İlme ve Ulemâya İttiba

e-Posta Yazdır PDF

Kur’ân-ı Kerîm’de iki yerde, Allah c.c. hakkında tartışan kimseleri kınama sadedinde şöyle buyurmuştur:

“Allah’ın, göklerde ve yerdeki (nice varlık ve imkânları) sizin emrinize verdiğini, nimetlerini açık ve gizli olarak size bolca ihsan ettiğini görmediniz mi? Yine de, insanlar arasında, hiçbir bilgisi, rehberi/yol göstericisi ve aydınlatıcı bir kitabı olmadan Allah hakkında tartışan kimseler vardır.”

Bu iki yerde mü’minlere, siz o kimseler gibi olmayın; her meseleyi ilme, rehbere ve aydınlatıcı kitaba müracaat edin diye emretmektedir.

İlim, rehber, aydınlatıcı kitap ne demektir?

İlim, bir şeyin mahiyetini idrak etmektir. İlim, eşyanın hakikatine uygun olana denir.  Bu manada ancak Allah’ın ilmine ilim denir. Zira söylediği ile söylenilenin % yüz doğru olan ancak Allah’ın bilgisidir.

İlim, ilim ve irfan sahibi rehber olan âlimde bulunur. Âlim ise ilmin kaynağı değildir. Âlim de aydınlatıcı kitaba müracaat eder.

İtikâd, ibadet, ahlâk ve ahkâmla ilgili haramı-helali, hakkı-batılı tespitte ilim, vahiydir. Bu konularda ilme müracaat, vahye müracaattır.

İtikâd, ibadet, ahlâk ve ahkâmla ilgili haramı-helali, hakkı-batılı tespitte müracaat edilecek âlim, müctehid olan âlimdir.

Allah Teâlâ, Kur’ân-ı Kerîm’de mü’minleri ikiye ayırmıştır: Avam ve havass.

Avam, müctehid olmayan herkestir. Havas, müctehid olan kimsedir.
Allah Teâlâ, avama şöyle emretmiştir:
“Eğer bilmiyorsanız ilim sahiplerine sorunuz!”

İlim sahibi, uzman olan kimsedir. Dinde itikâd, ibadet, ahlâk ve ahkâmla ilgili haramı-helali, hakkı-batılı tespitte gerçek uzman olan, müctehid olandır. Müctehid olmayan âlimler de ya müctehidlere veya üsûl kitaplarına müracaat ederek müctehidlerin kitaplarına müracaat ederler.

Diğer uzmanlara müracaat edilebilmesi için üç şart gerekir:

a) Uzman olan kişinin müslüman olması,
b) Sahasında uzman olması,
c) İslâm’ın o konudaki hükmünü bilmesi

Allah Teâlâ, müctehidler için şöyle emretmiştir:

“Ey iman edenler! Allah’a itaat edin, Peygamber’e itaat edin ve sizden olan ulu’l-emre (âlimlere ve âmirlere) de. Herhangi bir konuda anlaşmazlığa düştüğünüz zaman, Allah’a ve âhiret gününe gerçekten inanıyorsanız, onu Allah’a ve Rasûl’e arzedin. Bu daha hayırlı ve netice bakımından daha güzeldir.” 

Allah’a arzetmek, Kur’ân-ı Kerîm’e müracaat etmek; Rasûl’e arzetmek, Sünnet’e yani kavlî, fiilî ve takrîrî sünnete yani hadîs-i şerîflere müracaat etmektir.

Her konuda doğru, faydalı ve isabetli olanı yapmak için ilme, âlime ve âlimlerin denetiminde kitaplara müracaat etmek gerekir.

Maverdî, Edebü’d-dîn ve’d-dünyâ isimli eserinde, Abs kabilesinden bahseder. Kabilenin insanına, “sizin kabileniz diğer kabilelerden daha üstün, hangi özellikleri yüzünden üstün olmuşlardır?” diye soranlara şöyle cevap vermiştir:
“Bizim bin kadar insanımız var. Aramızda on tane büyüğümüz var. Bin kişiden her birimiz o on kişiden birisine soruyoruz. O on büyük kişilere sorunca sanki her birimiz on tane gibi oluyoruz.”

Âlime soran âlimane hareket eder, doğru ve isabetli olanı yapmada âlim hükmünde olur. Eğer biz her konuda ilme, rehberlerimize ve rehberlerimizin bize uygun gördükleri kitaplara müracaat edersek, maddî ve manevî her sahada ileride oluruz ve zamanla en ileride oluruz; toplumumuz huzur toplumu olur, başka milletlere de örnek toplum olmuş oluruz.

Akıl, göze benzer; ilim, ışığa benzer. Göz, ışık olmadan göremez. Ancak ışıktan da göz istifade etmektedir. Aklın doğru çalışması, doğru bilgiye bağlıdır. Bilgisi doğru olunca akıl da doğru kıyas eder ve doğru neticeye ulaşabilir. Doğru bilgi, doğrunun bilgisidir. Doğruyu doğruca bilenin doğrusudur.

Bilgide en doğru bilgi sahipleri, Allah Teâlâ’nın vahiyle doğru bilgiye ulaştırdığı peygamberlerdir. Âlimler ise Hz. Peygamber’in (s.a.s.), “Âlimler peygamberlerin vârisleridir” buyruğuna göre peygamberlere vâris olan kimselerdir.

 Âlimlere sormak, bize lazım olanı öğrenmek içindir. Öğrenmek ittiba/tabi olmak, uymak içindir. Âlime uymak, Allah’a ve Rasûl’e uyduğu, Allah ve Rasûl’ün davasını dava edindiği müddetçe geçerlidir. Âlim, insanları bidat olana davet ediyorsa reddedilir. Demek ki âlime uymak, mutlak değildir. Âlim olan kimse müctehid ise Kitap ve Sünnet’ten delil getirdiği ve ictihad üsulüne göre hüküm çıkardığı müddetçe içtihadına uyulur.

Allah Teâlâ, bize dini ve dünyayı tanıyan, ilmi ve ahlakıyla topluma çare olan âlimlerimizin kıymetini bilmeyi ve âlim yetiştirmeyi nasip eylesin.