Örnek Nesil

e-Posta Yazdır PDF

Resulallah İsterse
   Kaderin bir cilvesidir ki Abdullah bin Ubey nifakın başı olmasına rağmen oğlu Abdullah halis bir müslümandı. Babasının Rasulullah (sav) hakkında kötü sözler söylediğini duyan Abdullah;

  - Ya Rasulullah babamın hakkınızdaki sözlerini duydum.Onu  öldürmek istiyor musunuz ? eğer onu öldürmek istiyorsanız bana emir verin başını huzur-u şerife getireyim. Herkes bilirki babama karşı muhabbetim fazladır. Başkası öldürürse, ihtimalki o adama karşı nefsimde bir düşmanlık meydana gelir ve bir kâfire karşı bir Mü’mini öldürmüş olurum . diyordu.

   Evet hiçbir yakınlık müslümanlığın getirdiği kardeşliğin önüne geçmez. Yine hiçbir yakınlık insanı islamdan ayıramaz her şey bir tarafa  Allah  ve Resulü diğer tarafa. Yani  hep Allah ‘ı ve Rasülünü isteme. İşte ufuk insanların ahlakı.

Mute  Kartalları
   Bizans ‘a yapılacak olan Mute seferinde  Resulullah Zeyd bin  Harise ‘yi  komutan tayin ediyor ve şöyle devam ediyordu ;

  -  Eğer Zeyd şehit olursa Cafer bin Ebu Talip komutaya geçsin, Cafer şehit olursa Abdurrahman bin Revaha komutaya geçsin, Abdurrahman’da şehit olursa Allah  kılıçlarından biri komutaya geçsin . Savaş sırasında Zeyd sonrada sırayla Cafer ve Abdurrahman şehit oldu. Komutayı Halit bin Velid aldı.

   Sahabi , Efendimizin yersiz söz söylemeyeceğini çok iyi biliyordu. Zira Efendimizin bu ihtarı onların şahadetine işaretti. İşte sahabe şûuru ; O’na en yakın insan Zeyd , Mekke’nin seçkin sülalesi olan Kurayşten Cafer bin Ebu Talip ki Mekke’de hatırı sayılı bir zengindi. Ve Abdurrahman  Mekke’nin en zenginlerindendir. Ama görüyoruz ki bile bile davaları için canlarını , mallarını ve ailelerini bir lahzada feda edebiliyorlar.

O Hep Zirvedeydi
   İnsanlığın iftahar tablosu Refik-i Ala’ya vuslatın yaklaştığı O hayatı seniyelerinin sonunda bile Bizans’a karşı bir ordu hazırlıyor başına da babası Mute’de şehit olan ve torunu gibi sevdiği Üsame’yi geçiriyor. Hastalığının ağırlaştığı o son anlarda bayılıyor, ayılıyor ve her ayılışında ordunun gidip gitmediğini soruyor. Ölüm heyecanı içinde olan bir insanın meşkul olacağı şey midir bu, bir dava adamı için ondan da ileridir.


   Peygamberlerin gönderiliş gayesi tebliğdir. Onlar hep Allah ‘ın dinini hemde Allah’ın dinine nasıl hizmet edileceğini öğretirler. Evet O (sav)  bu kudsi vazifeye omuz vereceklere bırakın rahat yaşamayı ölüm döşeğinde bile ne ile uğraşmaları gerektiğini fiilen öğretmiştir.

Sevmede Hz. Ömer ölçüsü
   Hz. Ömer bir savaştan sonra Hz. Üsame’ye  ( bir köle)  kendi oğlundan fazla ganimet vermişti. Oğlu bu durumun nedenini sorduğunda;

  - Hz. Peygamber Hz. Üsame ‘yi bir dizine, Hz. Hüseyin’i bir dizine oturturdu ve “ Allah ‘ım ben bunları sevdim sende sev, derdi” . Ben Hz. Muhammed’in (sav) senden çok sevdiği Üsame’ye daha çok verdim.

   Resulullahı sevmek Allah sevgisi ile doğru orantılıdır. Hz. Ömer ki sahabenin büyüklerindendir. Resulullah sevgisini kendi babalık sevgisinden önde tutmuştur. Ve durum gayet açıktır ne tür yakınlık olursa olsun tercih daima Rasulullah olmuştur.

Dünya Malı İstemem
   Amr ibn’ül As’a bir savaştan sonra ganimet teklif edilince çok üzülmüş ve “ ben ganimet için müslüman olmadım” demiştir.

   Sahabi şuuruna güzel bir misal. Elbet müslüman ücretini yalnız Allah ‘tan bekler.

Vefa İnsanı
   Bedir savaşında Hz. Ebu Bekir müslümanların safında, oğlu Abdurrahman kâfir safında idi. Abdurrahman müslüman olunca Ebu Bekir’e ;

  - “Baba Bedir günü karşıma çıktığında ben seni öldürmemiş başkasına bırakmıştım” deyince

  - Hz. Ebu Bekir “ Vallahi ben seni kimseye bırakmaz öldürürdüm” cevabını vermişti.

   Evlatta olsa hak davası için feda edilir. İşte Hz. Ebu Bekir’in şûuru.

Zor Tercih
   Peygamberimiz Tebük seferine çıkarken Abdullah bin Ubey başkanlığındaki münafık topluluğu -  “Bu sıcakta harbe çıkmayın” dediler.

   Onların bu tutumu karşısında -  “De ki cehennem ateşi daha sıcak”( Tevbe ) ayeti nazil oldu.
   Evet burada Tebük seferi Allah’ın emirlerine uymadaki çile ve ızdırabı, Abdullah Bin Ubey  ‘de nefis ve islam düşmanlarını temsil etmektedir. Öyle ki Allah ‘ın emirlerini yerine getirme ( başta namaz kılma olmak üzere Allah yolunda bütün fedakârlıklara katlanma ) ızdıraplıdır, çilelidir, zordur. Ama unutulmamalıdır ki cehennemin azabı çok daha çetin ve çok daha şiddetlidir. Ya fani dünya da geçici çile ya baki alemde tükenmez ceza! Tercih insanoğlunun.

Enes Bin Nadr
   Bedir ‘ e katılamamıştı. O, cihad aşkıyla yanıyordu ve kader onun bu halis isteğine sarp yokuş Uhud’da evet diyecekti. Savaşın iyice kızıştığı bir andı; münafıklar Resulullah’ın öldüğü haberini yayarak islam saflarında ümitsizlik, geriye çekilme meydana getirme getirmek istiyorlardı. Bu acı haberi duyan Hz. Ömer düşman saflarına doğru koşan Enes’e seslenerek;

  - Enes , dağa çekilin Rasulullah öldü. Bu haber karşısında dünyası kararan Enes:

  -“Resulullah’ın öldüğü yerde biz yaşamamalıyız“ diyerek düşman saflarına daldı.

   Savaş sonrası aziz şehid yediği kılıç darbeleriyle tanınmaz hale gelmişti. Onu kız kardeşi elindeki yüzükten tanımıştı.

   Evet, “Resulullah’ın öldüğü yerde biz yaşamamalıyız”  bu söz sahabenin islam davasına sadakatini göstermektedir. Zira Rasulullah’ın cismi Allah davasını temsil etmektedir. Uğruna baş konulan davada Rasululullah’ın cismini koruma davası değil temsil ettiği hakikatlerdir. İşte sahabenin mücadelesi budur; Allah’ın dininin yer yüzünde hakim olması. Efendimiz cismen yeryüzünde olmasa da temsil ettiği yüce mefkure ebetlere kadar devam edecektir. Bize düşende sahabe şûuru ile bu davaya sahip çıkabilmektir.

İstediğimiz Ahirettir
   Hz. Ömer bir gün saadet hanesini ziyarete gitmişti. İçeriye girdiğinde Resul-i Ekrem ‘in mübarek vücuduna yattığı hasırın izi geçmişti. Bu tablo karşısında Hz. Ömer’in gözleri dolmuş: - Ya  Rasulallah (sav) Bizans İmparatoru, Kisra hanedanı saraylarında rahat döşeklerde yatıyor. Çevrelerinde hizmetçileri onlara hizmet etmek için sırada bekliyorlar. Halbuki onlar sadece birer devletin sultanı siz ise bütün alemlerin sultanı Kâinatın Efendisisiniz.

   Rasulullah Hz. Ömer’in bu sözlerine; -“İstemez misin ya Ömer dünya onların ahiret bizim olsun” şeklinde karşılık verir.

    Hasır üzerinde yatması onun eşsiz mütevaziliğindendir; yine içerden hasırdan başka bir şey olmaması her zaman sadeliğe önem verdiğinin güzel bir örneğidir. Zira kibir, şöhret ve gösteriş, ancak insanı Allah ‘tan uzaklaştırmaya yarar.

   Efendimiz dünya malına hiçbir zaman ehemmiyet vermemiştir. Fakat bu bu durum O’nun dünya malına sahip olamayışından kaynaklanmamaktadır. Zira Hz. Hatice ile evlendiğinde Mekke’nin en zenginlerinden olmuş fakat bu serveti Allah yolunda tüketmiştir. Yine İslâmiyet yayıldıkça İslam orduları zaferler kazanmış ve bu zaferlerin çoğunu efendimiz kumanda etmiştir. Bir fikir vermesi açısından biz sadece Huneyn savaşı sonrasında elde edilen ganimete bakalım; 6000 esir, 24.000 deve, 40.000 koyun, ve yaklaşık 4,5 ton altın ve gümüş. (sonsuz 1 nur sayf 211)
   Bu ganimet paylaşılmış sadece Ebu Süfyan’a 300 deve ve 130 kilo gümüş düşmüştür.

   Efendimiz bu ordunun kumandanıdır ve en fazla ganimeti onun alması lazımdır. Bırakın koyunu, deveyi, esirleri sadece altın ve gümüşten kendi payına düşeni alsa bu mal onun hayatı boyunca rahat yaşamasını sağlamaya yetecektir.

   Evet o, elinde olduğu hem de çok fazla olduğu halde dünya malına tenezzül etmemiş sade bir hayat yaşayarak bu dünyadan göçmüştür, zaten “ Faniyi bırakıp bakiye yönelmeyi” tam manasıyla temsil eden de O (sav) değil mi?
Sana Feda Olsun


   Hz. Sümeyra Uhud ‘da Rasulullah ‘ın şehid olduğunu duyunca soluğu Uhud dağının eteklerinde almıştı, orada kendisine ; “baban, kocan, çocukların “ denilip naaşları gösterildiğinde o Rasulullah ‘ı arayarak şöyle mırıldanır; “ Resulullah’a ne oldu “  İşte Resulullah şurada denlince kendini onun önüne atarak; “sen olduktan sonra bütün musibetler hafif gelir ya Rasulallah” demiştir. Bir insanın yakının öldüğü kendisine söylenince neler hissedeceği nasıl dünyasının kararacağı malumdur. Hele bu bir ana ve kaybettiği iki genç evladı olursa acının ve ızdırabın şiddetini kelimelerle ifade etmek oldukça zorlaşır. Birde bu zor anda ince ruhlu anayı teskin edecek kocanın olmayışı, bundan daha acı olarak kocanın da aynı yer ve zamanda vefat etmesi adeta dayanılması imkânsız bir keyfiyet arz eder. Ama görüyoruz ki mesele Efendimiz olunca her şey unutuluyor. Çünkü Efendimize olan bağlılıkları ailevi bağların çok ilerisindedir.

Neye Evet Diyorsunuz
   Akabe biatları sırasında biata gelen Medinelilere biat etmeden önce , daha müslüman olmamış Hz. Abbas ; ( Efendimizin amcası daha sonra müslüman oldu)

  - Ey Medineliler O ‘na biat etmekle Bizans’ı , Sasaniyi , kabilelerinizi karşınıza aiıyorsunuz, O ‘nu canınız gibi korumaya , mallarınızı O’ nun uğrunda seve seve vermeye evet diyorsunuz. “Neye evet dediğinizi düşünün öyle kara verin” dedi.

   Medineliler Efendimize; - Evet dersek kazancımız ne olur “diye sorduklarında Kâinatın Efendisi; - “ Ahirette kurtulursunuz ben size dünyada bir şey veremem dedi.Orada olan bütün Medineliler Efendimize gönülden “evet” diyerek biat ettiler.

   Mesele gayet açıktır. İman etmenin gerektirdiği yükümlülük ve yine iman etmenin getireceği ebedi mutluluk. Sahabe islamiyeti bilerek ve isteyerek kabul etmiş ve sonradan dinlerini uğruna nicelerini canından ve malından fedakarlık yapmıştır. Fakat tarih şahiddir ki hiçbir sahabe yaptığı fedakarlık kaybettiği evlat veya mal yüzünden asla şikayette bulunmamıştır. Zira onlar bu yola bilerek ve isteyerek girdiler.

Ruhun Zaferi
   Hayatında hiç yenilgi tatmamış orduları zaferden zafere götüren Halid bin Velid’in ölürken miras bırakabildiği sadece kılıcı vardı. Hz. Abbas ondan geride kalanları söylerken böyle der. Buna düşmana karşı zaferden zafere koşan Halid’in nefsine karşı kazandığı zafer diyebiliriz.

İmanın Gücü
   Hz. Musa’ya iman eden sihirbazlar. ( yaptıkları yılanların Hz. Musa’nın asasının değişip büyük yılan haline gelmesi ve onların bütününü yutmasının bir sihir değil olsa olsa mucize olduğunu anlayarak onun peygamber olduğuna iman etmişlerdir. )

   Firavunun ölüm tehdidine aldırmamış ve ona: -“ Bizi öldür fani ömrümüz biter ama daha güzel, daha rahat baki ömrümüz başlar” demişlerdi.
   Hakiki iman ve bu imandan kaynaklanan teslimiyet. Evet hakiki iman karşı konulması imkansız bir güç kaynağıdır. Bediüzzamn’ın  ifadesiyle:

   “İman hem nurdur hem kuvvettir. Hakiki imanı elde eden adam kâinata meydan okuyabilir.”

   “ Her hakiki hasenat gibi cesaretin dahi manbaı imandır.”

Tercih O (Sav)  Olunca
   Cesur sahabe Ebu Ubeyde bin Cerrah Bedir savaşında müminlerin safında babası Abdullah ‘ta müşriklerin arasında idi. Savaş sırasında babası ile karşı karşıya geldi. Ebu Ubeyde babasının müşrik kanını dökmemek için değişik yerlere geçiyordu. Fakat babası on öldürmek istiyor bir türlü peşini bırakmıyordu. Nihayet Ebu Ubeyde babasını dinine feda etti. Bu olay üzerine;

   “Allah ve ahiret gününe iman edenlerin babaları veya oğulları veya kardeşleri veya soyu sopu olsada yine Allah  ve peygamberini düşman tutanlara dostluk ettiğini görmezsin” ayeti nazil oldu. ( mücadele suresi;22)

İnancımdan Taviz Verme
   Sa’d bin Ebu Vakkas müslüman olunca, müşrik annesi en zayıf yerinden yakaladı. Ve “ Anneye,  babaya itaati söyleyen sen değilmisin” dedi. “evet” cevabını alınca kadın;

   “Sen Muhammed’in dininden dönmedikçe vallahi yemek yemeyeceğim” dedi. Sa ‘d;

  - Vallahi anne yüz tane canın olsa birer birer çıksa ben yine dinimden dönmem. Artık sen bilirsin ister ye ister yeme ,” dedi. Kadın çaresiz bundan vazgeçti.
   Anne- baba insanın en başta hürmet edeceği kutsi iki varlıktır.

   Ancak mesele imandan taviz olunca can verilir fakat imandan, islamdan asla taviz verilmez.

Mus’ab Bin Umeyr
   Mus’ab Mekkenin en zengin ailelerinden birinin oğluydu. Peygamberimize (sav) iman ettikten sonra ailesi ve Mekkeliler onu kınadı, kötü davrandı. Peygamberimiz bir gün ashabıyla sohbet ederken Mus’ab gelip selam verdi. Peygamberimiz bu selamı aldıktan sonra; dünyayı bütün ahalisiyle birlikte değiştirebilen ALLA ‘a hamd olsun. Şu genç adamı görüyor  musunuz. Önceden anne babasının en sevgili varlığı idi. Allah ve Rasülünün sevgisi anne- babasının sevgisine galebe çaldı. O da Allah ve Rasülünü tercih etti.

   Birinci akabe biatından sonra Es’ad ibni Zürare ‘nin evinde Medine halkına İslamiyeti anlattı. Böylece ilk muallim olma şerefini kazandı.

   Bilahare Mus’ab Medinedeki inkişafı anlatmak için Mekkeye gelip Rasulullah’ı ziyaret etti. Bu ziyaretten haberi olan Mus’ab’ın annesi ; -“ Hayırsız evlat Mekke’ye gelipte benden önce bir başkasını nasıl ziyaret ediyorsun” deyince Mus’abın cevabı; - “Ben Rasulullah’tan önce kimseyi ziyaret edemem” idi.

   Mekkede bulunduğu bu esnada bir gün Hz. Muhammed ( sav) O’nun bir kemik parçasnı sıyırdığını gördü ve yanındaki sahabelere;

 -“Bu zatı görüyor musunuz  anne ve babası ona en güzel yiyecekleri verdiği halde onları bırakıp bizimle beraber açlığa tahammül ediyor” demişti.


   Uhud harbinde sancaktarlık yapan Mus’ab ‘ın harp sırasında vefat ettiğinde üzerine kefen olarak koyulabilecek bir bez parçası dahi yoktu. Başı örtüldüğünde ayakları ,ayakları örtüldüğünde başı açık kalıyordu.

Hz. Ebu bekir
   Hz. Ebu Bekir ticaretle uğraşan zengin itibarlı çok gezdiği için kültürlü ve zayıflara yardım eden birisiydi. Efendimize Peygamberlik vazifesi geldiğinde  O ticaret maksadıyla gittiği Yemen ‘de bulunuyordu. Döndüğünde Ebu Cehil ve Utbe bin Muayt gibi Kueryş ‘in ileri gelenleri hemen etrafını sardılar. Çünkü Hz. Muhammed ‘in (sav) en yakın arkadaşının O olduğunu biliyorlardı.

   Ebubekir -- “ hayrola” dedi. “Mekke de yeni bir haber mi var”

   Müşrikler --  “ Muhammed ( Ebu Talip’in yetimi) peygamberlik iddasına kalkıştı.

   Ebubekir –“ Bunu bizzat kendisimi söyedi.”
Evet cevabını alınca; “Kendisi söylüyorsa doğrudur” dedi ve hemen onun O’nun yanına koştu.

   Sonra Efendimizi buldu söylenenlerin doğru olduğunu öğrenince vakit geçirmeden şehadet getirdi. Müslümanlar 38 kişi olunca Hz. Ebu Bekir ve diğer müslümanlar Kâbeye giderek insanları, bir olan Allah ‘a davette bulundular. Müşrikler O ‘nu bayılıncaya kadar dövdü: Eve getirilip baygınlığı geçince ilk sorusu;“ Resulullah’a ne oldu.” İdi. Yemek ye, su iç diye ısrar ettiyselerde “Onu görmeden hiçbir şey yapmam” dedi ve yakınlarının kollarına girerek o hayliyle Rasullah’ı görmeye gitti.

Abdurrahman Bin Avf
   Mekke’nin hatırı sayılır zenginlerinden  Abdurrahman Medineye hicret ettiğinde Efendimiz onu Sa’d bin Rebi ile kardeş yaptı.

   Sa’d Abdurrahman ‘a -Kardeşim ben Medine’nin en zenginiyim. İşte malımın yarısı, ik tane hanımım var hangisi hoşuna gidiyorsa boşanayım evlen. Abdurrahman’ın cevabı ise

  - Kardeşim Allah sana malını ve hanımını mübarek etsin, sen bana bir ip ver ve pazarın yolunu göster diyordu. Mekke de rahat hayat yaşayan bu sahabe Medine ‘de geçimini pazarda sırtında yük taşıyarak temin ediyordu.
Ebu Akîl Destanı
   Abdullah bin Ömer anlatıyor; Yemame savaşında Ebu Akil kolu kesilmiş ve tüm vücudu kanlar içinde çadırda yatıyordu. Tam bu sırada müslüman saflarında çatlamalar meydana gelmişti. Huneyn savaşında da aynı tablo oluşmuş müslümanlar son bir gayretle düşmana galebe gelmişlerdi. Maan ibni Adiy bu olayı hatırlatarak;

   -“Ya Ensar Huneyn de olduğu gibi sizden bir gayret bekleniyor” diye haykırdı.

   Bu ses çadırın içinde bütün azametiyle duyuldu, bu sesten sonra ölmek üzere olan bu insan hortlamış gibi yerinden kalktı ve savaş alanına daldı. Bir ara kılıç kullanmasına engel olan kolunu ayağı ile basıp kopardı.

   Savaş bittiğinde O’nu bulduğumda her yerinden yara almış şekilde yatıyordu. Konuşmaya bile takatı kalmamış son anlarını yaşayan bu insan bana; - “Kim mağlup, kim galip” diye sordu.

   - “ Müslümanlar galip” deyince ellerini dua eder gibi yukarıya kaldırdı ve vefat etti.

   Müminler içinde Allah ‘a verdikleri sözde duran nice erler var işte onlardan kimileri o yolda canını vermişlerdir, Kimide ( şehitliği) beklemektedir. Onlar hiçbir şekilde sözlerini değiştirmemişlerdir.( Ahzap; 23)

Abdullah İbnü Huzafetüs Sehmi
   Çok cesur sahabe idi, Bizans’a esir düşmüştü. Bizans komutanı onun cesaretini duymuştu. Bu cesur insanı kemdi tarafına çekmek isteyen Bizans komutanı Hıristiyan olması koşulu ile onu iktidarına ortak yapma teklifinde bulundu. Aldığı cevap “hayır”dı.


İşkencenin akla hayale gelmeyenini tatbik etmişler dininden dönmeyince de idamına karar vermişlerdi. Bu karar üzerine Abdullah ağlamaya başladı. Bizanslılar şaşkındı zira kafasını defalarca kaynar suya sokmuşlar, atların arkasına bağlayıp sürüklemişler bütün bunlara katlanan birinin ağlamasına anlam verememişlerdi. O’na korkuyor musun? diye sorduklarında;

   -Böyle bir tek canla gideceğim diye üzülüyorum. Arzu ederdim ki başımda ki saçlarım adedince başım olsun onları sevdiğim Allah ve Rasulüne feda edeyim. Ama şu anda buna sahip değilim ve sadece bir can feda edebiliyorum.