Tesettür Özgürlüğün Sembolüdür

e-Posta Yazdır PDF

Yüce Allah, ruhlar âleminde kıyamete kadar gelecek olan insanlardan söz almıştır. Bu sözleşmede insan, Allah’a kesin bir şekilde taahhüt etmiştir ki hayatın her alanında sadece O’nun emirlerine uyup yasaklarından kaçınacaktır. Allah Teâlâ’nın kulları ile yaptığı sözleşme Kur’an-ı Kerim’de şu lafızlarla yer almıştır:

وَإِذْ أَخَذَ رَبُّكَ مِن بَنِي آدَمَ مِن ظُهُورِهِمْ ذُرِّيَّتَهُمْ وَأَشْهَدَهُمْ عَلَى أَنفُسِهِمْ أَلَسْتَ بِرَبِّكُمْ قَالُواْ بَلَى شَهِدْنَا أَن تَقُولُواْ يَوْمَ الْقِيَامَةِ إِنَّا كُنَّا عَنْ هَذَا غَافِلِينَ

“(Ey Peygamber, insanlara şu zamanı hatırlat ki) hani Rabbin, Âdemoğullarının sırtlarından zürriyetlerini almış ve onları kendi nefislerine karşı şahitler kılmıştı: ‘Ben sizin Rabbiniz değil miyim?’ (demişti de) onlar: ‘Evet (Rabbimizsin), şahit olduk’ demişlerdi. (Bu,) kıyamet günü: ‘Biz bundan habersizlerdik’ demenizi (önlemek) içindir.”1 Bu sözleşmenin içerisinde yaratıcı ve emredici olarak Allah’ı kabul etme olduğu gibi, hayatın bütün boyutlarında Allah Teâlâ’nın emirlerine teslim olmak da vardır. Allah’ın, insanın huzur ve mutluluğu için seçmiş olduğu bu emir ve yasaklara din denir. Çalışmamızın başında da beyan ettiğimiz gibi Allah(c.), peygamberleri vasıtasıyla insanlığın; din, can, akıl, mal ve namus emniyetini sağlamak amacıyla kurallar koymuştur. İnsanların emniyet alanları tehlikeye düştüğünde veya bu emniyetleri temin eden din unutulduğunda, tahrif edildiğinde Yüce Allah yeni peygamberler göndererek sözleşmesini yenileyip insanlara ruhlar âlemindeki taahhütlerini hatırlatmıştır.


Hayatın genişlik alanlarında Allah Teâlâ’nın tek ve eşsiz kabul edilmesi; vahyin ciddiye alınıp en basit davranışlardan en karmaşık olanlarına kadar hayatın Kur’an ve Sünnete göre göre düzenlenmesidir. Seküler dünya görüşü her ne kadar bu anlayışa savaş açsa da bu savaşın Müslümanlar için hiçbir değeri yoktur. Müslüman her an hayatını Kur’an ve Sünnete arz etmek suretiyle kendisini denetler; imanını yeniler. Eğer Müslümanın hayatının bütün alanları vahiyden onay almak suretiyle meşruiyet arz etmiyorsa, Allah’a ve Resulü’ne olan imanda da samimiyet yoktur.


Hayatın genişlik alanındaki davranışlara insanın varlığını devam ettirdiği bütün eylemleri girmektedir. Elbette bu alana tesettür emri de girmektedir. Hakkında hem ayetlerin hem de yaşayan sünnetin ve hadislerin olması tesettürün dinde çok önemli bir yer işgal ettiğini gösterir. Tesettür kadınlar için farz olduğu gibi erkekler için de farzdır. Sadece keyfiyetleri farklıdır. Biz bu araştırmamızda keyfiyet farklılığını Kur’an ve Sünnetten temellendirerek konuya açıklık getireceğiz. Fakat kadınlar için çok daha ayrı önem arz ettiği için Müslüman kadınların tesettürleri üzerinde daha ayrıntılı duracağız. Bize göre tesettür, imanın ve ruhlar âleminde kabul edilen ezeli sözleşmenin bir ikrarıdır. Şehadetin hayata bir form içerisinde yansıtılmasıdır. Kadınların tesettürünün keyfiyeti ve ciddiyeti imanıyla doğru orantılıdır. Tesettür, bir dünya görüşünün insan üzerindeki göstergesi; Müslüman kimliğin hayata aksettirilmesidir. 


Müslümanlar dinlerini ve dinlerinin ameli biçimlerini nesilden nesle değişik vasıtalarla; ibadetler, ahlaki kurallar ve muamelatla taşırlar. İslâm’ın tesettür emri de Müslümanlığın varlık alanlarından ve taşınma vasıtalarından biridir. Şayet bu emir tarihin bir döneminde cebren veya asimilasyonla sona erdirilecek olursa Müslümanlar dünya sistemine entegre olmuş; İslâm adına ruhlarında bir şey kalmamış demektir. Müslümanlığın en önemli kriterlerinden birini kaybetmişler anlamına gelen bu entegrasyona karşı ümmetin el birlik etmeleri ve direnç alanları oluşturmaları üzerlerine yüklenen çok önemli bir vecibedir. Tesettürün önemine iman etmek ve uygulamak salt bireysel bir hadise değildir. Gelecek nesillerin de üzerinde hakkının olduğu en büyük kamu davalarındandır. Tesettürün bu çaplı önemini bir Müslümanlığının farkında olan havas, bir de kâfirliğinin farkında olan güruh bilir. Bunu iyi bildikleri için dünya çapında tiranlar aracılığı ile yasaklar uygulamışlardır. Bunları gözlemleyen ve yaşayan birisi olarak ifade ediyoruz. Yazdıklarımızın sübjektif bir tarafının olduğu düşünülmesin.


Kur’an ve Sünnetteki tesettür emrinin daha iyi anlaşılması için konuyu başlıklar hâlinde ele almayı düşünüyoruz. Kaynaklarımız yine Kur’an ve sünnettir. Rivayet kullanımında metodik bir hata yapacak olursak uyarlarınızı bekleriz. Daha önceden bu konu çalışıldığı için bizim çalışmamız alanındaki ilk çalışma değildir. Sadece şunu söyleyebiliriz; bu alanda çalışma yapanlar kaynak kullanımında yeterli araştırmayı yapmamışlardır. Ayrıca, “bilimsellik” tezine takıldıkları için ne söylemek istedikleri de kapalı kalmıştır. Güya taraf olmamışlardır. Bilimselliğin kurallarını Allah koymadığına göre, hakikati bilimselliğe (!) feda etmeye gerek de yoktur. Fakat burada şu hususu özellikle paylaşmak istiyorum: Kur’an’da ki tesettür ayetlerinin beyanını Peygamber Efendimiz yapmıştır. Sözlü uyarıları ve ailesi üzerinde yapmış olduğu uygulamaları rivayet kitaplarında vardır. Hz. Peygamber’in hadislerini ve sünnetinin bağlayıcılığını kabul etmeyenler, başörtüsü dahil tesettüre karşı çıktıkları gibi Kur’an’ın beyan yetkisini Peygamber’den gasp ederek abuk subuk lafları da en çok eden kimselerdir. 


Kur’an ve sünnetten çıkardığımız sonuçlara göre tesettürü şu başlıklar altında toplayabiliriz:


1. Tesettür fıtridir; insanın yaratılışında vardır: Yüce Allah, ilk insanı ve eşini yaratıp cennete yerleştirmiştir. Cennete riayet edecekleri kuralları da şu ayette açıklandığı üzere onlara öğretmiştir: 

وَيَا آدَمُ اسْكُنْ أَنتَ وَزَوْجُكَ الْجَنَّةَ فَكُلاَ مِنْ حَيْثُ شِئْتُمَا وَلاَ تَقْرَبَا هَذِهِ الشَّجَرَةَ فَتَكُونَا مِنَ الظَّالِمِينَ

 “Ve (sana gelince) Ey Âdem, sen ve eşin, yerleşin şu cennete ve yiyin, neyi gönlünüz çekerse; ama sakın şu ağaca yaklaşmayın, yoksa zalim kimselerden olursunuz!”2 İnsanı daha ilk yaratılışından itibaren rakip gören şeytan, yalanlarını süsleyerek Âdem ve Havva’yı kandırmıştır: 

فَوَسْوَسَ لَهُمَا الشَّيْطَانُ لِيُبْدِيَ لَهُمَا مَا وُورِيَ عَنْهُمَا مِن سَوْءَاتِهِمَا وَقَالَ مَا نَهَاكُمَا رَبُّكُمَا عَنْ هَذِهِ الشَّجَرَةِ إِلاَّ أَن تَكُونَا مَلَكَيْنِ أَوْ تَكُونَا مِنَ الْخَالِدِينَ

 “Derken şeytan, kendilerine örtülmüş olan avret yerlerini açmak için ikisine de vesvese verdi ve: ‘Rabbiniz size bu ağacı birer melek olmamanız yahut ölümsüzlüğe kavuşmamanız için yasak etti.’ dedi.”3  Bu vesvesesini ve yalanını şeytanca bir yeminle de desteklemeye çalıştı: “وَقَاسَمَهُمَا إِنِّي لَكُمَا لَمِنَ النَّاصِحِينَ” “Sonra da ‘Ben sizin iyiliğiniz için öğüt veriyorum’ diye yemin etti.”4 Âdem ve Havva’nın avret yerleri açılınca ne yaptıklarını Kur’an şöyle anlatmıştır: 

فَدَلاَّهُمَا بِغُرُورٍ فَلَمَّا ذَاقَا الشَّجَرَةَ بَدَتْ لَهُمَا سَوْءَاتُهُمَا وَطَفِقَا يَخْصِفَانِ عَلَيْهِمَا مِن وَرَقِ الْجَنَّةِ وَنَادَاهُمَا رَبُّهُمَا أَلَمْ أَنْهَكُمَا عَن تِلْكُمَا الشَّجَرَةِ وَأَقُل لَّكُمَا إِنَّ الشَّيْطَآنَ لَكُمَا عَدُوٌّ مُّبِينٌ

“Ve böylece (şeytan) onları yanıltıcı düşüncelerle yönlendirdi. Fakat o ikisi / Âdem ve Havva, sözü geçen ağacın meyvesinden tadar tatmaz birden çıplaklıklarının farkına vardılar ve cennetten topladıkları yapraklarla üzerlerini örtmeye koyuldular. Bunun üzerine Rableri onlara (şöyle) seslendi: “Ben sizi o ağaçtan menedip de, ‘Şeytan sizin gerçekten apaçık düşmanınızdır’ dememiş miydim?”5 Aynı manzara Tâhâ Suresinin 121. ayetinde de ele alınmıştır. Bu ayetlerden varılan açık sonuç; ‘Âdem ve Havva’nın mahrem yerleri açıldığında cennet yapraklarıyla örtünmeye çalışmalarının’ tesettürün fıtri olduğu hakikatini ortaya çıkarmasıdır. Her ikisinin de cennet yapraklarını aceleyle vücutlarının avret-i galiza denilen yerlerine yamamaları, örtünmenin insanın doğasında oluşunun bir kanıtıdır. İslâmi kaynaklar Hz. Âdem’le ilgili şu açıklamayı yaparlar: “Allah (c.), Âdem’i yarattığı zaman eşyanın / varlıkların isimlerini (ve hakikatini) ona öğretti, hükümleri bildirdi ve on verdiği hükümlerini peygamberlikle tescil etti. Allah’ın, Âdeme öğrettiği hükümler içerisinde avret yerlerinin örtülmesi de vardı.”6 Bu açıklamalar gösteriyor ki tesettür hem doğal bir davranış hem de bilinçli bir eylemdir. İnsan tesettürü terk ederek çıplaklığa tamamen veya kısmen razı olacak olursa fıtratından sapmış olur. Âdem ve Havva avret yerlerinin açılmasını kendilerine bir yabancılaşma olarak görmüşler ve doğal tepki vererek elde ki imkânlarla örtünmeye çalışmışlardır. Eğer çıplaklığı tercih edip avret yerlerinin açılmalarına kayıtsız kalacak olsalardı, özel olarak yetiştirildikleri insaniyet makamından düşeceklerdi. Çünkü çıplaklığı kısmen veya tamamen tercih etmek fıtratı bozup insanlıktan uzaklaşmaktır. Bu uzaklaşmanın neticesinde kişi doğal refleksini yapamaz hâle gelir ki “bel hüm edall” denilen şey budur. 


İslâm’daki tesettür emrinin kaynakları belli, hükümleri de gayet açıktır. Muharref olmasına rağmen ilk dönem Hıristiyan kaynaklarında bile tesettür ve başörtüsünden bahsedilmiştir. Belki de bu ifadeler, ilahi dinden tahrif olmuş dine geçebilen bazı fıtri hükümlerdir. Konuyla ilgili Hıristiyan kaynaklarındaki açıklamalar şöyledir: “İlk çağ Hıristiyan ibadetlerinde kadınların başlarını, başörtüsü ile kapatmalarının zorunlu olduğunu Havari Paul7 söylemiştir. S. Paul başörtüsü ile ilgili şu ifadeleri kullanmıştır: ‘Eğer kadın başını örtmüyorsa saçını kestirsin. Kadın saçlarını kestirmiyor veya saçlarını kestirmesi ayıp ise başını örtsün. Kadın ilahi buyruk altında olduğunu göstermek için başını örtmelidir. Başörtüsü, başı örtmeli ve yüzü saklamalıdır.’ Paul’a göre başörtüsü ilahi otoritenin sembolüdür…”8 Modern dönemlerde pozitivist anlayışı ve dünya görüşünü kabul eden Hıristiyan dünyası başörtüsünü reddetse de kaynaklarında vardır. Olması doğaldır. Batı, doğal olanı terk ettikten sonra insan türünü bile yeryüzünden silecek sapıklıkları yaşamaya başladı. Kendi günahına toplumları ortak etmek için kültürünü ihraç etmek amacıyla sürekli çalışmaktadır. Bu emperyal anlayışın karşısında İslâm’dan başka direnç gösterecek bir dünya görüşü yoktur.


A’raf Suresindeki ayetlerden öğreniyoruz ki avret-i galiza denilen ön ve arkanın kadın-erkek ayırımı yapılmadan kapatılması şarttır; insan tabiatına uygun olan bu bölgelerin öncelikle örtülmesidir. İlmihal kitaplarımız ki referanslarını Kur’an ve Sünnetten almıştır. Erkeğin avret yerlerinin -yabancı birinin yanında açılması ve gösterilmesi haram bölgeler- göbek üstü ile diz kapağının altı olduğunu söylemiştir. Sünnette beyan edildiği üzere diz kapakları da avrettir. Kadınların ise el ve yüzlerinin dışındaki bütün vücutları avrettir.


2. Tesettür, ergenlik dönemiyle beraber başlar: Erkek çocukları ergenlik çağına geldiklerinde dinin emirlerine riayet ederek vücutlarının haram bölgelerini örtmeleri şarttır. Hem kendisi haram bölgesini açmayacak, hem de başkasına bakmayacak. Açmak nasıl haramsa başkasının haram yerlerine bakmak da haramdır. Peygamber Efendimiz konuyu şu hadisiyle açıklığa kavuşturmuştur: “Erkek erkeğin haram yerlerine, kadın da kadının haram yerlerine bakmasın.”9 Bu söylem, toplumumuzdaki “erkek erkeğe, kadın da kadına bakabilir; hiçbir sakıncası yoktur.” biçimindeki cahiliye anlayışını kabul etmemektedir. Bu çerçevede Peygamber Efendimiz, Hz. Ali üzerinden zaman ve mekân boyutlarını aşacak şekilde ümmetine şöyle bir nasihatte bulunmuştur: “Ey Ali! Sakın bacaklarını (diz kapağının üstünü) açma ve (bakılması haram olan kimselerin) ölüsünün de dirisinin de bacaklarına bakma.”10


Bütün bu emir ve öğütleri iyi bilen mü’minler hayatlarına Kur’an ve sünnet çerçevesinde bir anlam vermişledir. Harama bakmaktan şiddetle kaçınmışlardır. Resulullah’ın; “Ey Ali! (Bakılması haram olan bir şeye karşı) bakışlarını peş peşe yapma. Birincisi elinde değilse de ikincisi elindedir.”11 buyruğunu hayatlarında şiar edinmişlerdir. Mürsel bir rivayetten öğrendiğimize göre sadece bakmak değil, baktıracak şekilde açılıp saçılmak da büyük günahtır ki Hz. Peygamber (s.); “Allah (c.) harama (bilerek, isteyerek, zevk alarak) bakana da; kendisine baktırana (hayâsızlara) da lanet etsin.”12  buyurmuştur.


Yabancı erkeklerin ve art niyetli kişilerin kötü bakışlarından kurtulmak için hanımlardaki örtünme emri buluğ / ergenlik dönemiyle başlamakla beraber eğer kızlar fiziki anlamda gösterişli olurlarsa, velilerinin onları alıştırmak ve korumak için örtünmenin önemini öğretmeleri gerekir. Hz. Peygamber (s.), şu hadisiyle örtünme emrinin başlangıç dönemini tartışmaya mahal bırakmayacak şekilde açıklığa kavuşturmuştur: “Genç kızlar hayız görmeye başladılar mı annesine vacip / farz olan örtünme onlara da farz olur.”13 Bir başka rivayette ise Hz. Peygamber (s.); “Herhangi bir genç kız, hayız görme yaşına geldiği hâlde başını örtmeden namaz kılacak olursa Allah Teâlâ onun namazını kabul etmez.” buyurmuştur.14 Bazı rivayetlerde; “ziynet yerlerinin gözükmesinin namazın kabulünü engellediği” üzerinde durulmuştur.15 Yukarıdaki hadisler namazda başı örtmenin zorunlu oluşunu belirttiği gibi başka bir anlamı daha çağrıştırmaktadırlar. Sanki şu mesaj verilmektedir; ergenlik çağına geldikleri hâlde örtünmeyenlerin Allah namazlarını kabul etmez. Bu mesaj, örtünme emri ile ibadetlerin ayrı olduğuna inanalar için bir anlam ifade etmese de yeniden üzerlerinde tefekkür edilmeli ve hayat ona göre anlamlandırılmalıdır. Şüphelilerden kaçınmak ve hayatı dinin çerçevesinde garantiye almak daha akıllı bir davranıştır.


Örtünmenin başlangıcı ile alakalı şu husus da iyi bilinmelidir. Kız çocukları ne zaman ergen olurlarsa örtünmek o zaman farz olur. İlkokul dörtte, ortaokul altı veya yedi de ya da lisede ergen olunca örtünmek farz olduğuna göre dinin emirlerine uymak niyetiyle samimi biçimde örtünmek isteyenlerin yolları açılmalıdır. İnsanlar Allah’ın emirleri karşısında başka bir tercihe zorlanmamalıdırlar. “Kanun var, kamusal alan var, bunlara ne gerek var!” türünden dine karşı din üretmeye gerek yoktur. Özellikle de Müslümanların kahir ekseriyet oluşturduğu ülkelerde bu tip söylem ve uygulamalardan kaçınılmalıdır. Okulda, üniversitede ve çalışma hayatının bütün alanlarında tesettür serbest bırakılmalıdır. Yapılan düzenlemeler bir tolerans olmaktan ziyade hakka dönüştürülmelidir.


3. Örtünme emri fevridir; hemen yerine getirilmelidir: Fevrilikten kast edilen örtünmenin hayatın uzunluk alanının geç dönemlerine sarkıtılmamasıdır. Çünkü hiçbir kimse ne zaman öleceğini bilemez. ‘Kırktan veya elliden sonra örtünürüm.’ diye hesap yapmak Müslümanlığının farkında olan bir kimsenin yapmaması gereken bir davranıştır. Nitekim başörtüsünü emreden şu ayet geldiğinde; 

وَقُل لِّلْمُؤْمِنَاتِ َغْضُضْنَ مِنْ أَبْصَارِهِنَّ وَيَحْفَظْنَ فُرُوجَهُنَّ وَلَا يُبْدِينَ زِينَتَهُنَّ إِلَّا مَا ظَهَرَ مِنْهَا وَلْيَضْرِبْنَ بِخُمُرِهِنَّ عَلَى جُيُوبِهِنَّ وَلَا يُبْدِينَ زِينَتَهُنَّ إِلَّا لِبُعُولَتِهِنَّ أَوْ آبَائِهِنَّ أَوْ آبَاء بُعُولَتِهِنَّ أَوْ أَبْنَائِهِنَّ أَوْ أَبْنَاء بُعُولَتِهِنَّ أَوْ إِخْوَانِهِنَّ أَوْ بَنِي إِخْوَانِهِنَّ أَوْ بَنِي أَخَوَاتِهِنَّ أَوْ نِسَائِهِنَّ أَوْ مَا مَلَكَتْ أَيْمَانُهُنَّ أَوِ التَّابِعِينَ غَيْرِ أُوْلِي الْإِرْبَةِ مِننَ الرِّجَالِ أَوِ الطِّفْلِ الَّذِينَ لَمْ يَظْهَرُوا عَلَى عَوْرَاتِ  النِّسَاء وَلَا يَضْرِبْنَ بِأَرْجُلِهِنَّ لِيُعْلَمَ مَا يُخْفِينَ مِن زِينَتِهِنَّ وَتُوبُوا إِلَى اللَّهِ جَمِيعًا أَيُّهَا الْمُؤْمِنُونَ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ

 “Mü’min kadınlara da gözlerini haramdan sakınmalarını ve namuslarını korumalarını söyle! Görünmesi zorunlu olanlar dışında, ziynetlerini teşhir etmesinler. Başörtülerini yakalarının üzerine salsınlar. Kocaları, babaları, kayınpederleri, kendi oğulları, kocalarının oğulları, erkek kardeşleri, erkek kardeşlerinin oğulları, kız kardeşlerinin oğulları, mü’min kadınlar, ellerinin altında bulunanlar; erkeklerden, ailenin kadınına şehvet duymayan hizmetçi ve tâbi kimseler yahut henüz kadınların gizli kadınlık özelliklerinin farkında olmayan çocuklardan başkasına ziynetlerini göstermesinler. Gizlemekte oldukları ziynetleri anlaşılsın diye ayaklarını yere vurmasınlar. Ey müminler! Hep birden Allah’a tövbe ediniz ki kurtuluşa eresiniz.”16


Müslüman hanımlar hemen örtünmüşlerdir. Onların bu ilahi emri yerine getirmekteki süratli davranışlarını Hz. Ayşe şöyle haber vermiştir: “Allah, Ensar’ın kadınlarına merhamet etsin. Örtünmeyle ilgili Nur Suresi’ndeki ayet geldikten sonra hemen evlerindeki örtüleri parçalayıp başörtüsü yaptılar ve onlarla başlarını örttüler.”17 Bunun bir benzeri de Ümmü Seleme annemizden Ahzab Suresi’nin 59. ayetiyle alakalı rivayet edilmiştir.18 Öyle ki Allah Resulü sabah namazını kıldırdığında örtülerine sarılan kadınlar alaca karanlıkta kimse tarafından tanınmazmış.19 Bu uygulama, Ensar kadınlarının örtünme emri karşısındaki ciddi tutumlarını ve anında Allah’ın emrini yerine getirişlerini gösterir.


Hz. Peygamber (s.), başörtüsünün fevri oluşuyla alakalı en güzel örneklerden birisini Hz Ayşe’nin yanında vermiştir. “Resululah, Hz. Ayşe’nin yanına vardığında onun beraberinde bir kız çocuğu görmüştür. Ergenlik yaşına gelip gelmediğini öğrenmiştir. Kızının ergenlik yaşına gelmesine rağmen başını örtmediğini öğrenince başındaki sarığın tülbendini çıkarıp Hz. Ayşe’ye vermiş ve “Bunu parçala, bir kısmıyla bu kız çocuğu, yarısıyla da Ümmü Seleme’nin yanındaki kız örtünsün. Zira ben, onun da ergenlik çağına geldiğini sanıyorum.” demiştir.20 Taberi’deki rivayette; “Hz. Peygamber’in kız çocuğunu görünce başını çevirdiği” nakledilir.21  Olayın değerlendirmesini yaparsak Hz. Peygamber (s.), çocukların ergen olduğunu öğrenince hemen örtünmeleri için onlara elindeki örtüyü vermiştir. “Evinize gidin, ailenize danışın” dememiştir. Çünkü açıklıkta Allah Teâlâ’ya isyan vardır. Allah’a isyanın olduğu yerde mahlûka itaat edilmez ve Allah’a rağmen kimsenin izni alınmaz. Hz. Peygamber’in yaptığı uygulamanın bağlayıcılığını ve Kur’an’ın beyanı olduğunu bilen Hz. Ayşe, ziyaretine gelen yeğeni Hafsa bt. Abdirrahman’ın ince bir başörtüsü ile yanına geldiğini görünce, hemen onun örtüsünü alıp parçalayarak katlamış ve daha kalın bir örtü ile başını örtmesini sağlamıştır.22 Bu uygulamayı tehir etmeden hayata geçirmesi başı örtmenin fevri / acele olmasıyla ilgili örneklerden bazılarıdır.


Başörtüsünün fevri bir emir oluşunu bilemeyen ve dil konularındaki eksik bilgilerinden dolayı polemik yapmayı sevenlerin aklı çeldirici ve komik görüşleri vardır. Konuyla ilgili şu anekdot bizim için önemli bir hatıradır. Tefsir dersinden doktora yaparken ders aldığım hocalardan birisi; “Tezini, başörtüsünün dinin bir emri olmadığı üzerine yap.” demişti. Biz, başörtüsünün muhkem bir farz olduğunu ve Müslüman hanımların mutlaka örtünmeleri gerektiğini ifade edip böyle bir tez yapmamızın imkânsızlığını anlattık. Bunun üzerine tefsir hocası; “Ahzab Suresindeki ‘nisa’ kelimesinin evli hanım anlamına geldiğini, bekâr kızların örtünmesinin zorunlu olmadığını” söyledi. Hâlbuki bu söylem çok kötü ve cahilce bir söylemdir. Arapçadan nasibi olanlar bilirler ki ayetteki ‘nisa’ kelimesi tekrime içindir. Yüce Allah, evli ve bekâr ayırımı yapmaksızın bayanlara ‘nisa / hanımefendi’ diye hitap etmektedir. Hanım kullarına verilen bir değerin ifadesidir. Dolayısıyla kelimeden bir sonuç çıkarıp diğer ayetleri ve Allah Resulü’nün uygulamalarını görmemek ön kabullü bir yaklaşımdır. Zulmün önünü açmaktır.

Modern ilahiyat anlayışı da dünya sisteminin yedeğinde hareket ederek fıtrata aykırı uygulamayı; baş dahil açılmayı savunmaktadır. Gerekli tepkiyi vermemektedir. Bu anlayışın bir göstergesi olarak ülkemizin tamamında başörtüsü zulmü başlatıldığında ilahiyatçıların genelinin bilgiyi toplumun lehine olarak paylaşmak suretiyle direnç alanları oluşturmamaları zulmün yaygınlaşmasını ve uzamasını sağlamıştır. Elbette bu masum insanların bilenler (!) aleyhine hakları doğmuştur. Bu dünyada alamasalar bile ahirette haklarını isteyeceklerdir. Çünkü başörtüsü, bir dünya görüşünün hayata yansıması; dinin hayatın genişlik alanına bakışının tercihidir. Modern hayat tarzına başkaldırıdır. Hayatı vahiyle anlamlandırmanın tezahürüdür. İslâm’ın siyasi taraflarına iman eden Müslümanlar için basit bir politik tercih olmayıp siyasal anlayışın parçasıdır. Bu bakış tarzını kimsenin sorgulamaya hakkı yoktur.


Örtünmeyi emreden ayet ve hadislere rağmen yapılan din temelli tercihleri hiçe saymak insani bir davranış değildir. Hz. Peygamber (s.), “Hangi kadın kendi kocasının evinin dışında bir yerde elbisesini çıkaracak olursa / soyunursa Allah ile arasındaki (hayâ) perdesini yırtmış olur.”23 buyurmak suretiyle örtünme konusundaki hassasiyetini ortaya koymuştur. Müslüman hanımlar bu rivayetleri özgürce seçip hayatlarına naslar çerçevesinde anlam vermişlerdir. Müslüman hanımların hayat tarzlarına müdahale etmek, özgürlüklere ve bireysel tercihlere saygısızlıktır. Şu olay İslâm’ın tesettüre bakışını en net biçimde yansıtmaktadır: “Medine’de bir hanım, Kaynuka Oğulları çarşısına giderek bir şeyler satın almış ve bir kuyumcunun iş yerinde bir müddet (siparişi bitene kadar) beklemiştir. Kuyumcu, hanımın yüzünü (başka rivayetlerde eteğini arkasına iliştirerek bacaklarını) açmak istemiştir. Bunu gören bir Müslüman dayanamamış ve çıkan arbede de Yahudi’yi öldürmüş; Yahudiler de toplanıp Müslümanı öldürmüşler. Neticede Hz. Peygamber, Müslüman bir hanımın namus emniyetini ihlal eden Yahudileri Medine’den sürgün etmiştir.”24 Bu olay gösteriyor ki örtüye el kaldırmak bir Yahudi eylemi olarak başlamıştır. Müslümanların zayıflama süreçlerine bağlı zaman zaman da devam etmiştir. İstiklâl savaşının başlangıç yıllarında Kahraman Maraş’ta işgalci Hıristiyanlar da aynı şeyi yapmıştır. Sütçü İmam ve diğer ulema gerekli tepkiyi vermişler ve Müslüman hanımların namus emniyetlerini yok sayan haçlı kalıntıları ülkeden çıkarılmıştır. Sütçü İmam gibi mazlumdan ve namus emniyetinden yana tavır almak yerine Allah’ın muhkem farzını inkâr etmek Müslümanca bir yaklaşım değildir. Ayrıca, zulüm esnasında zalimlere arka çıkarak; “Başörtüsü füruattandır.” beyanını vermek de daha korkunç bir zulümdür. Çünkü İslâm’da her emrin hem inanç, hem de ibadet, muamelat ve ahlakla ilgisi vardır. Şöyle ki başörtüsünün muhkem bir farz olduğuna25  iman etmek dindendir; asıldır. Bu ilahi emri uygulamak ve sevap ummak ibadettir. Bilinçle ve anlamını bilerek örtünenlerin hayatlarında olumlu değişimler olur ki bu da ahlakla alakalıdır. İslâm toplumunda açık saçık gezenlere müdahale edilir. Siyasi erki elinde bulunduranların bu müdahalesi de muamelatla ilgilidir. Anlatmak istediğimiz dinde; iman, ibadet, ahlak ve muamelat alanları birbirlerine girmiştir. Bu konularda açıklama yapacak olanların dinin bu hassasiyetini gözeterek konuşmaları esastır. “Başörtüsü teferruattır.” beyanından sonra, kitlesel direnç kırılmış ve tüm kurumlardaki başörtülü Müslüman bayanlar yalnızlaştırılmıştır. Yalnızlaşan bu hanımlar da ya işlerinden veya tahsillerinden edilerek ağır haksızlığa uğratılmışlardır.


Başörtüsü zulmünün öyle mağdurları var ki yazmakla ve konuşmakla bitmez. Onların ruh hâllerini erkekler anlamaz. Vaktinde anlasalardı hanımlar zulümle baş başa bırakılmazlardı. Aynı mağduriyeti ailecek yaşayan birisi olarak şu açıklamayı tarihe not düşmek amacıyla yazıyorum. Eşim başörtüsü zulmünün ilklerinden olarak defalarca sürgün edilip çeşitli disiplin cezaları almıştı. Müfettiş ve kaymakam korkusuyla teneffüse bile çıkamaz hâle gelmişti. Tayinlerin çokluğu nedeniyle ev taşımaktan bıkmıştık. 1978 yılında yine Yahyalı’dan sürgün edildiğinde Kayseri İl Milli Eğitim Müdürü Fevzi Yılmaz’ın makamına çıkmıştık. Derdimizi anlatıp bu tayinin durdurulmasını istiyorduk. Adam (!) daha eşimi başörtülü görür görmez; “Bu ne kıyafet? Siz ahirette bu kıyafetle Atatürk’ün huzuruna ne yüzle varacaksınız” diye çıldırmıştı. Yıllar sonra bu şahsın öldüğünü duymuştum. Ahiretteki hesaplaşmamız her hâlde çok daha müthiş geçecek. Herkes imanının bedelini ödeyecek.


Katsayı mağdurları ve verilmeyen başarı ödülleri apayrı bir araştırmadır. Ankara Tıp Fakültesini, tarihinde en yüksek not ortalamasıyla (98 puan) bitiren kızım Sârâ’nın ödülü İmam Hatipli ve örtülü olduğu için elinden alınmıştı. Diğer kızım Sümeyra’nın ise üniversiteye giriş sınavında katsayı uygulamasına bağlı 45 puanı düşürülmüştü. Bunlar yaşananların milyonda biri bile değil. Başörtüsü konusunda yüzbinlerce insanın ocaklarına ateş düşmüştü. Duyulan hakaret ve aşağılayıcı sözlerin ise hesabı bile belli değil. Bu millet; “örtünmek isteyenler Arabistan’a gitsin.” diyen cumhurbaşkanından; başörtüsüyle meclise giren milletvekiline; “Şu kadına haddini bildirin.” diyen başbakana kadar hepsini görmüştür. Ben sadece merhum Mevdudi’nin verdiği bir fetvayı hatırlatmak istiyorum. Merhuma soruyorlar; “Hindistan da hangi hayvanlardan kurban kesilebilir?” Mevdudi, Şu cevabı veriyor. “Deve, sığır, koyun ve keçi kesebilirsiniz. Fakat Hindular ineğe tapındıkları için buradaki Müslümanların bu batıl anlayışı yıkmak için inek kesmeleri vaciptir.” Bu anlayış çerçevesinde söylemek isterim ki modern hayat tarzını seçenler Müslümanları batılılaşmaya ve sekülerizme entegre etmek için başörtüsüne bilinçle karşı çıkmaktadırlar. Bu oyunun farkında olan Müslümanların başörtüsünü tevhidin en önemli sembollerinden biri olarak algılamaları ve bu anlayışla; azimet fıkhıyla uygulamaya koyulmaları gerekir.


4. Tesettür dar, ince ve şeffaf olmamalı; vücut hatlarını belli etmemelidir: Tesettürün amacı; Allah’ın emri doğrultusunda örtünüp vücudun mahrem yerlerini teşhir ederek herhangi bir fitneye; cinsel istismara sebep olmamaktır. Bu bağlamda Allah Teâlâ geniş ve vücut hatlarını belli etmeyen elbiseleri tercih etmeyi emretmiştir. Hz. Peygamber’in uygulamaları da bu yönde olmuştur. Meşhur “cilbab” ayeti bu konuyu yeterince açıklamaktadır: 

يَا أَيُّهَا النَّبِيُّ قُل لِّأَزْوَاجِكَ وَبَنَاتِكَ وَنِسَاء الْمُؤْمِنِينَ يُدْنِينَ عَلَيْهِنَّ مِن جَلَابِيبِهِنَّ ذَلِكَ أَدْنَى أَن يُعْرَفْنَ فَلَا يُؤْذَيْنَ وَكَانَ اللَّهُ غَفُورًا رَّحِيمًا

 “Ey Peygamber! Hanımlarına, kızlarına ve müminlerin kadınlarına söyle: Bir ihtiyaç için dışarı çıktıklarında örtülerini / cilbablarını üstlerine alsınlar, vücutlarını örtsünler. Bu onların hür ve namuslu bilinmelerini ve bundan dolayı eziyet edilmemelerini daha iyi sağlar. Allah çok bağışlayan, çok esirgeyendir.”26 Ayetteki “cilbab” kelimesinin birçok anlamı vardır. Sözlükte cilbab şöyle tanımlanmıştır: “Cilbab bütün vücudu örten elbisedir.”27  Bu örtünün özelliği bütün vücudu örtmesi ve hatlarını belli etmemesidir. Bu durumda kelime ve kavramlara kendi tercihimize göre bir anlam vermemeliyiz. Böyle bir yaklaşım konuyu ilmi olmaktan uzaklaştırır. Dışarıya çıkarken, ev içinde giyilen elbiselerin üzerine giyilen ve hanımların vücut hatlarını belli etmeyen, şeffaf olmayan çarşaf, çadır,28 ferace, atkı ve pardösü türünden giyeceklerin hepsine cilbab denilir. Cilbab / dış örtü kullanmayı hanımlara Yüce Allah emretmiştir. Kur’an’ın beyanına göre ancak yaşlı kadınlar; kimsenin cinsel açıdan istek duymadığı ihtiyar hanımlar isterlerse dış örtülerini (pardösü, manto, atkı, çarşaf vb.) çıkarabilirler: 

وَالْقَوَاعِدُ مِنَ النِّسَاء اللَّاتِي لَا يَرْجُونَ نِكَاحًا فَلَيْسَ عَلَيْهِنَّ جُنَاحٌ أَن يَضَعْنَ ثِيَابَهُنَّ غَيْرَ مُتَبَرِّجَاتٍ بِزِينَةٍ وَأَن يَسْتَعْفِفْنَ خَيْرٌ لَّهُنَّ وَاللَّهُ سَمِيعٌ عَلِيمٌ

 “Ve (bilin ki) artık cinsi arzu duymayacak kadar kocamış kadınların, cazibe ve güzelliklerini açığa vurmak niyeti taşımaksızın (dış) giysilerini çıkarmalarında bir sakınca yoktur. Ama böylelerinin bile sakınmaları kendileri için daha hayırlı olur. Allah, mutlak ve sınırsız bilgi sahibi olarak, her şeyi işitmektedir.”29 Cilbab türlerinden biri dış elbise olarak forma gibi dayatılmamalıdır. Kriterlere uyduktan sonra dış örtünün şeklini sahih örf belirler. Bize göre de en ideali siyah çarşaf olmakla beraber, diğerleri de istenen ölçüleri taşıdığı zaman meşruiyet kazanır. Farklı tercihlerden dolayı Müslümanların birbirlerine saygı duymaları gerekir. Farklı tercihler fitneye alet edilmemelidir.


Tesettürün bile sektöre ve tüketim vasıtasına dönüştürüldüğü bir dünyada Kur’an ve sünnetteki uygulamalar göz ardı edildi. Müslüman kadınlar ince ve dar giysileri çevrelerinden etkilenerek seçmeye başladılar. Reklamların da etkisinde kalarak tesettürün manevi ikliminden uzaklaştılar. Unutulmamalı ki tesettür; inanç, ahlak, ibadet, davranışlar, kültür ve dirençle bir bütünlük arz eder. Ağzında sigara, erkeklerle tam bir ihtilat hâlinde, her türlü espriyi yapmaktan çekinmeyen, kafelerde yabancılarla göz göze, okul kantinlerinde gençlerle el ele, iş hayatında mahremiyeti azami derecede gözetmeyen ve davranışlarıyla erkekleşen hanımların tesettürü tartışmaya açılmıştır. Daha dorusu sözde bir tesettürdür. Tesettür; fıtratı bozmamak ve edep perdesini yırtmamaktır. Tesettür; tercih edilen İslâmi hayat tarzını bütünlük içerisinde hayata yansıtmanın şeklî ifadesidir. Edep ve hayâ olmadıktan sonra örtünme anlamını kaybetmiştir. Şairin dediği gibi; “Zihninin arka plânında göbeklerini açmak yatan” hanımların örtünmesi (!) şekilsel çerçevede zaten kusurlarla maluldür.


İslâm dinini tercih eden insanlar hayatlarında vahyin bağlayıcılığını ve Hz. Peygamber’in sünnetinin örnekliğini kabul ederler. Bu temel kaynakların normatif oluşunu tartışmaya bile açmazlar.30 Tesettür konusunun uygulamasını ailesinin ve diğer Müslüman ailelerin üzerinde gösteren Peygamber Efendimiz ile ilgili Hz. Ayşe’nin naklettiği şu rivayet oldukça önemli ve konumuzu aydınlatıcıdır. “Hz. Ayşe’nin kız kardeşi Hz. Esma, üzerinde ince bir elbiseyle Peygamber’in (s.) huzuruna girmiştir. Resulullah, onu böyle bir elbise ile görünce hemen yüzünü çevirmiş ve şöyle buyurmuştur: Ey Esma! Bir kız ergenlik çağına geldikten sonra el ve yüzünün dışındaki yerlerini göstermesi doğru değildir.”  Bu rivayet bizlere şeffaf ve dekolte elbise giyinmenin dinen doğru olmadığını öğretmektedir. Müslüman hanımlar giydikleri gömlek, entari, buluz, elbise, eşarp ve çoraplara dikkat etmelidirler. Bu giysiler içeriyi göstermemelidir. Üzülerek belirtelim ki sünnetteki bu uygulamalara ve Kur’an’daki cilbab ayetine rağmen Müslüman hanımlar ince giysiler giyinmeme hususunda gereken hassasiyeti göstermemektedirler. Eşarp veya tülbentler saçı tamamen gösterdiği gibi çorapların da inceleri giyilmektedir. Unutmayalım ki teni gösteren hiçbir çorapla kılınan namaz setriavret şartı gerçekleşmediği için caiz değildir.31 Ahirette insanın yüzüne çarpılır. Eğer hanım çorapla namaz kılıyorsa vücudunun rengini en ufak şekilde belli etmeyecektir. Bu söylediğimiz etek altı çoraplarla ilgilidir. Daracık, düşük bel pantolon ve streçler ile namaz kılınmaz. Namaz gibi bir ibadet ifa edilirken gereken ciddiyet ve hassasiyet gösterilmeyecek olursa onun manevi yararlarından istifade edilmez. Hz. Peygamber, Hz. Esma’yı nasıl uyardı ise kardeşi Abdurrahman’ın kızını ince bir başörtüsü ile gören Hz. Ayşe’de yeğenini uyarmıştır. Yeğeninin başörtüsünü katlamak suretiyle kalınlaştırmış ve böyle örtünmesini tavsiye etmiştir.32


Müslüman hanımların çoğu mahremiyet konusunu iyi öğrenmemiştir. Kadın sadece kocasına avret değildir. Babasının, dedesinin, kayın babasının, kardeşinin, amcasının, dayısının ve yeğenlerinin yanında bile uyması gereken giyim kuralları vardır. Bunların yanlarında “İstediğim gibi gezer ve otururum.” diyemez ve dememelidir.el- Bahr / Okyanus diye adlandırılan Abdullah b. Abbas, Müslüman bir hanım halhalını, gerdanını ve saçlarını ancak kocasına gösterebilir demek suretiyle görüşünü ortaya koymuştur.33 Göğüslerini, bacaklarını, karnını ve sırtını serbestçe açmamalıdır. Yanlarında rahmet melekleri olduğunu ve eğer edepli olmazlarsa bu meleklerin kendilerinden uzaklaşacağını bilmelidirler.34  Ayrıca baba, kayınbaba ve kardeşlerini de bakma konusunda zora sokmamalıdırlar.


Müslüman hanımların dışarıda ince ve şeffaf elbise giyinmeleri nasıl yasaklanmış ise dar giysiler giyinmeleri de aynı şekilde yasaklanmıştır. Konumuzla ilgili sünnetten şu rivayeti paylaşabiliriz: “Hz. Peygamber (s.), kendisine Dıhye el-Kelbi’nin hediye ettiği keten kumaştan dokunmuş bir elbiseyi Üsameb. Zeyd’e giydirmiştir. Ertesi gün Üsame’nin üzerinde elbiseyi göremeyen Resulullah, kendisine giydirdiği elbiseyi ne yaptığını sorunca o da; ‘Eşime giydirdim.’ cevabını vermiştir. Bunun üzerine Peygamber Efendimiz; ‘Eşine söyle altına başka bir şey giysin. Altında bir şey olmadan giyildiğinde o elbisenin kemiklerinin şeklini bile göstereceğinden korkuyorum.’”35  Başka bir rivayette vermiş olduğu bu kumaştan eşlerine başörtüsü yapmasını söylemiştir.36 Bizim kaynaklarıyla paylaştığımız bu rivayetler Müslüman hanımları bağlar. Eğer bir hanım, Hz. Peygamber’in hadislerini ve sünnetini bağlayıcı kabul etmiyorsa ona söylenecek bir şey kalmamıştır. Nefsinin, tutkusunun, modanın, şeytanın, şeytanlaşmış çevre ve kişilerin, kozmetik ürünlerinin ve baskının kulu olmuş kimseler din tercihlerini zaten yapmışlardır. Sadece Müslüman ana-babalara bir defa daha şu ayeti iyi düşünmelerini öneriyoruz: 

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا قُوا أَنفُسَكُمْ وَأَهْلِيكُمْ نَارًا وَقُودُهَا النَّاسُ وَالْحِجَارَةُ عَلَيْهَا مَلَائِكَةٌ غِلَاظٌ شِدَادٌ لَا يَعْصُونَ اللَّهَ مَا أَمَرَهُمْ  وَيَفْعَلُونَ مَا يُؤْمَرُونَ

 “Siz ey iman edenler! Yakıtı insanlar ve taşlar olan (öteki dünyanın) ateş(in)den kendinizi ve size yakın olanları / aile bireylerinizi koruyun! Onun başında (gözetici olarak) bulunanlar, emrettiği hiçbir şeyde Allah’a karşı gelmeyen, ama (daima) kendilerinden isteneni yapan kararlı (ve) azimli meleklerdir.”37 Ayeti düşünme tavsiyesinden kastımız; ana-babalar çocuklarının giydiği elbiselerle ilgilensinler. Dar, şeffaf ve kişiliği zedeleyen giysiler hususunda çocuklarını uyarsınlar. Açıklığın psikolojik ve toplumsal zararlarını anlatsınlar. Şimdilerde moda olup toplumu sarmaladığı için söylemekte yarar görüyoruz: Renkli de olsa elbise niyetiyle vücuda yapışık çoraplar giymek ve onunla dışarı çıkmak haramdır. Bunlar örtü ve giysi değildirler. Vücuda yapışan kıllar mesabesindedirler. Esefle ifade edelim ki Müslümanların (!) kızları batı tipi giyinme tarzıyla batılıları çok geride bıraktılar. Örtünmeye ve İslâm’ın diğer uygulamalarına “Emevi âdeti” diyen ve Allah’ın emirlerini ciddiye almayan bir anlayışla zihinsel beslenmesini yapan bir nesilden daha iyisi de beklenmez. Hakkı söylemeyen ve dini dünya emperyalizminin yolunu açmak için kullanan; İslâm’ı bir bütünlük içerisinde anlatmayan, Hz. Peygamber’in sünnetinin bağlayıcı olmayıp zamanının örfünün yansıması olarak addeden ve bilgilerini firavunların düzenlerini tahkim için kullananlara hatırlatıyoruz: Allah var, ölüm ve ahirette vardır.


5. Örtünen kişi, örtünmesine rağmen çıplaklar gibi dikkat çekmemeli: Daha önce de belirttiğimiz üzere tesettür, iman ve ahlakın hayata yansımasıyla bir bütünlük oluşturur. Örtünmesine rağmen ahlakında değişiklik olmayanlar örtünmenin gerçek anlamını kavrayamamışlardır. Zira örtünme emrine uymak, iman edilen bir dünya görüşünün / İslâm’ın tesettür ayetlerini ameli hâle getirmektir. İman edilen kuralların hayata spesifik yansımasını örtünme emrine imtisalde gösteren Müslüman hanımların inanç yönünden kâmil olmaları şarttır. İman konusunda kemal olmaz ve sınırlama olacak olursa, salih amel olan örtünmenin de Allah katında bir değeri olmaz. Zaten örtü bütüncül bir imanla buluşarak İslâm’ı gelecek nesillere taşımada bir köprü görevi ifa ediyorsa bir anlamı vardır. İdeolojik tercihlerde bulunup İslâm’ın hayatın bütün alanlarında insanlığın tek kurtuluş çaresi olduğuna inanmayanların örtünmelerinin de anlamı yoktur. Veya örtüleri onları İslâm’ın bütünlüğüne iman etmeye acilen taşımalıdır.


Modanın ve çok uluslu şirketlerin güdümüne girerek tesettürü sermaye elde etmeye dönüştüren kapitalist zihniyet, oluşturduğu yeni tiplemelerle “örtülü çıplaklar” güruhu türetti. Sözde örtünmüşler ama tercih edilen renkler, ayakkabıların topukları, elbiselerin dar ve derin yırtmaçları, buluz ve gömleklerin şeffaflığı, eşarpların firma yarışları, kullanılan parfümlerin cazibesi, örtüyü şıklaştırmak için sigaranın aksesuar edinilmesi, ağır makyaj ve konuşmalarda her türlü dişiliğin sergilenmesi onların Peygamber’in dilinden uyarılmalarına neden olmuştur. Hz. Peygamber (s.), niteliklerini saydığımız bu kadınlarla ilgili şöyle buyurmuştur: “Giyindiği hâlde çıplak gibi dikkat çeken ve kırıtarak yürüyüp dişiliklerini sergileyen kadınlar beş yüz yıllık mesafeden bile kokusu duyulan cennetin kokusunu bile duyamayacaklar; katiyen cennete giremeyeceklerdir.”38  Bir başka hadiste de Peygamber Efendimiz; “Dünyada nice giyinmişler vardır ki kıyamet gününde çıplak olacaklardır…”39


Toplumumuzda yukarda saymış olduğumuz türden örtünen (!) kadınların sayısı bir hayli artmıştır. Bu hanımlara vahiy eksenli eleştiri getirdiğiniz zaman; “Müslümanlar pis mi olsun? Şık giyinmek onların da hakkıdır. Din düşmanlarına karşı kendimize güvenimizi göstermek için en iyisini giyinmek zorundayız.” türünden karşılıklar alabiliyorsunuz. Bütün bu sıradan ve samimiyetsiz cevaplar psikolojik açıdan kişinin kendini rahatlatmak için sarıldığı savunma mekanizmalarıdır. Kendilerine sözde güveni sergilerken Allah’ın emirlerinden fersahlarca uzaklaşıyorlar fakat haberleri olmuyor. Eğer Müslüman hanımlar bu tip bahanelerle böyle bir örtüde karar kılıp dünya görüşlerini feda ederek daha liberal ve tüketim endeksli bir hayatı tercih etselerdi; çok uluslu şirketlerin giyim ve kozmetik dâhil tüm ürünlerini üzerlerinde sergileselerdi geçmişte de başörtüsü yasağı olmazdı. Çünkü bu yasağın altında yatan esas sebep, başörtüsü takan Müslüman hanımların iman ettiği dünya görüşüdür. Bu dünya görüşünün, dünya sisteminin temsil ettiği dünya ticaret merkezli liberal emperyalist siyasete savaş açmasıdır. Onun tek alternatifi olması ve onu alt edecek fikir ve insan potansiyelini içinde taşımasıdır. Örtüsünü, giyinmiş / örtünmüş çıplaklıktan yana değiştiren her Müslüman Hanım kıyam yerini değiştirdiğini ve saf düzenini bozduğunu bilmelidir. Eğer onlar kıyafetleriyle Müslümanlığın köprüsü olduklarının farkındalarsa, tesettür konusunda örnek alınacak tek modelin örtünme ayetlerini tefsir eden Allah Resulü’nün hanımları ve kızları olduğunu bilmeleri gerekmez mi? 

Dipnotlar

1. A’raf 7 / 172.  2. A’raf 7 / 19.  3. A’raf 7 / 20.  4. A’raf 7 / 21.  5. A’raf 7 / 22.  6. İbni Arabî, Ebubekir b. Muhammed, Ahkamu’l-Kur’an, D.K.İ, Beyrut 1988, I / 33.  7. Bu kaynakta Paul havari olarak verilse de bu doğru değildir. Paul, Hz. İsa’yı hiç görmemiştir. Hıristiyanlığı kabulü bile İsa’nın İsrail oğullarının arasından ayrılmasından sonradır. Kaldı ki Hz. İsa’nın getirdiği din Hıristiyanlık değil İslâm’dı. Dini tahrif ederek Hıristiyanlaştırma sürecini başlatanlardan birisi de Paul’dur.  8. Nelson’s İllustrated Bible Dictionary, s. 260.  9. Ahmed, Müsned, III / 63.  10. Ebu Davud, 35, Cenaiz, 32, H. no: 3140, III / 502.  11. Beyhaki, Sünen-i Kübra, Nikâh, 71, H. no: 13515, VII / 144-145.  12. Beyhaki, age., Nikâh, 84, H. no: 13566, VII / 159.  13. İbni Ebî Şeybe, Abdullah b. Muhammed, Musannef, II / 133; Beyhaki, Sünen-i Kübra, Hac, 3, H. no: 11310, VI / 95.  14. Abdürrezzak, Musannef, Salât, III / 130; Ahmed, Müsned, IV / 150; İbni Mace, Taharet, 132, H. no: 655, I / 214; Beyhaki, Sünen-i Kübra, Hac, 4, H. no: 11311, VI / 95.  15. Heysemi, Zevaid, II / 52.  16. Nur 24 / 31.  17. Buhari, 65, Tefsir, 12, VI / 13.  18. Abdürrezzak, Musannef, Hayz, H. no: 1208, I / 315; Ebu Davud, 26, Libas, 32, H. no: 4101, IV / 356-567; Taberi, amiu’l-beyan, IX / 305; Hâkim, Müstedrek, H. no: 3500, II / 431.  19. İbni Ebî Şeybe, Musannef, Salât, I / 354.  20. İbni Ebî Şeybe, Musannef, II / 133; Ahmed, Müsned, VI / 239; Beyhaki, Sünen-i Kübra, Hac, 4, H. no: 11312, VI / 95.  21. Taberî, age., IX / 305.  22. Malik, 48, Libas, 4, II / 913.  23. Ahmed, Müsned, VI / 41; İbni Mace, Edep, 38, H. no: 3750, II / 1234.  24. İbni Hişam, es-Siyre, III / 10.  25. Bk. Nur 24 / 31; Ahzab 33 / 59.  26. Ahzab 33 / 59.  27. http: /  / www.almaany.com / ar / dict / ar-ar / %D8%AC%D9%84%D8%A8%D8%A8  28. Erzurum, Sivas yöresine mahsus tesettürü sağlayan, tepeden tırnağa vücudu örten ve elbisenin üzerine alınan tek parça örtü.  29. Nur 24 / 60.  30. Bk. Ahzab 33 / 36.  31. Ebu Davud, 26, Libas, 34, H. no: 4104, IV / 358.  32. Malik, 48, Libas, 4, II / 913.  33. Taberi, Camiu’l-beyan, IX / 307.  34. İbni İshak, Siyre, tah. Muhammed Hamidullah, s. 114.  35. Ahmed, Müsned, tah. Muhammed Derviş, H. no: 21845, VIII / 184.  36. Beyhaki, Salat, 23, H. no: 6110, III / 389.  37. Tahrim 66 / 6.  38. Malik, 48, Libas, 4, II / 913.  39.Malik, 48, Libas, 4, II / 913.