Açık Mektup

e-Posta Yazdır PDF

Kaç fidan devirecek daha bu kirli eller,

Kaç umudu vuracak korkak kalleş emeller.

Nice şafaklar bir bir doğmadan karartıldı,

Kör ve sağır vicdanın kucağına atıldı.

 

Kimdir bu azgın güruh gücünü kimden alır,

Bir kara bulut gibi güneşe perde kalır.

Bu zalim örtü nedir, nedir bu zalim örtü,

Nasıl egemen oldu dünyaya sefih dürtü.

 

Yemini biz mi verdik leş yiyen kuzgunların,

Müsebbibi biz miyiz yoksa akan kanların.

Beklide alkış tutan kendi ellerimizdi,

Bu yüzden halimizi çürük bir ipe dizdi.

 

Nasıl değişiverdi o mukadder yazımız,

Kan ve zulüm altında geçiyor hayatımız.

Bu güzide gezegen böyle mi olmalıydı,

Emaneti İlahi böyle mi kalmalıydı.

 

Nasıl unutuverdik verdiğimiz yemini,

Hani biz olacaktık yeryüzünün emini.

Öyle büyüledi ki yalan dünyanın fendi,

Kölesi oluverdik o da bize efendi.

 

Hâlbuki ecdadımız muazzez hilafeti,

Taşımakla bertaraf etmişlerdi afeti.

Yayılmıştı cihana huzur sükûn adalet,

Cenab-ı Hak’tan murad işte buydu emanet.

 

Dinle ey sapık mantık, beli silahlı dinle,

Necat saadet ancak iman ihsan ve Din’le.

Biliriz o maskenin altındaki niyeti,

Ve sonra zalimleri bekleyen akıbeti.

 

Karanlığın kökü yok o ki muhal varlıktır,

Ondan kurtulmak için beklenen aydınlıktır.

Hak gelince kesilir batılın çirkin sesi,

Bir anda uçuverir küfrün iğrenç nefesi.

 

Yine aydınlanacak ümmetin altın bahtı,

İkame edilecek yıkılan tacı tahtı.

Bu işin sırrı belli sırrı iki hecede,

 “İSLAM” barış ve huzur, aşikâr bilmecede.

 

Yeter ki bölünmeden Hakkı hâkim kılalım,

Yeter ki ihlâs ile ipine sarılalım.

                                               

                                               Sebahattin TÜZÜN