Yaşantımız Kimin Yaşantısına Benziyor, Arzuladığımız Hayat Nasıl Bir Hayattır

e-Posta Yazdır PDF

Rahman ve rahim olan Allah’ın adıyla!


Yaşantımız kimi yaşantısına benziyor İçinde bulunduğumuz küresel dünya itibariyle yaşantımız, İslami bir yaşantı demek çok zordur. İçimizden bazıları zahiren İslamı yaşamaya çalışsa da malasef içinde bulunduğumuz ve bizi tamamen kuşatan internet, tv çevre vs etkisiyle hakkıyla yaşamamaktayız. Maalesef gerek yaşantımız ve gerekse görüntümüz İslam mirasının bize bıraktığı mirasın izlerini bile taşımıyor. Elbette kastım geçmişte takılıp kalmak değildir. Ancak toplumsal değişim ve gelişmeler o toplumun tarihini şekillendiren dinin ve medeniyetin köklerinden de tamamen bağımsız olmamalıdır 


Müslüman olarak kimliğimiz, birey olarak kişiliğimiz bozulmuştur. Kur’an’ın başarışızlığın nedenleri olarak saydığı nerdeyse tüm vasıflara haiz durumdayız. Müslümanlar olarak Kur’an’dan neşet eden medeniyetimizin pratize ettiği temel ilkeleri; gerek geçmişte bizi başarıya götüren ve şimdi de birey, toplum ve devlet olarak başarlı olmamızı sağlayacak temel fakturleri bırakıp islam medeniyetiyle alakası olmayan tamamen kan ve göz yaşı üzerine kurulan batı medeniyetinin bize dayattığı yaşantı içindeyiz. 


Bu günkü halimizi Rasüllah şöyle tarif ediyor: “Gün gelecek siz, sizden evvelkilerin yoluna girecek de adım adım onları takip edeceksiniz. Hatta onlar kelerin deliğine girse siz de onların peşinden gideceksiniz. Bunlar Yahudi ve Hıristiyanlar mı ya Rasulullah diye sorulunca Allah Rasulu başka kim olacaktı diye….” karşılık verir. Bize sunulan ve dayatılan yaşantıya güzümüzü açıp bakmıyoruz. Bize çizilmiş rotayı nereye gittiğimizi bilmeden yaptığımız işin iyi mi kötü mü olduğunu düşünmeden takip etmekteyiz. Bireysel yaşantımız, toplumsal hayatımız, giyim koşamımız, aile hayatımız, bireysel ve toplumsal reflekslerimiz, örf, adet, kültürümüz Kur’an’ın öngördüğü inanç, ibadet ve ahlak sistemiyle yoğrulan medeniyet perspektifinden uzak tamamen tahrif edilmiş Yahudi ve Hıristiyan kültüründen neşet eden batı medeniyetinin insafına bırakılmış durumdadır. 


Dört elle sarıldığımız batı medeniyeti türlü hile ve tuzaklarla İslam alemini her açıdan sömürmekte bu istediğini elde etmek için hiçbir sınır tanımamaktadır. Yüz binlerce Müslümanın katledildiği Busna ve Çeçenistan, İslam aleminin hala yarayan kanası Filistin, türlü hile ve bahanelerle yüz binlerce insanın katledildiği Afganistan, kitle imha silahları bahanesiyle İslam kültür tarihinin yerle bir edildiği ve Müslümanların tarumar edildiği Irak, yetersiz beslenme ve temiz su bulunmamasından her sene yüz binlerce insanın öldüğü Sudan, Müslümanların kendi aralarında çatıştığı ve sayısız gurupların ortaya çıktığı  Libya, yaklaşık bir milyon insanın açlık sınırında olduğu ve kendi aralarında çatıştırılan Yemen, taş üstünde taş kalmayan Suriye malasef peşinde gittiğimiz ve hayatın her alanında taklit ettiğimiz batı medeniyetinin biz Müslümanlara  hediyesidir. Halbuki inandığımız inanç sistem tevhid üzerine bina edilmiştir. Bu tevhid, inançta olduğu gibi ibadette de sosyal hayatta da temel prensipler çerçevesinde birlik ve beraberliği gerektirir.


Batı medeniyetinin taaruzuna maruz kalan İslam alemi benzemeye çalıştığı yaşam tarzına karşı kendi medeniyetinden üretilmiş entellektül, işlevsel ve çağın gereksinimlerine uygun çözümler, yaşam tarzları geliştirme yerine körü körüne batı taklitçiliği ve yobazlığına kapılmışlardır. Toplum olarak ve içinde yaşadığımız çağın gereği belki yaşamamız gereken bir değişim ve yenilenme vardı. Ancak bu değişim ve yenilenme Kur’an penceresinden yapılmadığı için hayat tarzımız yaşam biçimimiz batının sapkınlıklarında kaybolmuştur. Müslümanlara modern yaşam diye yutturulan seküler, bireysel çıkar ve zevke dayalı olan batı yaşam tarzı İslam aleminde Peygamberimizden buyana oluşturulan köklü medeniyetin Müslüman’ca yaşam tarzını, toplumsal yapısını, gelenek ve göreneklerini tahribata uğratmıştır. Ne tam Müslüman yaşam tarzını yaşayabiliyoruz ne de tam batı hayatına entegre olabiliyoruz. Ancak bu durum böyle devam ederse İslam alemi gelecek yıllarda belki batının bile nefret ettiği bir yaşam tarzına maruz kalacaktır.  


İslam alemi olarak yine bizden kaynaklı sorunlarımızın da olduğu doğrudur. Bunun çözümü İslam medeniyetinin tam karşısında konumlanan batı yaşam tarzını tatbik etmek değildir. Kur’an ve Ku’rân’ın oluşturduğu medeniyet bu sorunları çözecek ilke ve prensiplere sahiptir. İslam medeniyeti bu motivasyonu sağlayacak potansiyeldedir.

Batı cahiliye dönemi yaşarken Bağdatta ve Şamda astronomi için kurulan gözlem evleri; matematik, astronomi, tıp, kimya, zooloji ve coğrafya ile ilgilenen Beytu’l-Hikmeler daha sayamayacağımız bu günkü bilim ve teknolojinin temellerinin atıldığı gelişmeler İslam medeniyetinin eseridir. Batı toplumu hurafelerle uğraşırken İslam medeniyeti bilimi en merkezi konuma yerleştirmiştir. Ancak bu gün toplumumuz orta çağın hurafe ve sapkınlıkların ürünü olan batı medeniyetinin körü körüne bir taklitçisi durumuna düşmüştür.  Ancak batı, İslam aleminin batı ahlakıyla ahlaklanmasını istemektedir. Fakat var olan bilimsel ve ilmi gelişmelerin, sosyal adet ve kardeşliğin İslam aleminde hakim olmasını ve bir yaşam tarzı olarak benimsemesine müsaade etmemektedir. Çünkü dayattıkları yaşam tarzı sayesinde İslam alemindeki zenginlikleri sömürebilmekteler. 


Dünya üzerinde fakir ülkelerin çoğu neredeyse %99 Müslüman ülkeler teşkil etmektedir. buna mukabil sadece Basra körfezi bölgesinde dünya petrol rezervlerinin üçte ikisi bulunmakta, batı ülkelerin tükettiği Petrolun %50 sini İslam ülkeleri sağlamaktadır. Sadece bu zenginlik bile maddi anlamda İslam ülkelerinin refahına yeterdir. Ancak İslam alemi ya fakirlikle boğuşmakta ya da iç savaşlar yaşamaktadır. İslam ülkelerinin katliam yaşamadığı gün yoktur. Batı İslam aleminin yer altı ve yer üstü zenginliklerini sömürebilmek için Müslümanların yaşam tarzını hayata bakış açılarını değiştirdi. Bunda da başarılıda oldu. 


Tüm olumsuzluklara rağmen İslam aleminin terraki etmesi, Müslümanların barış ve huzura kavuşması, hayat standartlarının yükselmesi için ellerinde var olan imkanlar yer yüzünde hiçbir toplum da bulunmamaktadır. Müslümanlara düşen bu imkanlarını kullanmalarıdır. Her şeyden önce hayatlarını düzenleyecekleri Allah’tan geldiğine kesin inandıkları hayat kitabı Kur’an bulunmaktadır. Yaşam biçimlerini Kur’an’a göre düzenlediklerinde, hayatlarında sünneti seniyeyi uyguladıklarında tüm İslam aleminde huzur ve güvenlik hakim bulacaktır. Kur’an ve Sünnetin gereği ilimde ve bilimde en üst seviyeye çıkmak durumunda kalacaklardır. Kuran ve sünnetin prensip ve ilkeleri uygulandığında batının ne fikri ne de maddi sömürüsüne maruz kalmayacaklardır. Ancak bu çağın Müslümanları olarak yaşam tarzımızı Kur’an’a ve Sünnete göre şekillendirmiyoruz bilakis Kur’an ve Sünneti kendimize göre ve yaşam biçimimize göre yorumluyoruz.


Mümince ve müslümanca bir yaşam tarzı bizim tek kurtuluşumuzdur. Mümin, her şeyden önce Allah’tan korkar. Allah’ın yasaklarına karşı dikkatli olup emirlerini yerine getirir. Allah’a şükredip her durumda ona güvenir. Yaşam biçimini Kur’an’a göre düzenler. Müminler Kur’anın emri gereği mütevazi ve birbirlerinin derdiyle dertlenirler. Merhametli ve yumuşak huyludurlar. Öfkelerine kapılmaz, insanlara karşı hoşgörülü ve bağışlayıcıdırlar, Güvenilir olup tüm insanlara güven ve huzur telkin ederler. Müslüman; kişiliği güçlü, güven ve adeleti sağlayan tüm insanlara karşı iffetli olur….. Hasılı Müslüman Kur’an ve Sünnetin uygun gördüğü bir hayatı yaşar. Bu hayat tarzı sadece Müslümanlara saadeti sağlamaz aynı şekilde Müslüman olmayanlara da huzur ve saadeti getirir. Ancak mümin inkarcılara ve İslam düşmanlarına karşı uyanık olup tedbiri elden bırakmaz.