Fert, Aile ve Toplumda Mahremiyet

e-Posta Yazdır PDF

İslam, önce itikadî konuları ele almış, imanı sağlam hale getirip terbiye neticesinde amel edebilecek seviyeye gelince, amelî hayatı düzenlemeye başlamıştır. 


İslam toplumunu oluşturmak için önce ferdi sonra aileyi sonra da toplumu İslâmîleştirmek gerekir. Fert ve aile İslamlaşınca fertlerden oluşan toplum da İslamlaşır.  Ferdin ve ailenin İslamlaşması, önce anlayışın sonra da davranışın İslamlaşması gerekir. Anlayışın ve davranışın İslamlaşması, öğretimin ve eğitimin İslamlaşmasıyla gerçekleşir. 

Evin Mahremiyeti

İslam ahkâmı, Mekke’de başlayan öğretimin ve eğitimin İslamlaşmasıyla Medine-i münevvere’de tatbike geçebildi. Hz. Peygamber (s.a.s.) ve Ashap Medine’ye gelince, câhiliye döneminin alışkanlıklarından bazısı hâlâ müminlerde vardı. Fertlerin fertlerle, fertlerin ailelerle ilişkilerinde mahremiyet yoktu, herkes birbirinin evine müsaade istemeden rahatlıkla girebiliyorlardı. Bu durum, kalplerine İslam yerleşmiş, fıtratları İslamileşmeye başlamış sahabenin hoşuna gitmiyor ve keşke bu konuda vahiy inse diye söyleniyorlardı ki işte bu konularda Nur sûresindeki şu âyetler indi:


“Ey iman edenler! Kendi evinizden başka evlere, geldiğinizi hissettirip (izin alıp) ev halkına selâm vermeden girmeyin. Bu davranış sizin için daha hayırlıdır. Herhalde (bunu) düşünüp anlarsınız. Orada (evde) hiçbir kimse bulamazsanız, size izin verilinceye kadar oraya girmeyin. Eğer size, “Geri dönün!” denilirse, hemen dönün. Çünkü bu, sizin için daha nezih bir davranıştır. Allah, yaptıklarınızı hakkıyla bilendir. İçinde kendinize ait eşya olan, oturanı bulunmayan evlere girmenizde herhangi bir sakınca yoktur. Allah, sizin açığa vurduklarınızı da, gizlediklerinizi de bilir.”1


Bu üç âyet-i kerimeye göre; girmek istenen eve izinsiz ve selamsız girilmeyecek, evde kimse varsa o eve izinsiz girilmeyecek, girmek istenen evden birisi tarafından “geri dönün” denince hemen dönülecek, kendimize ait eşyamız olan ve oturanı bulunmayan evlere girilebilecektir.

Gözleri Haramdan Korumak

Bir sonraki âyetlerde de mü’min erkek ve kadınların birbirlerine karşı gözlerini haram yerlerine bakmamaları emredilmiştir. Şöyle ki:


“Mü’min erkeklere söyle: Gözlerini (harama bakmaktan) sakınsınlar ve iffetlerini korusunlar. Bu, kendileri için çok temiz (bir hareket)tir. Şüphesiz ki Allah (kullarının ne) yapacaklarından hakkıyla haberdardır. Mü’min kadınlara da söyle: Gözlerini (harama bakmaktan) sakınsınlar, iffetlerini korusunlar. Ziynetlerini (çekici ve güzel yerlerini, süslerini) açıp göstermesinler. Bunlardan başörtülerini, yakalarının üstünü (kapayacak sûrette) koysunlar (kavuştursunlar). Ziynet (yer)lerini kendi kocaları veya babaları veya kayınpederleri veya oğulları veya kocalarının oğulları veya kardeşleri veya erkek kardeşlerinin oğulları veya kız kardeşlerinin oğulları veya kadınları veya cariyeleri veya kadına ihtiyacı kesilmiş olup haneden geçinen erkek (hizmetçi)ler veya kadınların mahrem yerlerini anlamayan çocuklar dışındaki kimselere göstermesinler. Gizledikleri süslerinin bilinmesi için ayaklarını yere vurmasınlar. Ey müminler! Hepiniz Allah’a (günahlardan, yanlışlardan) tövbe edi(p vazgeçi)niz ki kurtuluşa eresiniz.”2


Allah Teâlâ’nın, bizi daima gördüğünü ve her an gözetim altında tuttuğunu, kalplerden geçeni, hâin bakışları bildiğini ve her hareketimizin kaydedildiğini bilip gerçek manada inansak emirlerine özellikle gözlerimizi harama bakmama emrine çok dikkat ederiz.

Kulağa, Göze ve Kalbe sahip Olmaya Çalışmak

Kulağımız ve gözümüzle işlediğimiz günahlardan ve kalbimizin kötü bir fiili işlemeye olan azmimizden dolayı hesaba çekileceğimizi bilip gerçek manada inansak, kulağımıza, gözümüze ve kalbimize sahip çıkmaya gayret ederiz. İşte bu konulardaki ayet-i kerîmeler:


“Muhakkak kulak, göz ve kalp, bunların hepsi yaptıklarından sorumludur.”3

“O (Allah), gözlerin hâin bakışını ve kalplerin gizlediklerini bilir.”4

“Muhakkak Rabbin daimî gözetlemektedir.”5


Denetlendiği bilincinde ve idrakinde olan mümin kendisini denetler; yasaklardan sakınır ve emredileni yapmaya yönelir.

Zinaya Götüren Sebepler

Hz. Peygamber (s.a.s.), kadın ve erkeğin meşru bir nikâh olmaksızın cinsel ilişkide bulunmayı zina saydığı gibi, nâmahreme şehvetle bakmayı, eli tutmayı, dinlemeyi, konuşmayı, o yolda yürümeyi; bu organların meşruiyet dışına çıkmasından ve zinaya götürdüğünden dolayı; zina saymış ve şöyle buyurmuştur:


“Âdemoğluna zinadan nasibi takdir olunmuştur. O buna mutlaka erişir. Gözlerin zinası bakmak, kulakların zinası dinlemek, dilin zinası konuşmak, elin zinası tutmak, ayakların zinası yürümektir. Kalbe gelince o, arzu eder, ister. Cinsel organ/üreme organı ise, bunu ya tasdik eder/gerçekleştirir, ya da yalanlar/boşa çıkarır.”6

 

Sahabeden Cerîr (r.a.) diyor ki, Rasûlullah’a (s.a.s.) ansızın görmenin hükmünü sordum. Rasûlullah: “Hemen gözünü başka tarafa çevir!” buyurdu.7

 

Gözü haramdan sakındırma konusunda Hz. Peygamber (s.a.s.) şöyle buyurmuştur:


“Erkek, erkeğin avret yerine, kadın da kadının avret yerine bakamaz. Bir erkek başka bir erkekle; bir kadın da başka bir kadınla bir örtü altında yatamaz.”8

 

Elbette bir erkeğin bir kadının avert yerine, bir kadının da bir erkeğin avert yerine bakması öncelikle haramdır. Bu konuda icma hâsıl olmuştur. Bu yasaklık, aralarında nikâh bağı olmayanlar hakkındadır. Yoksa karı-koca birbirlerinin avert yerlerine bakabilirler.


Ayrıca yakışıklı ve genç erkeklere şehvetle bakmak da caiz değil, yasaktır. Bu yasaklar, tedavi olmak ve mahkemede şahitlik etmek gibi zarûrî durumlar dışında söz konusudur. Elbette zaruretler de zaruret miktarınca takdir olunur.

Erkeğin ve Kadının Mahrem Yerleri

Erkeğin, erkeğe ve kadına mahrem yeri, göbeği ile diz altına kadardır. Bu ikisi arasını göstermesi caiz değildir. Kadının ise, eli, yüzü ve ayakları hariç bütün bedeni avrettir. Karı-kocanın birbirinin sadece tenasül/üreme organlarına bakmamaları tavsiye edilmiştir.


Mahremlere şehvetle bakmaktan sakınmamız gerektiği gibi yanında mahremi bulunmayan kadınların yanına girmekten sakınmamız emredilmiştir:


Rasûlullah Efendimiz (s.a.s.), “(yanında mahremi bulunmayan) kadınların yanına girmekten sakının!” buyurmuştur. Ashaptan birisi:

“Yâ Rasûlallah! Kocanın erkek akrabası hakkında ne buyurursunuz?” deyince, Rasûlullah: “Onlarla halvet, ölümdür” buyurdu.9


Başka bir hadîs-i şerîfte şöyle buyurmuştur:

“Hiçbiriniz, yanında mahremi bulunmayan bir kadınla başbaşa kalmasın!”10


Bu iki hadîs-i şerîfin bize söyledikleri şunlardır:

Mahremi bulunmayan bir kadının yanına girmek, tenha yerde yalnız başbaşa kalmak yani halvet haramdır. 


Bir kardeş, kardeşinin eşiyle başbaşa kalamaz. Kendi kardeş çocukları, amca ve amca çocukları gibi erkeğin yakın erkek akrabası da aynı hükümdedir başbaşa kalamazlar.


Mahrem, kocası, annesi, babası, oğlu, kardeşi, teyzesi ve sütkardeşleridir. Erkeğin kendi kız kardeşi, kızı, halası ve teyzesi yanında olursa, kadının mahremi varmış gibi olur. Bu durumlarda bir arada bulunmak mümkün olur.


Mahrem olanlar iki kısımdır: 

A) Ebedî olarak mahrem olanlar, 

B) Geçici olarak mahrem olanlar.


A) Ebedî olarak mahrem olanlar, üç kısımdırlar: 

1. Kan bağı ile mahrem olanlar, 

2. Evlilik ile mahrem olanlar,

3. Süt emme ile mahrem olanlardır.

          

1. Kan bağı ile mahrem olanlar:

a) Bir erkek için, anne, nine, kız, kız kardeş, hala, teyze, erkek kardeşin kızları, kız kardeşin kızları kan bağı ile mahrem olanlardır.

b) Bir kadın için, baba, dede, oğul, erkek kardeş, amca, dayı, erkek kardeşin oğulları, kız kardeşin oğulları kan bağı ile mahrem olanlardır.


2. Evlilik ile mahrem olanlar:

a) Bir erkek için kayınvalide, üvey kız, gelin ve erkek torunlarının hanımlarıdır.

b) Bir kadın için, kayınpeder, üvey oğul, damat ve kız torunlarının kocalarıdır.


3. Süt emme ile mahrem olanlar:

a) Bir erkek için, sütanne, sütannenin annesi ve onların torunları, sütkız kardeş, sütkız kardeşin kızı, süt erkek kardeşin kızı, süt hala, süt teyze ve kişinin karısından süt emen kız ebediyen haram olanlardır.

b) Bir kadın için, sütbabası, sütoğlu, sütkardeşi ve sütkardeşinin oğluyla evlenmesi haram olanlardır.


Süt mahremliğinin oluşması için erkekle kızın aynı anneden süt emmiş olmaları yeterli olmaktadır. 

Bu konuda genel kaide şudur: “Sütü emenin emzirene nefsi/sadece kendisi haram, emzirenin emene nesli haramdır.”


B) Geçici Olarak Mahrem Olanlar:

a) Bir erkek için geçici mahrem olanlar; hanımının kız kardeşi/bacısı, hanımının halası, hanımının teyzesi, hanımının erkek veya kız kardeşinin kızları, hanımının süt bacısı, süt halası, süt teyzesi, erkek veya kız sütkardeşinin kızları, o erkeğe geçici olarak mahremdir.


b) Bir kadın için geçici mahrem olanlar; eşinin erkek kardeşi (kayını), eşinin amcası, eşinin dayısı, eşinin amcasının ve dayısının çocukları ve sütten kaynaklanan aynı yakınlıklar o kadına geçici mahremdir.


Halvet, birbirleriyle evlenmeleri mümkün olan bir erkekle bir kadının, hiç kimsenin göremeyeceği bir yerde başbaşa kalmalarıdır. Çünkü o takdirde üçüncüsü şeytandır. Fakat hastane, okul, iş yeri ve bu gibi yerler herkesin görebileceği ve girebileceği ortamlar, kapılar da kilitli ve perde gibi şeylerle kapalı olmadığı müddetçe ve başkalarının da bulunduğu yerlerde halvet söz konusu olmaz. 

Mahreme Ait Mahrem Bilgileri Sözle Veya Resimle Anlatmak 

Müminin kendi mahremine ait bilgileri, akşam hanımıyla beraber olup da sabahleyin hanımıyla birlikteki hallerini anlatması haramdır. Hâlbuki Allah Teâlâ, erkek ile kadının birbirlerine örtü olduğu, birbirlerini korumaları ve birbirlerinin gizli hallerini gizlemelerini emretmiştir:


“Onlar, sizin için birer elbise/örtü, siz de onlar için birer elbisesiniz.”11

Hz. Peygamber (s.a.s.), aile ile ilgili muhakkak gizlenmesi gerekenleri anlatan kimse hakkında şöyle buyurmuştur:

“Muhakkak kıyamet gününde Allah nezdinde konumu en kötü olacak (başka bir rivayette ‘emanete hıyanetin en büyüğü’) insanlardan biri, hanımı ile beraber olduktan sonra, onun sırrını ifşa edendir.”12


Rasûlullah (s.a.s.) namaz kıldı, selam verdikten sonra ashabına döndü ve şöyle dedi:

“Yerinizde durun! Acaba içinizde şöyle bir erkek var mıdır? Ailesinin yanına varınca kapısını kapatır, perdesini indirir. (Eşiyle münasebet kurduktan) sonra da dışarı çıkar ve: ‘Ben karımla şöyle şöyle yaptım’ diye anlatır.”


Orada bulunanlar sustular. Sonra kadınlara yöneldi ve:


“Sizden böyle konuşanlar var mı?” diye sordu. Bunun üzerine bir genç kız, Rasûlullah’ın (s.a.s.) kendisini görmesi ve sözünü işitmesi için bir dizi üzerine dikilerek uzandı ve:


“Evet, vallahi! Erkekler de konuşuyor kadınlar da konuşuyorlar!” dedi. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.s.) şöyle buyurdu: 


“Böyle yapanın durumu neye benzer bilir misiniz? Muhakkak böyle yapan kimse, herkesin gözü önünde ihtiyaçlarını gideren, işlerini gören, erkek şeytan ile dişi şeytana benzer.”13


Hz. Peygamber (s.a.s.), bir başkasının başkalarının evlerindeki sırlara muttali olmayı da yasaklamış ve şöyle buyurmuştur:


“Hiç kimsenin izinsiz olarak, bir başkasının evinin içine bakması helal değildir. Eğer bakarsa (evin) içine girmiş demektir.”14

Allah Teâlâ, gizli halleri araştırmayı da yasaklamış ve şöyle buyurmuştur:

“Birbirinizin gizli hallerini araştırmayın.”15


Hz. Peygamber Efendimiz (s.a.s.) de gizlilikleri araştırmayı yasaklamıştır:

“Müslümanların ayıplarının, gizli durumlarının peşine düşer, araştırmaya kalkışırsan, onların ahlâkını bozarsın veya onları buna zorlamış olursun.”16


Bize Gerekenler

1. İnsanların içinde yaşadığı evlerle ilgili mahremiyete dikkat etmek; bilgi vermemek ve bilgi almaktan da sakınmak

2. İnsanların duyulmasını istemediği konuşma, öğrenilmesini istemediği yazıları, özel eşyaları izinsiz öğrenmemek

3. İnsanların gizli hallerini, öğrenilmesini istemediği özellik ve hislerini araştırma gibi tecessüsten/casusluktan son derece sakınmak

4. İnsanların kendilerine ait mahrem bilgi ve görüntüleri, kendi rızalarıyla da olsa günahların, edebe aykırı ve hayasızlıktan sayılan şeylerin yaygınlaşmasına sebep olan paylaşım sitelerine paylaşımlardan sakınmak

5. Yayınlanmış olan mahrem bilgi ve görüntülerin paylaşım sitelerinden silinmesini temin için emir bilmaruf nehy-i anilmünker görevini yerine getirmeye özen göstermek

6. Nefse uyup günah işleyince o günahı yaymaktan sakınmak, belki Allah’tan hayâ etmek, hemen tövbe etmek ve bir daha günah işlememeye azmetmek

7. Kendi evimizin mahremiyetini koruduğumuz gibi herkesin de mahremiyetine hürmet edip korumak

8. Nâmahrem (evlenilmesi helal olan kişi)lere; bakmak, dinlemek, konuşmak, ellerini tutmak, beraberce yürümek gibi zinaya yaklaştıran bu şeylerden sakınmak, sakınmayanları uygun dil ve hal ile uyarmak

9. Nâmahremlerle karşılaştığımız zaman, gözümüze ilk çarptığı zaman bakmaya devam etmeyip hemen gözü çevirmek

10. Nâmahremlerle umuma ait olmayan, kapalı yerde halvetten yalnız kalmaktan sakınmaya devam etmek

11. Allah Teâlâ’nın, bize şahdamarımızdan daha yakın olduğunu, her söz ve işimizi işitip gördüğünü ve meleklere kayıt ettirdiğini, bizi daima gözetim altında tuttuğunu, bizim bütün yaptıklarımızdan hesaba çekeceğimizi hiç kalbimizden çıkarmamaya çalışmak.



Dipnotlar

1. Nûr sûresi (24), 27-29.

2. Nûr sûresi (24), 30-31.

3. İsrâ sûresi (17), 36. 

4. Mü’min sûresi (40), 19.

5. Fecr sûresi (89), 14.

6. Buhârî, İsti’zân, 12, Kader, 9; Müslim, Kader, 20-21; Ebû Dâvûd, Nikâh, 43.

7. Müslim, Âdâb, 45; Ebû Dâvûd, Nikâh 43; Tirmizî, Edeb, 28. 

8. Müslim, Hayz, 74;  Tirmizî, Edeb, 38; İbn Mâce, Tahâret, 137.

9. Buhârî, Nikâh, 111; Müslim, Selâm, 20; Tirmizî, Radâ’, 16.

10. Buhârî, Nikâh, 111; Müslim, Hac, 424; Tirmizî, Radâ’, 16, Fiten, 7.

11. Bakara sûresi (2), 187.

12. Müslim, Nikâh, 123-124; Ebû Dâvûd, Edeb, 32; Ahmed b. Hanbel, Müsned, III, 69.

13. Ahmed b. Hanbel, Müsned, II, 541; Ebû Dâvûd, Nikâh, 50.

14. Tirmizî, Salât, 148; Ahmed b. Hanbel, Müsned, V, 280.

15. Hucurât sûresi (49), 12.

16. Ebû Dâvûd, Edeb, 37.