Rufai Yolu ve Sünnet

e-Posta Yazdır PDF

Tasavvuf ve tarikatlar sünnetin
ihyasından ibarettir. İslamî bir hayat
ancak sünnetin yaşanılmasıyla mümkündür.
Resulullah’ın sünnetinden kıl
kadar ayrılan dalalete düşmüştür.
Çünkü biliyoruz ki kurtuluşa erecek
olanlar ancak sünnete tabi olanlardır.
Tasavvuf ancak sünnetin pratiğe dökülmesidir.
Mutasavvıflar bu konuda
çok hassas davranarak çevrelerindeki
insanları sünnetin nurlu yoluna çağırmışlardır.
Ayrıca kendileri de sünnetin
canlı pratikçileri olmuşlardır.
Kulluğun nasıl yapılacağının reçetesini
bizler sünnette buluruz. Sünnet
bizler için bir hayat tarzı ve yol
haritasıdır. Sünnete uymayan her hareket,
her adım, her fikir sapıklığın ta
kendisidir. Bir harekette, bir meşrepte,
bir oluşumda sünnet yoksa o oluşum
dinin içerisinde olmayan bir oluşumdur. Kendilerini İslam dairesinde gören herkes mutlaka
sünnet dairesi içerisinde kalmalıdır. Sünnet
dairesinin dışına çıkan kim olursa olsun, unvanı,
adı, sanı ne olursa olsun mutlaka sapıtmıştır.
Tasavvuf ve tarikatlar sürekli gündemdedir.
Gündemde olmalarının sebepleri farklı farklıdır.
Hem tarikatlardaki insanların yaptıkları olumsuz
işler, hem de tasavvuf ve tarikatları bilmeyen kişilerin
bilmeden söyledikleri bazı sözlerden dolayı tasavvuf
sürekli gündemde tutuluyor. Yanlış
uygulamaları gören bazı kimselerinde işin esasını
araştırmadan, öğrenmeden cahilane sarfettiği sözler
işi çığırından çıkarıyor. Bilmeden büyük zatlara
iftiraya- bühtana varan ölçüsüz, edep dışı sözler
ediliyor.
Seyyid Ahmed el Kebir Rıfai kuddise sırruhu
buyuruyor;
“Allah Tealayı, Muhammed sallallahu
aleyhi ve sellem’e uymakla arayınız. Nefis ve
hevanızın doğrultusunda giderek Allah yoluna
girmekten sakınınız! Kim nefsine tabi olarak
yola koyulursa ilk adımında sapıtır.
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in
şanını yüceltiniz. O, Hak Teala ile insanlar arasında
bir dil, Allah’ın kulu, Allah’ın sevgilisi, Allah’ın
Rasulü, Allah’ın yarattıklarının en
mükemmeli, Allah’ın elçilerinin en faziletlisi, Allah’a
giden yolu gösteren, Allah’a davet eden,
Allah’tan haber veren, Allah’tan buyruklar alandır.
O, Rahman’ın nimetlerine açılan genel bir
kapı, hiçbir şeye ihtiyacı olmayan samedaniyet
cennetine girmekte herkes için bir vesiledir.
Kim Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’e
tutunursa vasıl olur, Kim Ondan ayrılırsa,
uzaklaşır. Nitekim buyurmuştur ki; “Arzusunu,
hevasını, benim getirdiklerime tabi kılmayan
kimse iman etmemiştir.” [1]
“Biliniz ki, peygamberimiz sallallahu
aleyhi ve sellem’in nübüvveti, vefatından sonra
da tıpkı hayatındaki gibi devam etmektedir ve
Allah Teala’nın yerlere ve üzerindekilere varis
olacağı (kıyamet) gününe kadar sürecektir.
Bütün insanlar O’nun şeraiti ile mükelleftirler,
geçmiş şeraitlerin hükümleri Onun şeraiti ile
nesholunmuştur (geçersiz kılınmıştır.) Onun
mucizesi olan Kur’an kalıcı bir mucizedir…
Onun doğru haberlerini kabul etmeyen,
Allah’ın kelamını reddetmiş gibidir. Öyleyse Allah’a,
Kitabına ve Muhammed sallallahu aleyhi
ve sellem’in getirdiği bütün haberlere de iman
ettik. Allah Teala; “Her kim kendisine hak açıklandıktan
sonra, peygambere muhalefette bulunur
ve mü’minlerin yolunun gayrısına
giderse, biz onu döndüğü o yolda bırakırız.
(fakat ahirette) onu cehenneme koyarız ki, o ne
fena bir yerdir.” [2] Buyuruyor.”[3]
“Bu yolda yalnız Peygamber efendimiz
sallallahu aleyhi ve sellem’e tabi olana uymak
gerekir. Hak yolu arayanlar, peygamber efendimiz
sallallahu aleyhi ve sellem’e tabi olanı bulmalıdırlar.
Kendini beğenmiş olanlara ve kuru
iddia sahiplerine uyulmaz.
Manevi hal ancak Efendimiz sallallahu
aleyhi vesellem’den gelir. Babadan oğla geçmez.
Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem’e
tabi olmadan boş bir davaya kapılanlar varsa
yanılıyorlar.” [4]
“…Her hayır kapısının açılmasını isteyen,
O’nun (sallallahu aleyhi ve sellem) eteklerine
yapışmalı, dünyanın ve ukbanın hayrını arzu
eden, Onun yoluna girmelidir…” [5]
“… Acaba marifet kapısına, hadisi şeriflerin
gösterdiği yollardan başka bir yoldan varmak
mümkün olur mu?.. İrfan sahiplerinin
kurtuluşu için Peygamber efendimiz sallallahu
aleyhi ve sellem’in sünneti şerifini yerine getirmekten
başka çare var mıdır? İrfan sahibi,
ancak bu yolda devam ettikçe nefsini ıslah edebilir.
Nefs, Peygamber efendimiz sallallahu
aleyhi ve sellem’e uyduğu süre, Hakk’a ve hakikate
boyun eğebilir.” [6]

“Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem
şöyle buyurdular; “Beni Rabbim terbiye etti,
terbiyemi de üstün ve güzel eyledi” [7] Bu hadisi
Peygamber efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem’in
terbiye yolunu gösteriyor. Bizim de o
yola girmemizin gerektiğini anlatıyor. Çünkü o
yoldan birazcık şaşan, sapar. Ondan kendini
ayrı sayan azar, kudurur. İman sahipleri gayelerini
bu yolda yükseltirler. İrfan sahiplerinin iç
alemi bu yolda güzelliğini bulur. Başka türlü düşünmek
imkansızdır. Allah’ı bulmak arzusunda
olan bu yola girmeye mecburdur. Peygamber
efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem’in açtığı
edep ve terbiye çığırına girmeden, kimse bir
şey ummasın. Hak ve hakikat yolcusu, bulacağını,
anlattıklarımız dışında bulamaz!” [8]
“Her kim nefsani istek ve ve arzularını
Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem’in
tebliğ ettiği şeriatı mutahharaya hor bir
köle gibi boyun eğdirmezse, bu kişinin imanlı
olduğu nasıl söylenebilir?” [9]
“…Allah Teala, Peygamber efendimiz sallallahu
aleyhi ve sellem’i, peygamberlerin en
mükemmeli ve sonuncusu olarak göndermiştir.
Peygamberlere iman; onların getirdiklerine
inanmak, emrettiklerini yerine getirmek, nehyettiklerinden
kaçınmak, peygamberlerin efendisi
Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in
getirdiği ve önceki şeraitleri kapsayan, Şeriatı
Muhammediye’nin gereklerine uymak, zahir
ve batın her şeyde şeriata teslim olmaktır.” [10]
“Kardeşlerim! Efendimiz, mürşidimiz,
Rabbimize ulaşmaya vesile ve hidayet kaynağımız
olan sevgili peygamberimiz’in sünnetine
ittiba etmekle bana yardımcı olunuz. Peygamber
efendimiz sallallahu aleyhi ve selem, Kitap
ve Hikmeti öğretmekle bizi temize çıkarmış, bilmediğimiz
hususları aydınlatmak suretiyle de
bizi körlük ve cehaletten kurtarmıştır. Dikkat
ediniz. Sakın bir çok yanlışları olan şu bid’at sahiplerinin
sözlerine aldanmayınız. Batıl ehlinin
yolunda bulunmayınız…” [11]

“…Yolumuz; Kitabullah ve Sünneti Nebevidir.
Bilmiş ol ki, derviş, sünnete ittiba ettiği
müddetçe doğru yoldadır. Sünnetten yüz çevirdiği
an, doğru yoldan sapmıştır” [12]
“Muhammed kelimesinin yazılışı, ezelden
ebede kainat sayfaları üzerina uzatılmış ve yayılmıştır.
Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in
azamet ve etkinliği, sonradan yaratılan
her türlü varlığın üzerinde daimi bir hüccet,
yani delildir. Huccet, kalpten şüpheyi gideren
ve hasmın itirazını – inatçılığı sebebiyle dili konuşmaya
devam etse bile – kesin olarak bertaraf
eden delildir. İnkârcılar, hazreti peygamberin
delil oluşunu hasetleri sebebiyle görmezlikten
gelse bile, onun büyüklüğünü yakınen kabul etmişlerdir…
hüküm ve hikmetin tamamı ona
mahsustur. O da Muhammed sallallahu aleyhi
ve sellem’dir. O ceberut âleminin basamaklarıdır.
Kıyamet gününe kadar emir ve nehiy sahibidir.”
[13]
“Nur-i Muhammedi’nin şafağı sökmüş, güneşi
doğmuştur. Ebedi olarak da batmayacaktır.
Ta kıyamete kadar… Kim ki Rasulullah’ın sünnetini
ihya etmek ve emirlerini yaymak maksadıyla
hizmette bulunursa, işte o, kurtuluşa
ermiş, fevz ve necat bulmuştur. Onun için yüz
şehid sevabı vardır…” [14]
“Ne aşağılık bir himmet sahibidir o kimse
ki, Allah’ın dinini halka anlatmaya çalışan ve
peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’e yardım
eden bir kişiye karşı çıkar ve düşmanlık eder.
Vah ona, yazık ona! Onun aklı yok! Zira her
Ademoğlunun Rasulullah sallallahu aleyhi ve
sellem’in yoluna uyması ve Onun dinine yardımcı
olması gerekir. Ona karşı gelenler biraz
düşünüp anlasalardı, bilirlerdi ki, Muhammed
sallallahu aleyhi ve sellem, adalet meşalesini
yakmış, geniş ve düz yolu açıklamış, hucceti
ikame etmiş, kat’i ve sarsılmaz imanı kalplere
yerleştirmiştir…” [15]

[1] Beyhaki Medhal(188) Hatib(4/369) İbni Cevzi ZemmülHeva(s18) Deylemi(7791)
ŞerhusSünne(104) Nevevi Erbain(41) HakiymTirmizi Nevadir(2/388) Mişkat(167) İbni
Ebi Asım esSünne(1/12) İbni Müflih Adabuş Şer’iyye(2/65) İbni Receb CamiülUlum(
364) MevahibiLedüniye(2/129) SevaikulMuhrika(s460) Suyuti Miftahul
Cenne(s136)
[2] Nisa, 115
[3] ElBurhanul Müeyyed(s.27-28, terceme s.54)
[4] Haletu Ehli Hakikat(s.92)
[5] Ahmed Rıfai Haletu Ehli Hakikat(s149)
[6] A.g.e.(s.197) Bkz.: HikemirRifaiyye(s83)
[7] KeşfulHafa(1/62) Fevaidu Mecmua(327) Kenz(31890) Nevafihul Atira(68) Daife(72)
İbni Teymiye Mecmuatur Resaili Kübra(2/336) İbni Teymiye; manası sahih, ancak
sabit bir isnadını bilmiyorum” der.
[8] A.g.e.(s225)
[9] Mecalisus Seniyye(s40)
[10] Mecalisus Seniyye.(s17)
[11] Mecalisus Seniyye(s45-46)
[12] A.g.e.(s53) ayrca bakınız; s.58, s.65 v.d.
[13] A.g.e.(s.61,63)
[14] Nizamul Has(s128)
[15] Nizamul Has(s.182, bkz. S.183-184)