz üzere cemiyetin nizamnamesi
12 maddeden mürekkep olup elimizde
mevcut iki nüshası Erzurum İttihad Matbaası ve
Samsun Matbaa-i Cemil’de basılmıştır. Nizamname,
Milli Kütüphane’de Eski Eserler Bölümü
EHT 1978 A 172 numarada kayıtlıdır. Sade bir üslupla
kaleme alınarak yayımlanan bu nizamnamenin
maddeleri şu şekildedir:
MADDE-1: “Bayburt’ta “Bayburt Müslüman
Dilendirmezler Cemiyeti” adıyla bir cemiyet
kurulmuştur.
MADDE-2: Cemiyet kısaca söylemekle
maksadını bildirmiş, hatta husule gelmiş olmak
ümidini besleyerek ilan eder ki, İşin, işlemenin
dostudur. İşsizliğin, dilenciliğin düşmanıdır.
İmdi, işsizliği bahane edinerek dilenciliğe girişmiş,
yahut girişecek olanlara iş bulmayı sadakanın
en makbulü tutar.
MADDE-3: Cemiyet her işsize iş bulmaya
borçlu değildir. Yaşça, başça, sağlamlıkça, sanatça,
işçilikçe ve her türlü yaşayışça göze çarpar
bir halde güçlü bulunanlar cemiyete
kat’iyyen sığınamaz. Cemiyet yalnız bir hastalık,
bir felaket, belki de bir talihsizlik yüzünden
düşmüş olanlara açıktır.
MADDE-4: Cemiyet, münasip gördüğü bir
işi işlemeyenden hemen elini çeker. Eğer o kimseyi
dilencilikte görür ise hükûmet vasıtasıyla
derhal cezalandırır.
MADDE-5: Köylü dilenciler, dilenciliklerine
köylerinde de asla müsaade edilmemek, fakat
köylüleri tarafından hallerine göre geçimleri
temin edilmek üzere köylerine, kazalı olmayan
dilenciler ise kazadan dışarıya hükûmet vasıtasıyla
tard ettirilir.
MADDE-6: Cemiyet, şehirli güçsüzlere 15
yaşından aşağı, yukarı itibariyle yazın 40, 60;
kışın 60, 80 parayı geçmemek üzere gündelik
verir.
Güçsüz, hem kendisi, hem de nafakası
şer’an üzerine vacip kişileri besleyemez olanlardır.
Nafakası şer’ân üzerine vacip kişileri besler
olan bir güçsüze bakmaları için Şer’iyyeye
müracaatla işi neticelendirmek de cemiyetçe
bir vazifedir. Cemiyet bu vazifelerini “Dilendirmezler
Ocağı” adıyla anılır bir idare heyeti marifetiyle
görür.
MADDE-7: “Dilendirmezler Ocağı” ihtiyaca
göre umûmî ictimalarda azaltılır, çoğaltılır.
Fakat en 5 beş azadan oluşur. Biri, birinci
reis, biri de ikinci reis, biri başkâtip, biri müfettiş,
biri de sandıkkârdır. Öbürleri Ocak azasıdır.
Haftada muntazaman başkatipliğin davetiyle de
fevkalâde toplanırlar. Kararlarını ekseriyet,
fakat “Güçsüz Kararı”nı azasının dörtte üç reyiyle
verirler. Bunun kararı olmaksızın bir akçe
sarf edilemez.
Reisler, Cemiyetin de reisleridir. Birinci
reis, daima belde müftisidir. İkinci reisle beraber
Cemiyet’in hariçte mesulleridir.
Başkatip, muhaberatla hesabın gayr-ı kuyudattan;
müfettiş tahkikatla güçsüzlere müteallık
tahavvülattan; sandıkkâr tahsilatla,
hesabattan, cemiyetin dahilde mes’ulleridir.
Merci-i vasıta, başkâtipliktir.
Müracaat eden bir yoksul ise başkâtiplikten
bir “hüviyet kağıdı” alır; müfettişliğe götürür.
Muamele “Dilendirmezler Ocağı” kararıyla
biter. Ocağın, birinci reisinden başka azası,
umumi toplantılarda 6 ay için seçilirler.
MADDE-8: Umumi ictimalar ağustosla şubatta
olmak üzere yılda iki defa, reisliğin toplanma
gününden evvel on beş gün evvel,
kazadaki bütün cemiyet azasına gönderilecek
davetiyelerle vuku bulur. “Dilendirmezler Ocağı’nın
üçte iki yahut cemiyetin kazadaki azasının üçte biri tarafından başkâtipliğe verilecek
mazbata üzerine de fevkalade vaki olur.”
Geçmiş, gelecek altı aylık işler, hesaplar,
terakkîler hakkında malumat alınır, görüşülür,
karar verilir, seçimler yapılır. Azadan fevkalade
bir şakirliği (başarısı) görülenlere mukabele vazifesi
de îfâ olunur.
MADDE-9: Aza; “Sâîler” ve “Dilendirmezler”
adıyla iki koldur. Sâîler; Cemiyete duhuliye
olarak en azdan bir çeyrek mecidiye “sâîler sadakası”
verip yazılanlar, her nerede olur ise
olsun “Müslüman dilenmez, dilendirilmez!”
emelini takip etmek, ettirmek vaadinde bulunanlardır.
Kazada mukim Bayburt kazalılar bu
kısma yazılamazlar.
“Dilendirmezler”; nereli olursa olsun cemiyete
girerken en azdan bir çeyrek mecidiye
“dilendirmezler sadakası”, hem girdiğinin ilk
ayında hem her senenin martla eylülünde en
azdan yarımşar mecidiye “aylar sadakası” verenlerdir.
Sadakasını zamanında vermeyen istifasını
vermiş sayılır. Cemiyete yine girebilirse
de yine “dilendirmezler sadakası” verecektir.
Koldan kola geçen de en azdan bir çeyrek mecidiye
verir.
Dilendirmezler, gönüllerinde “kat’i bir
merhamet”, ruhlarında “müslüman dilenmez,
dilendirilmez!” emelini taşırlar. Kim ki rast geldiğine
sadaka vermekten kendisini alamaz;
der-akeb (hemen) zaafının keffareti olmak, yani
acıdığı kimseyi düşkünlükten mutlak surette
kurtarmak emeliyle, vazifesiyle hükûmete,
yahut cemiyete haber verir. Vermezse ikinci bir
keffaret karşısında bulunarak cemiyet sandığına
hemen bir yıllık zekatını, sadakasını yatıracaktır. MADDE-10: Cemiyet azası, 7 kişiye kadar
inmiş, bunlarında reyleri birleşmiş ise fesh edilebilir.
Yine o şart ile ki fesh kararını verenler,
cemiyetin bütün varını alarak Edirne ’ye gidecekler
orada ömürlerinin sonuna kadar İslam
yoksulları için çalışacaklardır.
MADDE-11: Bu nizamname cemiyet azasının
kazada mevcut üçte iki reyi ile ta’dil edilebilir.
MADDE-12: Cemiyetin mührü, nizamnamesi,
kendisi hükûmetçe tanınmıştır. 25 Mübarek Ramazan
1331/ 15 Ağustos 1329 (1913)
KAZA KAYMAKAMI TUNALI HİLMİ BEY’İN
DAVETİ ÜZERİNE CEMİYETİ KURAN TEMEL
ÂZÂSI:
Topçuyüzbaşısı Mahmut, Tabibi Rıfat, Baytarı
Osman, Mülazımı Ahmet Efendiler,
Posta Müdürü Nuri Efendi,
Eytam Müdürü Fahri Efendi,
Sıhhıye Baytarı Abdurrahman Efendi,
Rüşdiye Müdürü Ali Fehmi Efendi,
Â’şar Kâtibi Yakup Efendi,
Evkaf Memuru Fehmi Efendi,
Mütekaid Kolağası Es’ad Efendi,
Duyun-i Umûmîye Memuru Hamdi Efendi,
Mal Müdürü Rıfkı Ekrem Efendi,
Müfredat Katibi Sabri Efendi,
Orman Memuru Hakkı Efendi,
Erzincan’da Muallim Bayburtlu Muallim Mahmut
Kemal Efendi,
Dava Vekillerinden Şerif, Tevfik, Ziya Efendiler
Tüccardan Durak Efendi,
Hocaoğulları Hacı Mahmud ve Muhammed Efendiler,
Debbağ esnafından Şükrü Efendi,
Otelci Muhyiddin Efendi,
Bakkal Hasan Efendi,
Çakıroğlu Nazım Efendi,
Pamukcuoğlu Hacı Yusuf Efendi,
Erzurumlu Tevfik Efendi,
Tuzcuzade Şamil Efendi,
Keskinoğlu Hamdi Efendi,
Debbağ İbrahim Ağa,
Bilal Çavuş,
Hacı Bey.
TEMEL AZASINDAN DİLENDİRMEZLER
OCAĞI
Birinci Reis: Müftü Mehmet Sa’id Efendi,
İkinci Reis: Molla Mehmedlioğlu Mehmed Efendi,
Başkâtip: Saraycıklı Derviş Efendi,
Müfettiş: Hacı Dursunoğlu Şükrü Efendi,
Sandıkkâr: Pulur Beyi Hafız Hayreddin Bey
AZA
Ceza Reisi Arslan Bey,
Süleyman Paşaoğlu Hasib Bey,
Ağaoğlu Hüsnü Bey,
Belediye Reisi Enkavioğlu Hacı Mehmed Efendi,
Sekmenoğlu İlyas Efendi,
Ulemadan Müftüoğlu Hacı Nazım Efendi,
Tahsil Memuru Alişan Bey,
Esnaf Şeyhi Halil Ağa,
Şingahlı Hacı Mustafa Efendi,
Develioğlu Nevres Efendi,
Karslı Arslan Çavuş,
Ziver Efendi.
Son söz olarak, Bayburt’un medâr-ı iftiharlarından
Şair Zihni’nin dilinde: “Âşinâ-yı hakâyık u
mecâz”, “Neşr ü tahsilde Mısr u Hicâz”, “İlmü tefsirde
hilkat-tıraz”, “Ahd-i gülşende şehr-i şiraz” ve
“Belde-i sairede azdan az” olan Bayburt’un Tunalı
Hilmi önderliğinde gösterdiği bu fevkalade örneklik,
hem Bayburt hem ülkemiz hem de tüm insanlık
âlemi için numune-i imtisaldir. Adı geçen cemiyet
ne yazık ki bir yıl faaliyet göstermiş, 1914 yılından
itibaren muhaceret başladığından cemiyet faaliyetini
sürdürememiştir. Bu bir yıl içerisinde ne gibi
faaliyette bulunduğu hususunda yoğun araştırmalarımıza
rağmen kayda değer bir bilgiye ve belgeye
rastlayamadık. İcraat gösterip gösteremediğini bilemediğimiz
böyle bir cemiyeti oluşturup kurma
dahi, takdire şayan bir hareket olsa gerektir.
İnsanımızın bugünlerde unutmaya yüz tuttuğu
“hasbîlik”, “diğerkâmlık” ve “yardımseverlik”
gibi güzel hasletleri kaybetmemesini, gelecek nesillere
bu bilinci aktarmasını, halkı aydınlatmakla
görevli sorumlu kişilerin, bu hasletlere sahip insanımızın
faaliyetlerini organize edecek olan vakıf,
dernek ve belediyelerimizin özellikle de devlet yetkililerimizin
bu mevzuda gerekli bütün tedbirleri almasını
temenni etmekteyiz. İstanbul Büyükşehir
Belediyesini bu hayırlı teşebbüsünden dolayı tekrar
kutluyor, bu faaliyetin maksadına ulaşmasını diliyoruz.
Saygılarımla...