Kudüs’ün İzzetini Dünya Müslümanlarının İzzetinden Bağımsız Düşünemeyiz

e-Posta Yazdır PDF

Müslümanların bugünkü durumunu anlamamız, sağlıklı bir tespitte bulunmamız diğer bir ifade ile hastalıkları hakkında doğru bir teşhise varabilmemiz sonra da teşhis ettiğimiz bu hastalık ve içinde bulundukları diğer sıkıntılardan kurtulmalarını sağlayacak bir reçete yazabilmemiz için “her bir şeyin açıklayıcısı” olan vahiy/Kur’an ve sünnet nazarından onlara bakarak, Allah’ın adıyla onları okumamız gerekir. Bu okumada ne kadar başarılı olursak tespitimizde, çözüm önerimizde, çözüm önerimizi uygulamamızda ve netice almada o kadar başarılı oluruz çünkü bütün gerçekleşenlerin, gerçekleşmekte olanların ve gerçekleşeceklerin hepsi Allah Teâlâ’nın kanunları çerçevesinde gerçekleşmektedir. Bu durum Kur’an-ı Kerim’de farklı surelerde ve farklı bağlamlarda tekrar tekrar anlatılmaktadır. Bu ayetlerden bazıları:

اِسْتِكْبَاراً فِي الْاَرْضِ وَمَكْرَ السَّيِّئِۜ وَلَا يَح۪يقُ الْمَكْرُ السَّيِّئُ اِلَّا بِاَهْلِه۪ۜ فَهَلْ يَنْظُرُونَ اِلَّا سُنَّتَ الْاَوَّل۪ينَۚ فَلَنْ تَجِدَ لِسُنَّتِ اللّٰهِ تَبْد۪يلاًۚ وَلَنْ تَجِدَ لِسُنَّتِ اللّٰهِ تَحْو۪يلاً

“Çünkü yeryüzünde büyüklük taslıyor ve kötülük tuzakları kuruyorlardı. Halbuki kötülük tuzakları, kuranların ayağına dolaşır. Yoksa onlar öncekilere uygulanan yasalardan başkasını mı bekliyorlar? Allah’ın yasalarında asla bir değişme bulamazsın; Allah’ın yasalarında asla bir sapma da bulamazsın.”   

سُنَّةَ اللّٰهِ الَّت۪ي قَدْ خَلَتْ مِنْ قَبْلُۚ وَلَنْ تَجِدَ لِسُنَّةِ اللّٰهِ تَبْد۪يلاً

“Bu Allah’ın öteden beri uygulanıp gelen kanunudur, Allah’ın kanununda bir değişiklik bulamazsın.”   

مَا كَانَ عَلَى النَّبِيِّ مِنْ حَرَجٍ ف۪يمَا فَرَضَ اللّٰهُ لَهُۜ سُنَّةَ اللّٰهِ فِي الَّذ۪ينَ خَلَوْا مِنْ قَبْلُۜ وَكَانَ اَمْرُ اللّٰهِ قَدَراً مَقْدُوراًۙ


“Allah’ın, kendisi için takdir ve emrettiği bir şeyi yerine getirme hususunda peygamber için bir sıkıntı ve sakınca olamaz. Allah’ın hükmü değişmez kaderdir.” 


Yukarıdaki ayetlerin de işaret ettiği gibi her şey Allah Teâlâ’nın sünneti çerçevesinde gerçekleşmektedir ve hiçbir güç O’nun onun Kanunlarının dışına çıkamaz. Allah Teâlâ’nın yasaları ikiye ayrılır:


1- Bütün varlığın tabi olduğu yasalar, uyulması isteğe bağlı olmayan tabii yasalardır. Bu yasalara bütün varlık uymak durumundadır. Seçme hakkı yoktur.


2- Akıl ve irade sahibi biz insanlar ve cinlerin kendi özgür iradeleriyle tercih ederek uyduğu veya reddettiği ve tercihlerinin sonuna katlandıkları yasalar. İşte bu yasalar bize din olarak peygamberler vasıtası ile gönderilmiş yasalardır. Allah Teâlâ bu yasaları ilk insan ve ilk peygamber Hz. Âdem’i (a.s.) dünya göndermesiyle birlikte göndermeye başlamış ve son peygamber Hz. Muhammed’i göndermesiyle de bu süreci tamamlamıştır. Allah Teâlâ, biz insanların ancak ve ancak bu kanunları kabul edip yerine getirdiğimiz zaman hem iç dünyamızda hem dış dünyamızda barış içinde olmayı başarabileceğimizi bildiği için, Peygamberler vasıtasıyla gönderdiği bu kanunların adını kök anlamı barış olan Arapça s-l-m (سلم) kökünden gelen İslam koymuştur. Onu tek din olarak kabul etmiş ve insanlardan ondan başka din kabul etmeyeceğini bildirmiştir. Bu dinin gereğini yapanlara bu dünyanın da ahiretin de sevabını, güzelliklerini vaat etmiştir.


Aynı zamanda bu dine sarılanlara özel görevler vermiş onları merkez ümmet kılmış, insanlara şahit kılmış ve onları insanlar içinden çıkan en hayırlı topluluk olarak nitelemiştir.



Müslümanlar Allah’a, Elçisi’ne, Kitabına ve İnananlara karşı tutumunda samimi olup gayret gösterenlere bu dünyanın izzetini verdiği gibi ahireti de vaat etmiştir. Bütün tarih bunun şahitliğiyle doludur. İlk Müslümanlar ve bizim durumumuzu karşılaştırınca bu bütün açıklığıyla ortaya çıkar. Biz de bu yazımızda ilk Müslümanları ve bizleri karşılaştırıp, bizim içinde bulunduğumuz bu rezaletten kurtulmanın yolunu keşfetmeye gayret göstereceğiz.


Kısaca ilk müslümanlar’ın özellikleri ve allah teâlâ’nın onlara olan vaatlerinin bir kısmının dünyada gerçekleşmesi.

A-İlk Müslümanların Özellikleri:

a- Kur’an-ı Kerim ile ilişkileri:

610 yılın Kur’an’ın indiği ilk yıllarda Mekke ve Medine’de çok az okuryazar olmasına rağmen, yazı çok iyi bilinmemesini, yazı yazacak malzemelerin çok ilkel ve buna rağmen kısıtlı olmasına rağmen, insanlar taşa, kemiğe, ağaç kavuklarına vb. aletlerin üzerine yazarak Kur’an-ı Kerim’i okumaya gayret etmişler, ezberlemişler, Hz. Peygamberin öncülüğünde onu anlamaya gayret göstermişler ve gereğini yapmışlardır. Üçüncü sırada inen Müzzemmil suresi Müslümanlara gecelerini programlayarak Kur’an-ı Kerim okumalarını emretmiş ve Hz. Peygamber ve yanındaki bir grup Müslüman kadın, erkek, çocuk bu görevi yapmak için azami gayret göstermişler ve bu gayretlerine Allah Teâla aynı suresinin 20. Ayetinde şu şekilde şahitlik etmektedir:

اِنَّ رَبَّكَ يَعْلَمُ اَنَّكَ تَقُومُ اَدْنٰى مِنْ ثُلُثَيِ الَّيْلِ وَنِصْفَهُ وَثُلُثَهُ وَطَٓائِفَةٌ مِنَ الَّذ۪ينَ مَعَكَۜ وَاللّٰهُ يُقَدِّرُ الَّيْلَ وَالنَّهَارَۜ عَلِمَ اَنْ لَنْ تُحْصُوهُ فَتَابَ عَلَيْكُمْ فَاقْرَؤُ۫ا مَا تَيَسَّرَ مِنَ الْقُرْاٰنِۜ عَلِمَ اَنْ سَيَكُونُ مِنْكُمْ مَرْضٰىۙ وَاٰخَرُونَ يَضْرِبُونَ فِي الْاَرْضِ يَبْتَغُونَ مِنْ فَضْلِ اللّٰهِۙ وَاٰخَرُونَ يُقَاتِلُونَ ف۪ي سَب۪يلِ اللّٰهِۘ فَاقْرَؤُ۫ا مَا تَيَسَّرَ مِنْهُۙ وَاَق۪يمُوا الصَّلٰوةَ وَاٰتُوا الزَّكٰوةَ وَاَقْرِضُوا اللّٰهَ قَرْضاً حَسَناًۜ وَمَا تُقَدِّمُوا لِاَنْفُسِكُمْ مِنْ خَيْرٍ تَجِدُوهُ عِنْدَ اللّٰهِ هُوَ خَيْراً وَاَعْظَمَ اَجْراًۜ وَاسْتَغْفِرُوا اللّٰهَۜ  اِنَّ اللّٰهَ غَفُورٌ رَح۪يمٌ

“Senin, gecenin üçte ikisine yakın kısmını, yarısını, üçte birini ibadetle geçirdiğini ve beraberinde bulunanlardan bir grubun da (böyle yaptığını) rabbin elbette bilir. Gece ve gündüzü belirleyen ancak Allah’tır. O, sizin (istenen) vakti tespit edemeyeceğinizi bilmektedir. Bu yüzden de sizi bağışlamıştır. Artık Kur’an’dan kolayınıza geleni okuyun. Allah bilmektedir ki içinizde hastalar bulunacak, bir kısmınız Allah’ın lütfundan rızık aramak üzere yeryüzünde yol tepecek, diğerleri de Allah yolunda çarpışacaktır. O halde Kur’an’dan kolayınıza geleni okuyun. Namazı kılın, zekâtı ödeyin, Allah’a güzel bir borç verin. Kendiniz için önceden ne iyilik hazırlarsanız Allah katında onu bulursunuz; hem de daha iyi ve mükâfatça daha büyük olmak üzere. Allah’tan bağışlanmayı dileyin, şüphesiz Allah çok bağışlayıcı çok esirgeyicidir.” 


Müslümanların Hz. Peygamber’in öncülüğünde Kur’an-ı Kerim eğitimini yalnız lafzına yönelik değil aynı zaman onun manasına yönelik de almışlar; bu durumu bir sahabe şu şekilde anlatıyor: Hz. Peygamber (s.a.v.) bize Kur’an’ı ve onunla amel etmeyi birlikte öğretiyordu.  Kölelerden, cariyelerden başlayarak toplumun bütün kesimleri Kur’an’ın lafzını öğrenmeye ve gereğince amel etmeye bütün güçleriyle gayret göstermişlerdir. Öyle ki Kur’an’dan daha fazla sure ezberleyen kimse diğerlerinin önüne geçmiş, toplum Kur’an’la düşünür Kur’an’la konuşur, amel eder hale gelmiştir.


Bu kimselerin Kur’an’a irtibatını şu şekilde özetleyebiliriz:

1- Lafzını doğru okumak,

2- Doğru anlamak,

3- Üzerinde derin derin düşünmek

4- Gereğince amel etmek.


b- Hz. Peygamber (s.a.v.)  İle Olan İlişkileri:

İlk Müslümanlar, her konuda Hz. Peygamberi örnek alıyor, hiçbir konuda onun önüne geçmiyorlardı. O, bir şey emrettiği zaman onu derhal yerine getiriyorlar, onun verdiği hükümlere karşı gönüllerinde en ufak bir sıkıntı olmadan itaat ediyorlardı. Onu mallarından, canlarından daha çok seviyorlar onun duasını almak için gayret ediyorlardı. Onun âlemlere rahmet olarak gönderildiğinin bilincindeydiler her bir fırsatta bu rahmetten daha çok faydalanmaya çalışıyorlar.


 Onun gündemini nöbetleşe de olsa o günün imkânlarının elverdiği şekilde takip ediyorlardı. Hz. Peygamber’in (s.a.v.) yanında bir biriyle kenetlenmiş duvarın tuğlaları gibi şahsiyetli bir duruş sergiliyorlardı.


c- Kendi Aralarındaki İlişkileri:

İlk Müslümanların hayatında Kur’an’ın diğer ayetlerinin davranışa dönüştüğü gibi Hucurat suresindeki geçen

 اِنَّمَا الْمُؤْمِنُونَ اِخْوَةٌ فَاَصْلِحُوا بَيْنَ اَخَوَيْكُمْ وَاتَّقُوا اللّٰهَ لَعَلَّكُمْ تُرْحَمُونَ۟

“Müminler ancak kardeştirler, öyleyse iki kardeşinizin arasını düzeltin, Allah’a itaatsizlikten sakının ki rahmetine mazhar olasınız.” ayeti de davranışa dönüşmüş Müslümanlar arasında yaşam tarzı olmuştu. 


Aynı şekilde İslam, inanan kimselere, başkaları ile imkanlarını paylaşmalarını emretmiş, ilk Müslümanlar, bu konuyu hayatlarına o kadar taşımışlar ki “Kişinin başkasının yarar ve çıkarını kendi çıkarına tercih etmesi veya bir zarardan öncelikle onu koruması” şeklinde tarif edilen paylaşmanın ve kardeşliğin, en ileri derecesi olan ve ÎSAR olarak isimlendirilen ahlak kuralı onların hayatına hakim olmuştur.


Bunu şu olay en güzel şekilde özetlemektedir:

“Yermük Savaşında, Haris b. Hişam, İkrime b. Ebi Cehil ve Süheyl b. Amr ağır yaralar alarak yere düştüler. 

Haris b. Hişam içmek için su istedi. Askerlerden biri ona su götürdü.

İkrime’nin kendisine baktığını görünce “Bu suyu İkrime’ye götür” dedi.

İkrime suyu alırken, Süheyl’in kendine baktığını gördü, suyu içmeyerek 

“Bunu götür Süheyl’e ver” dedi. 

Fakat su Süheyl’e yetişmeden Süheyl öldü. 

Bunun üzerine sucu İkrime’ye koştu. Fakat İkrime de ölmüştü. 

Hemen Haris’in yanına koştu. Haris de ölmüştü.” Bu örnekler artırılabilir.

İlk Müslümanların Ulaştıkları Başarıların Özeti

Hz. Peygamberin (s.a.v.) öncülüğünde bu dinin gereğini yerine getiren ilk Müslümanlar bütün bu vaatlere ulaşmışlar kısa sürede dünyanın merkezine oturmuşlar ve Allah Teâlâ onlara dünyayı yönetme imkânı vermiş her alanda çok ileri başarılara ulaşmışlardır. Mekke, Medine, Kudüs, Şam, Bağdat başta olmak üzere Müslümanlara ve Müslümanlığa beşiklik yapmış, bilim, ahlak, yardımlaşma vb. birçok insanı vasıfların hayat bulduğu medeniyet merkezi şehirler inşa etmişler. İran’ı ve Anadolu’yu fethetmişler, İstanbul’u alarak Viyana kapılarına kadar dayanmışlar, Cebeli Tarık boğazını geçerek Endülüs’e yerleşmişler, Allah Teâla kısa bir sürede Asya, Afrika, Avrupa başta olmak üzere bütün dünyada etkin bir topluluk olmalarına imkân vermiş dünyanın en güçlü devletlerini kurmuşlardır. 


Müslümanların Bugünkü Durumu 

Şam yıkılmış, Bağdat yıkılmış, Kudüs İşkal altında, Mekke ve Medine’yi yöneten insanlar Müslümanların içine düştüğü sorunları çözmeyi bir tarafa bırakalım kendileri bizzat sorunun parçası durumda, denizlerde insanlık kitle kitle boğuluyor, sahillerden Müslüman çocuklarının ölüleri toplanıyor. 60 milyon insan şu anda göçmen durumunda, Arıkan’da insanlar toplu halde öldürülüyor. Başta Müslümanlar olmak üzere bütün dünya zulümden muzdarip, dünya ezilenlerle dolu, işin kötüsü Müslüman Müslümanı öldürüyor.


İslam dünyası nimet kavuştuktan, İslam’ın izzetini tattıktan, zirveye çıktıktan sonra, hemen hemen her alanda başarı gösterdikten sonra bugünkü durumuna geldi. Bu durumda öncelikle Kur’an’ı Kerim’e şu soruyu sormamız gerekir:


Allah bir kavme olan nimetini ne zaman değiştirir?


Kur’an’ı Kerim bu soruya farklı bağlamlarda farklı cevaplar verir. Bu cevaplardan bazıları:

لَهُ مُعَقِّبَاتٌ مِنْ بَيْنِ يَدَيْهِ وَمِنْ خَلْفِه۪ يَحْفَظُونَهُ مِنْ اَمْرِ اللّٰهِۜ اِنَّ اللّٰهَ لَا يُغَيِّرُ مَا بِقَوْمٍ حَتّٰى يُغَيِّرُوا مَا بِاَنْفُسِهِمْۜ وَاِذَٓا اَرَادَ اللّٰهُ بِقَوْمٍ سُٓوءاً فَلَا مَرَدَّ لَهُۚ وَمَا لَهُمْ مِنْ دُونِه۪ مِنْ وَالٍ

“Kişinin önünde ve arkasında Allah’ın emriyle onu kayıt ve koruma altına alan takipçiler vardır. Bir toplum kendisindekini değiştirmedikçe Allah onlarda bulunanı değiştirmez. Allah herhangi bir toplumun başına bir kötülük gelmesini diledi mi, artık onun geri çevrilmesi mümkün değildir. Onların Allah’tan başka yardımcıları da bulunmaz.”  


Başka bir ayeti kerimede:

ثُمَّ اَنْتُمْ هٰٓؤُ۬لَٓاءِ تَقْتُلُونَ اَنْفُسَكُمْ وَتُخْرِجُونَ فَر۪يقاً مِنْكُمْ مِنْ دِيَارِهِمْۘ تَظَاهَرُونَ عَلَيْهِمْ بِالْاِثْمِ وَالْعُدْوَانِۜ وَاِنْ يَأْتُوكُمْ اُسَارٰى تُفَادُوهُمْ وَهُوَ مُحَرَّمٌ عَلَيْكُمْ اِخْرَاجُهُمْۜ اَفَتُؤْمِنُونَ بِبَعْضِ الْكِتَابِ وَتَكْفُرُونَ بِبَعْضٍۚ فَمَا جَزَٓاءُ مَنْ يَفْعَلُ ذٰلِكَ مِنْكُمْ اِلَّا خِزْيٌ فِي الْحَيٰوةِ الدُّنْيَاۚ وَيَوْمَ الْقِيٰمَةِ يُرَدُّونَ اِلٰٓى اَشَدِّ الْعَذَابِۜ وَمَا اللّٰهُ بِغَافِلٍ عَمَّا تَعْمَلُونَ

“Sonra işte şimdi sizler birbirinizi öldürüyorsunuz; içinizden bir kesimi yurtlarından sürüyor, onlara karşı kötülük ve düşmanlıkta birbirinize arka çıkıyorsunuz. Esirler olarak size geldiklerinde de fidye verip kendilerini kurtarıyorsunuz. Halbuki onları sürgün etmek size haram kılınmıştı. Yoksa siz kitabın bir kısmına inanıp bir kısmını inkâr mı ediyorsunuz? İçinizden bu şekilde davranan birinin dünya hayatındaki cezası ancak rezil rüsvâ olmaktır; kıyamet gününde ise onlar azabın en şiddetlisine itilirler. Allah sizin yapmakta olduğunuzdan habersiz değildir.”  


Diğer bir ayeti Kerimede:

يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا لَا تَتَّخِذُٓوا اٰبَٓاءَكُمْ وَاِخْوَانَكُمْ اَوْلِيَٓاءَ اِنِ اسْتَحَبُّوا الْكُفْرَ عَلَى الْا۪يمَانِۜ وَمَنْ يَتَوَلَّهُمْ مِنْكُمْ فَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الظَّالِمُونَ ﴿٢٣﴾  قُلْ اِنْ كَانَ اٰبَٓاؤُ۬كُمْ وَاَبْنَٓاؤُ۬كُمْ وَاِخْوَانُكُمْ وَاَزْوَاجُكُمْ وَعَش۪يرَتُكُمْ وَاَمْوَالٌۨ اقْتَرَفْتُمُوهَا وَتِجَارَةٌ تَخْشَوْنَ كَسَادَهَا وَمَسَاكِنُ تَرْضَوْنَـهَٓا اَحَبَّ اِلَيْكُمْ مِنَ اللّٰهِ وَرَسُولِه۪ وَجِهَادٍ ف۪ي سَب۪يلِه۪ فَتَرَبَّصُوا حَتّٰى يَأْتِيَ اللّٰهُ بِاَمْرِه۪ۜ وَاللّٰهُ لَا يَهْدِي الْقَوْمَ الْفَاسِق۪ينَ۟ ﴿٢٤﴾  

“Ey iman edenler! Şayet inkârı imana tercih ederlerse, babalarınızı ve kardeşlerinizi dahi dayanıp güvenilecek dostlar edinmeyin. İçinizden kimler onları dost edinirse, işte kendilerine kötülük edenler bunlardır.  De ki: Eğer babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, hısım-akrabanız, kazandığınız mallar, durgunluğa uğramasından endişe ettiğiniz ticaretiniz ve hoşlandığınız meskenler size Allah’tan, peygamberinden ve O’nun yolunda cihaddan daha sevimli ise, artık Allah buyruğunu gerçekleştirinceye kadar bekleyin. Allah günaha saplanmış kimseleri hidayete erdirmez.”  


Diğer bir ayette ise:

وَاَط۪يعُوا اللّٰهَ وَرَسُولَهُ وَلَا تَنَازَعُوا فَتَفْشَلُوا وَتَذْهَبَ ر۪يحُكُمْ وَاصْبِرُواۜ اِنَّ اللّٰهَ مَعَ الصَّابِر۪ينَۚ

“Allah ve resulüne itaat edin, birbirinize düşmeyin, sonra zayıflarsınız ve zaferi elden kaçırırsınız. Sabredin, kuşkusuz Allah sabredenleri sever.”   


Başka bir ayette ise:

فَخَلَفَ مِنْ بَعْدِهِمْ خَلْفٌ وَرِثُوا الْكِتَابَ يَأْخُذُونَ عَرَضَ هٰذَا الْاَدْنٰى وَيَقُولُونَ سَيُغْفَرُ لَنَاۚ وَاِنْ يَأْتِهِمْ عَرَضٌ مِثْلُهُ يَأْخُذُوهُۜ اَلَمْ يُؤْخَذْ عَلَيْهِمْ م۪يثَاقُ الْكِتَابِ اَنْ لَا يَقُولُوا عَلَى اللّٰهِ اِلَّا الْحَقَّ وَدَرَسُوا مَا ف۪يهِۜ وَالدَّارُ الْاٰخِرَةُ خَيْرٌ لِلَّذ۪ينَ يَتَّقُونَۜ اَفَلَا تَعْقِلُونَ ﴿١٦٩﴾  وَالَّذ۪ينَ يُمَسِّكُونَ بِالْكِتَابِ وَاَقَامُوا الصَّلٰوةَۜ اِنَّا لَا نُض۪يعُ اَجْرَ الْمُصْلِح۪ينَ ﴿١٧٠﴾  

“Onların ardından kitaba vâris olan ve “Nasıl olsa bağışlanacağız” diyerek şu dünyanın geçici menfaatine sarılan bir kuşak geldi. (Ne zaman) önlerine bu gibi menfaatler çıksa hemen sarılırlar. Bunlardan, Allah hakkında gerçek olandan başka bir şey söylemeyeceklerine dair kitabın öngördüğü bir söz alınmamış mıydı? Üstelik onlar kitaptakini de okuyup öğrenmişlerdi. Doğrusu âhiret yurdu sakınanlar için daha hayırlıdır. Hâlâ aklınız ermiyor mu?  Kitaba sımsıkı sarılıp namazı dosdoğru kılanlar var ya, işte böyle iyiliğe çalışanların ecrini biz asla zayi etmeyiz.”


Diğer bir ayeti kerimede ise şöyle buyuruluyor:

فَخَلَفَ مِنْ بَعْدِهِمْ خَلْفٌ اَضَاعُوا الصَّلٰوةَ وَاتَّبَعُوا الشَّهَوَاتِ فَسَوْفَ يَلْقَوْنَ غَياًّۙ

“Sonra bunların ardından artık namazı kılmayan ve nefsânî arzulara uyan bir nesil geldi. Bunlar elbette azgınlıklarının cezasını bulacaklardır.” 

Yukarıdaki ayetler ışığında şunu söyleyebiliriz: Bütün izzet ve şeref katında olan, onu istediğine veren ve istediğinden alan Allah Teâlâ bugün Müslümanlardan onu almış ise yukarıdaki ayetler ışığında şunları söyleyebiliriz:


a) Müslümanlar kendilerinde olan güzelliklerden kötülüğe doğru değişmişlerdir.

b) Kur’an-ı Kerim’in emirlerinden işine geldiklerini uygulamışlar işine gelmediklerini terk etmişlerdir.

c) Dünya konforu onlara Allah yolunda gayret göstermeden, bütün imkanlarıyla caba harcamadan daha sevimli gelmiştir.

d) Aralarında çıkan problemleri Kur’an ve sünnet çerçevesinde çözmek yerine her bir grup kendi görüşünü hak olarak savunmuş ve nizaya, çekişmeye başlamışlar, parça parça olmuşlardır.

e) “Nasıl olsa bağışlanacağız” diyerek şu dünyanın geçici menfaatine sarılan insanlar aralarında çoğalmıştır. Bunlar Allah’a verdikleri sözleri unutmuşlardır.

f)Namazı özellikle de cemaatle namazı bırakarak şehvetlerinin peşlerine düşmüşlerdir. Bu durumda onların tamamen yoldan sapmalarına vesile olmuştur.


SONUÇ

مَنْ كَانَ يُر۪يدُ الْعِزَّةَ فَلِلّٰهِ الْعِزَّةُ جَم۪يعاًۜ اِلَيْهِ يَصْعَدُ الْكَلِمُ الطَّيِّبُ وَالْعَمَلُ الصَّالِـحُ يَرْفَعُهُۜ وَالَّذ۪ينَ يَمْكُرُونَ السَّيِّـَٔاتِ لَهُمْ عَذَابٌ شَد۪يدٌۜ وَمَكْرُ اُو۬لٰٓئِكَ هُوَ يَبُورُ

“Kim izzet isterse bilmeli ki izzet tamamıyla Allah’a aittir. Güzel sözler O’na yükselir; rızâsına uygun iş ve davranışları da O yüceltir. Sinsi sinsi kötülük tasarlayanlar için çetin bir azap vardır ve onların tuzakları altüst olur.”  


قُلِ اللّٰهُمَّ مَالِكَ الْمُلْكِ تُؤْتِي الْمُلْكَ مَنْ تَشَٓاءُ وَتَنْزِعُ الْمُلْكَ مِمَّنْ تَشَٓاءُۘ وَتُعِزُّ مَنْ تَشَٓاءُ وَتُذِلُّ  مَنْ تَشَٓاءُۜ بِيَدِكَ الْخَيْرُۜ اِنَّكَ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَد۪يرٌ

“De ki: “Ey mülkün gerçek sahibi olan Allahım! Mülkü dilediğine verirsin, dilediğinden çekip alırsın. Dilediğini yüceltirsin, dilediğini de alçaltırsın. Her türlü iyilik senin elindedir. Hiç kuşku yok sen her şeye kadirsin.”   

 يَقُولُونَ لَئِنْ رَجَعْنَٓا اِلَى الْمَد۪ينَةِ لَيُخْرِجَنَّ الْاَعَزُّ مِنْهَا الْاَذَلَّۜ وَلِلّٰهِ الْعِزَّةُ وَلِرَسُولِه۪ وَلِلْمُؤْمِن۪ينَ وَلٰكِنَّ الْمُنَافِق۪ينَ لَا يَعْلَمُونَ۟

“Şöyle diyorlar: “Hele Medine’ye dönelim, o zaman güçlü olan zayıf olanı    oradan çıkaracak!” Halbuki asıl güç ve izzet Allah’ındır, resulünündür, müminlerindir; fakat münafıklar bunu bilmezler!”   


Yukarıda nüzul sürecine göre sıraladığımız izzeti konu alan ayetlerden ilki izzetin yalnız Allah’ın katında olduğunu bildiriyor, ikincisi ise Allah Teâlâ’nın onu istediğine vereceğini istediğinden alacağını bildiriyor, sonuncusu ise izzetin Allah’a, Elçisine ve İnanlara ait oluğunu bildiriyor. 


Bütün bunları birlikte yorumladığımızda bugün biz izzetimizi kaybettiysek diğer bir ifade ile Allah bizden bunu almışsa bunun sebebi bizim Allah’a, Elçisi’ne, Kitabına ve iman edenlere karşı taşıdığımız niyet, kullandığımız üslup ve edindiğimiz tavırların diğer bir ifade ile işlemlerimizin hakikatten sapmasından kaynaklanmaktadır. Tekrar bu izzeti hak etmenin yolu da Allah ile, Peygamber ile, Kur’an-ı Kerim ile ve inanan insanlar ile olan ilişkilerimizde; Hz. Peygamberin eğitiminde, Kur’an’ın inişine şahitlik yapmış, Allah’ın kendilerine izzeti bahşettiği ilk Müslümanları model almamızdır.

Allah’ın şu vaadine asla unutmayalım:

وَلَقَدْ كَتَبْنَا فِي الزَّبُورِ مِنْ بَعْدِ الذِّكْرِ اَنَّ الْاَرْضَ يَرِثُهَا عِبَادِيَ الصَّالِحُونَ

“Andolsun  zikirden sonra Zebûr’da da “Yeryüzü iyi kullarıma kalacaktır” diye yazmıştık.”  


Dipnotlar

1. Fatır 35/43  2.  Fetih 48/23; Ahzap 33/62  3.  Ahzap33/38  4.  Müzzemmil 73/20  5.  Kurtubi, el-Cami Li-Ahkami’l-Kur’an, Daru İhayai’t-Turasi’l-Arabî, Beyrut, tarihsiz, I. 39.   6.   Ra’d 13/11  7.  Bakara 2/85  8.  Tevbe Sûresi 10/ 23,24  9.  Enfâl 9/46  10.  A’râf Sûresi 7/169,170  11. Meryem19/ 59  12.  Fâtır 35/10  13.  Âl-i İmrân 3/26  14.  Münâfikûn 63/ 8  15.  Enbiyâ 21/ 105